Gönderilmeyen Mektup / Merve Akyel

Ve bir sonbahar hüznüne tutsak yine bugün bu diyarda. Yapraklar bırakıyor kendini rüzgârın serin yanına usulca. Titriyor öfkesi dinmeyen ağacın, karşı koyamadığı rüzgârın iniltili sesine. Bir yorgunluk üstümde. Bulutlar yağacak gibi az sonra hüznünü göğüme. Bir yarım kalmış mektubun son satırları gibiyim eksik, darmadağın. Göğsümün üstünde bir ağrı. Şakaklarımdan ince bir ter iniyor boynumdan aşağı. Bir iç sıkıntısı beynimi kemiriyor. Uzun tutuyorum yürüyüşleri. Sabah altı suları her zaman en güzel saatidir ömrün. Güneş bedenimde doğuyor, ruhumu aydınlatıyor, umudu fısıldıyor yarınlara. Güneşe dönüyorum yüzümü. Ilık bir rüzgâr dokunuyor yüzüme. Dediğini yapıyorum başım dik daha emin yürüyorum. Bir çift geçiyor önümden el ele. Arkalarından bakıyorum. Sahi mutlu olmak yetiyor mu ömrü tamamlamaya Arif Bey?

Bir sabah uyanamama korkusu içimi sarıyor. Ölümün bu kadar yalnız olabileceğinden kimse bahsetmemişti. İçi ürperiyor insanın. Gerçeğiyle baş başa kalınca. Her şeyi iyi tarafından bakıp gerçeği görmeyi ertelemeyi öğrettiler bize. Kim öğretir gerçeğin dışında var olmuş sahteliği? Yetmiş yaşında da olsam yalnızlık korkutmamalı beni. Bunu bilmem gerekir. Her şeyin doğrusunu iyi bilmek gerekir. Bir gün yalnız ölmeyi, ölümü huzurla beklemeyi sindirmem gerekecek. Ama ondan öncesi göğün üstündeki o yıldızlara daha çok vakit ayırmalıyım. Sonbaharın ayrılığı niye sevdiğini bilmeliyim. Kurak bir diyara bir canın nasıl su getirdiğine şahit olmalıyım. Yağmura ilk defa dokunan çocuğun sevincini tatmalıyım. Karşılıksız bir sevginin kollarında can çekişen yine de varlığını huzur bilen o adamı görmeli, dünyayı dolaşmış bir şanslıyı dinlemeliyim. Kırmızı göğünde uçurtmalar uçuran o kızın gözlerindeki mutluluğu izlemeliyim. Vaktim olmayacak belki ama mutlu olmak yolunda yarım bırakılmış hikâye olmayı yeğlerim Arif Bey.

Yağmur yağıyor yine Arif Bey. Göğünden alıyorlar da yüreğimin kurak toprağına serpiyorlar gibi. Canıma değdikçe içimdeki boşluğu kapatıyor. Ruhum ince ince arınıyor günahlarından. Aydınlanıyor gök sanki biraz haykırsam duyacak belki.  Eriyip gidiyorum kaldırımın soğuk taşında silik bir nokta gibi. Haykırsam kim duyar sesimi yalnızlar katından sahi?

Gitmeli… Kelimelerin soğuk yalnızlığından kurtulup bir yangını başlatacak o iki çift gözde buluşmaya gitmeli… Arif Bey sözlerim bir uçurum biliyorum. Tükettim içimde çağlayan suları. Gözümde büyüyor kalabalıklar, içim berduş bir kent. Öyle ıssız, öyle yitik öyle yalnız… Kaybolup bir toprakta yeşermek istiyorum. Can suyum bir avuç mutluluk. Gecenin karanlık örtüsü sarıyor yüzümü. Kayboluyorum karanlığın gizeminde. Bir derin kuytu köşeye çekilip susmak istiyorum. Uzun uzun susmak… Suskunluğumu dinler misiniz sahi Arif Bey?

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir