Borgers’in ‘Alçaklığın Evrensel Tarihi’ni Okurken yahut Bir Rüyanın Ardından / Fadıl Karlıdağ

Latin Amerikalı  ünlü şair, yazar  ve “büyülü gerçekçilik” akımının önemli isimlerinden Jorge Luis Borges, Bin Bir Gece Masalları’ndan mülhem oryantal bir öykü anlatır ‘Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde. Bu arada bahsi geçen eser Borges’in en güzel eserlerindendir. Borges’in söz konusu eserini ve bilumum eserlerini okumayı hararetle tavsiye ederim okurlarıma.

Gelelim mevzubahis hikayeye. Efendim, Kahire’de zamanın birinde önceden hali vakti yerinde olup sonra naçar düşmüş bir adam peş peşe aynı rüyayı görür uykusunda. Hayat şartlarının zorluğu ve geçim sıkıntısı ile kıvranan adama rüyasında bir pirî fani “ Evladım senin rızkın,  kısmetin İsfahan’dadır, oraya git.” der. ‘Vardır bunda bir hikmet’ deyip güç bela hazırlığını yapıp dünyanın öbür ucundaki İsfahan’a doğru yola çıkar adam. Uzun süren meşakkatli bir yolculuktan sonra İsfahan’a varır. Şehirde aylak aylak dolaşan bu yabancı adam  kale muhafızlarının dikkatini çeker ve  yakalayıp sorguya çeker, kim olduğunu,  İsfahan’da ne aradığını araştırırlar. Hikayesini bütün çıplaklığıyla anlatan adama inanmayan muhafızlar, ‘bu meczubu bir de komutanımız dinlesin de insanların ne kadar da aptalca maceralar ve hevesler peşinde koştuklarını anlasın’ diye düşünürler. Kalenin muhafız komutanının karşısına çıkarırlar zavallı adamı. Kahireli garibanın hikayesini dinleyen muhafız komutanı acıyarak ve alayla bakar adama “Sen şimdi Kahire’den buraya bir rüyaya inanarak mı geldin? Vah zavallı. Ben yıllardır aynı rüyayı görüyorum. Rüyamda bana “Kahire’nin şu mahallesindeki  şu evin bahçesindeki kuyuda bir hazine var” diyor bir ak saçlı. Ben aptal mıyım ki bir rüyaya kanıp da yerimi yurdumu terk edeyim, sonu meçhul maceralara atılayım. Acıdım şimdi sana” deyip adamı Kahire’ye ulaştıracak kadar harcırah verip şehirden kovar. Güç bela tekrar yola koyulan ve gerisingeri Kahire’ye doğru yolculuk eden adam kısmetini bulduğundan emindir. Şehre vardığında ilk işi;  İsfahan’daki muhafız komutanının rüyasında gördüğünü söylediği adresi aramak olur adamın. Eliyle koymuş gibidir her şey ve muhafız komutanının gördüğü rüyanın aynısıdır. Adama kalan orada, öylesine duran hazineyi çıkarmaktır sadece.

Özeti bu olan hikayenin “kıssadan hissesi”dir önemli olan zannımca.  Elbette güzel bir hikaye deyip geçebileceğimiz bir noktadan değerlendirilebileceği gibi daha farklı iki cihetten netice çıkarabileceğimiz bir değerlendirmeye de tabi tutulabilir. Birincisi; kişi için takdir kılınan ne varsa eninde sonunda ona sahip olacağı ama bu noktada bazı sıkıntılar yaşaması gerektiği, emek ve gayret neticesinde yazgısı mucibince bir sonuca veya kazanıma vasıl olabileceği hakikatini hikaye lisanınca bize anlatmaktadır ki; ‘yeryüzünde dolaşıp bizden öncekilerin yaşadıklarından bir ibret külliyatı çıkarmamız’ inancımızın emr-i mucibidir.

Gelelim meselenin ikinci bakış açısına ki; bu zaviye daha varoluşsal bir anlama ve kavrama sürecidir. Hayatı bize anlamlı kılan gelecek ile ilgili  rüyalarımız ve bu rüyalarımızın peşinde gidebilecek azim ve gayretimizin olması gereğidir. Rüya kavramını burada bittabi birincil anlamının  çok ötesinde bir kuşatıcılıkta kullanıyoruz. Hayatımızın temel gayesi ve her türlü edimimizin yegane esbab-ı mucibesi  olan yaşam felsefesinden ve hayallerimizden bahsediyoruz . Uğruna harekete  geçemeyeceğimiz yüzeysellikte ise rüyalarımız, bilinçaltı dünyamızın bize sergilediği ve uyandığımızda yaşamımızdan çıkarıp günü birlik heva ve heveslere kurban eylediğimiz gölge oyunlarından öte bir anlamı yoktur gördüklerimizin. Ama bütün zamanı kuşatacak, mekanla ve zamanla mukayyet olmayan rüyalarsa gördüklerimiz bir rüyanın ardından bazen yollara salarız ömrümüzü her seher vakti yeniden… Bir rüyanın ardından yol aldıkça varırız hazinelerine zamanın. Kaldı ki; hazineye ulaşıp ulaşmamak da değildir mesele. Asl olan yol ve yolculuktur. Ve takdir edilmişse yolculuğun bereketidir..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir