Doğru Bilinen Yanlışlar-2 /

Yazı dizisinin bu bölümünde nasip ve kısmet kavramlarını ele alacağım. Bilindiği gibi kavram, düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımına nedir. Hayatı anlamlandırma ve ifade etmede kullanılan bu ‘genel tasarım’, hatalı kullanıldığında ise düşünme/düşünce sistemini hatalı/eksik kılabilmektedir. Uzakdoğu’nun bilgesi Konfüçyüs, “Toplum, isim ve kavramları yanlış telaffuz etmek ve kullanmakla bozulur” der. Maksadım, kavram yanılgılarını bertaraf edip, yanlış telaffuz ve kullanımları önüne geçmektir.

‘Nṣb’ kökünden gelen nasip, bir kimsenin elde edebildiği, sahip olabildiği ve payına düşen şey, manasındadır.

Kısmet ise ‘ḳsm’ kökünden olup böldü, pay etti anlamındadır. Yani Yaratıcının her kişiye uygun gördüğü yaşama durumudur.

Kısmet, Yaratıcının yarattığı tüm canlılara taksim ettiği; nasip ise canlının kendi özgür iradesiyle elde ettiği her şeydir. Dolayısıyla kısmetsiz insan yoktur; nasipsiz insan vardır. Allah kulunu kısmetsiz bırakmaz. Ama kul, kendi nasibini çoğaltmakla mükelleftir.

Allah yarattığı tüm canlılara kısmetini vermektedir. O’na inanan/inanmayan, itaat eden/etmeyen, O’nu seven sevmeyen.. Çünkü O, Cenab-ı Hakk’tır ve Adil-i Mutlak’tır.

Kısmet, kısmet sahibi için iyi ya da kötü olabiliyor. Çünkü kısmet yaratılışın; nasip ise emeğin sonucudur. Yüce Yaratıcı; ‘Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.’ (İsra suresi 13.ayet) Öyleyse nasip, alın teridir, tedbirdir, tevekküldür, teslimiyettir ve sabırdır.

Kısmetin farkına varmak, kısmet olmakla birlikte aynı zamanda emek isteyen bir nasip meselesidir.

Çünkü nasip, bir hedef uğruna ödenen bedellerin tamamına; kısmet ise hedef dışında ödenen bedellerdir.

İslam dini, olup biten her şeyin Allah’ın takdiri sonucu meydana geldiğine inanmayı emreder. Şüphesiz takdir Allah’ındır ve kısmet O’nundur.

Kısmet, külli iradenin; nasip ise cüzi iradenindir.

Teşbihte hata olmasın, mesela, pazarcı karanlıkta erkenden kalkıyor. Soğukta ıslanarak pazara çıkıyor. Herkes sıcak yatağında iken o, soğukta nasibini oluşturuyor. Akşam eve dönüşte fakir komşusuna yardım ediyor; nasibini oluşturuyor. İşte tüm mesele bu…

Tüm kilitli kapıları açan tılsımlı bir anahtar hükmündedir nasip. Bu tılsımın farkında olmak bile nasiptir. Muazzam bir hakikattir esasında. Egoya rağmen nasibi oluşturmak ise tamamen feraset ve basiret işidir.

Durmadan çalış, gayret et ve dağıt; kısmetini oluştur.

Karada, denizde ve havada milyonlarca canlıyı nasipsiz bırakmayan, seni de nasipsiz bırakmaz. Ama Kâinat Kitabı’nın kanunları var. Önemli olan o kanunlara riayet etmektir.

Sıkıntı etme. Dert yapma. Üzülüp umutsuzluğa kapılma. İstenileni yap. Yani yapılması gerekeni yap.

Unutma, gayretin yoksa şikâyetin olur.

İnsan bedel ödediğini sever. İnsan, Yaratıcı tarafında kendisine bahşedilen kısmetinin farkında değil. Nankörlüğü de bundandır.

Diyelim ki üniversite sınavı için 30.000 soru çözmeli. 25.000 çözdü.  Kısmeti varsa o eksiği kapanır. 40.000 çözerse, fazladan 10.000 onun nasibi olur.

Emek harcanırken bir miktar fazlasını ödemeli insan. Birikmeli nasibi. Biriken nasip kısmete dönüşüyor. Çalışan birinin mesaisi saat beşte bitiyorsa beşi beş geçe masadan kalkmalı. Nasibi biriksin ki kısmeti bereketlensin.

Kısmette kesinlik, nasipte ihtimal vardır.

Unutulmamalıdır ki hayatta her şey karşılıklıdır. Her şeyin bir bedeli vardır. Bedel, dış değil iç beklenti ister. Kısmetin kesilmemesi için iç beklentiyi beslenmeli insan.

Özetle kırmızı ışıkta geçtin ama kimse görmedi. Kaza da olmadı ama kısmetini boşa harcamış oldun! Kırmızı ışıkta geçme, dur ve nasibini oluştur.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir