Suskunluğun Sesi / Merve Akyel

Gecelere gizli bir sempatim var bilirsin. Öyle ya… Gün boyu binlerce gürültü içinde uyuşmaya direnen,  sıkışmış beyinlerimizi adeta özüne döndüren farklı  dinginlik hali bu . Kadınını seven insanlar içinse adeta kendisine kavuşma saatleri. Hepimiz çokta şükür edecek hayatlarımız olsa bile, bir taraftan sadece iplikle bağlıyız, olası zayıf yanlarımıza.  Zayıf, eksik, fazla, çok. Her şeyimiz varken, alkışlanası kudretle, olmayan bir şeyimizin arayışında kaybolmaya meyillimiz çok yüksek. O kadar yüksek ki hatta bu meyil, cahil cesaretine sürüklenip işte bu malum yüksekten düşme ve bin parça olmaya adeta gönüllüyüz. Susan kalplerin zenginliği bu yüzden olsa gerek.

Susmuş kalplerin birden bire ağlamasını bilir mesela kalbim. Hani şu durduk yere gelen bağırarak ağlama hissi. Mevlana’yı bilirim. Suskunluğunu, sessizliğini bir kalpte bütün olup adına “SUSKUN” denmesini…

Öyle ya “Hamuş” derdi Mevlana kendine. Yani ‘SUSKUN.’ Düşündün mü hiç? Bir  Şairin hem de Namı dünyayı sarmış bir şairin işi, gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan, elli binden fazla dizeye  imza atmış bir insanın nasıl olup da kendine Suskun, adını verdiğini. Yüreğimin aciziyetidir suskunluğum, karşında benim de dilsiz lal oluşum. Bu yüzden yazıyorum belki de. Bu yüzden yazıyorum, mektuplarımı Size. Bu yüzden mektuplarım hep size. Ben, ben  Alt tarafı bir su damlasıyım, alt tarafı bir, bir cılız insanım ben. Dedim ya bir su damlasıyım.  Çölün sonundaki sahraya ulaşır gibi, susuz kalmış kalbim kana, kana içmekte  sizi. Hiçbir damlasını israf etmiyor yüreğim. Doyasıya seviyor… Karanlıklarıma ışık olan gözlerin şimdi Aş(ı)k oluyor, sevda oluyor, Yar(a) oluyor. Nakış gibi el emeği, göz nuru işliyor sizi iliklerime. Yıllarca sizli günleri beklemişim meğer, yıllarca yanlış yollara sapmışım. Uzaklaşıp durmuşum kendimden, kendim bildiğim benliğimden. Dokununca yüreğime, değince sözlerin tenime yanıp kavrulur içim. Son nefesim… Son nefesim teninin koyu karasında son bulsa.

Bana baktığında içimden akıp giden o ulu Pınar; Huzur, Aşk, güven Yani “SEN.” Sen diyorum affına sığınarak. Adının yanındaki sizden uzakta sizi uzaktan sevmeleri bir anlık da olsa kaldırıp sen diyorum. Şimdi adına binlerce SEN’Lİ şiir yazasım var. Şimdi  ölesiye ve daima (SENİ) sevesim var. En Huzurlusundan, En mutlusundan, en sevgi, en aşk dolusundan, en sağlıklısından, en sevgilisinden, en Mihrimah’ından.

Aralık ayına bir gün kala aç kollarını;  karşıla her gün bir sürü senli benli günleri, Gözlerimden senli sessizliği dinle. Bilgeye, çalışmaya, Simya’ya adamış Mevleviler gibi hissettiren gizli mabedim. Duy beni ve dinle … Suskun diyarların sesi… Özeli özel kılan Kadınım. sus ve beni dinle …

En Sevgili’den Ey Sevgili’ye…

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir