Bir İyilik Hikâyesi / Aydan Yıldız Güneş

Hafta sonu geldiğinde; Ayşe hanım için yoğun bir gün demektir. Sabahın erken saatinde kalkıp çocukları için kahvaltı telaşına düşerdi. Üstünü aceleyle giyip cüzdanını cebine koydu ve usulca kapıyı açtı. Çocuklar uyuyordu, onlar uyanmadan kahvaltı hazır olmalıydı. Yolda düşünüyordu acaba ne hazırlasam da onları mutlu etsem? Menemen mi yapsam yoksa börek mi yapsam? diye düşünerek hızlı adımlarla yürürken, birden gözü yolun sol tarafında Bankanın önünde, yerde oturan gence takıldı. Soğuktan büzüşmüş şekilde, çıplak ayaklarıyla kaldırımda tir tir titriyordu. Hava çok soğuktu, Ayşe Hanım gencin önünde çakılır gibi kalakalmıştı. Herkes gibi umursamadan geçememişti, düşünüyordu, genci şöyle bir süzdü, sapasağlamdı. İnsanın kendisini bu kadar basite indirmesini kabul edemiyordu. Kendisi çocuklarına ne yapıp yedireyim plan projesini düşünürken; Bir genci böylesine çaresiz bir şekilde görmeye dayanamamıştı. Para için insanların böylesine kendini aşağılamasına, alçaltmasına ve acındıracak hallere düşürmesine dayanamıyordu. Hele de gencecik birine hiç yakıştıramıyordu. Delikanlıya yaklaştı ve yere çömeldi.  Onunla konuşmak bu halden vazgeçirmek için hemen söze başladı.

“Güzel kardeşim neden yapıyorsun bunu kendine, gençliğine, sağlığına, insanlığına yazık değil mi? para için değer mi kendini bunca işkenceye maruz bırakmaya, bak titriyorsun sen. Bu soğukta sağlığını bozmaya değecek kadar önemli mi bu para?”

“Evet, abla haklısın.”

“Genceciksin, üstelik çok yakışıklısın, ne güzel yemyeşil gözlerin var senin. Evin ailen yok mu?”

“Var abla beni evde istemiyorlar ağabeyim dövüp sokağa atıyor.”

“Ailen öz mü peki?”

“Evet, abla öz”

“Olmaz öyle şey bir yerde bir yanlışlık var.”

“Ya akşamları ne yapıyorsun nasıl uyuyorsun sokaklarda?”

“Sahilde ağaçların altına sığışıyoruz işte”

“Yok, olmaz öyle şey sokaklar ev gibi olur mu? Çok fazla tehlike var uyuşturucu, hırsızlık, tecavüz, her türlü pisliğin olduğu sokak, nasıl sana emniyetli gelebilir ki?”

“Tabi ki değil çok şükür henüz başıma bir kötülük gelmedi.”

“Peki, bu gelmeyecek anlamına gelebilir mi sence?”

“Hayır, gelmez abla sokakların garantisi olur mu?”

“Allah koruyor seni bence, ev gibi emniyetli yerden bu sokaklar daha mı güvenli? Henüz bir kötülük yaşamamışken bu halden vazgeçip kendine yakışanı seçsen daha iyi olmaz mı? Adam gibi bir iş bulup çalışsan, Annen de ağabeyin de belki senden bunu istiyor olabilirler mi acaba? Bir denesen kendine bir şans versen olur mu?”

Ayşe Hanım merhametten iki büklüm olmuş, yalvarıyordu adeta.

“Bilmem ki abla, olabilir mi acaba, başarabilir miyim?”

“Tabii ki, başarabilirsin başaranlar senden üstün değil ki, sen askerliğini yaptın mı?”

“Evet, abla yaptım”

“Hım çok güzel”

Derken bir taraftan da genci süzüyordu, çok temiz yüzü vardı. Ona bu hali asla yakıştıramıyordu, kabul edemiyordu, yok olmamalıydı, insanlık buna layık olamaz, diye haykırıyordu yüreği.

Ayşe Hanım gence tekrar baktıktan sonra yüzünde farklı, manevi bir ışık, bir nur olduğunu hissetti belki de Rabbine yakın bir kuldur, kim bilir diye düşündü. Bu zamana kadar çok dilenciye rastlamıştı ama bu kadar temiz yüzlü masum bir dilenci hiç görmemişti. Ona göre bu işte bir yanlışlık vardı ve olmamalıydı, bu genç hak ettiği yerde olmalıydı. Yüzündeki küçücük nura gark olup, soru sormaya devam ediyordu.

“Rabbini sever misin?”

“Tabii ki abla beni yaratanı nasıl sevmem?”

“Şunu bil ki, o da seni seviyor ve sağlıklı bir insanın başkalarına el açmasını hiç istemiyor. Hem sen farklısın. Yüzünde Allah’ın nuru var, bunun farkında değilsin, sen kendine yazık ediyorsun.”

“Gerçekten mi abla çok teşekkür ederim nasıl anladın?”

“Bilmem öyle gördüm hem bana değil Rabbine teşekkür et, peki hiç namaz kıldın mı?”

“Evet, kıldım abla nasıl anlıyorsun ki?”

“Şunu bil ki, seni yaradan şu hal için yaratmamış, bunun farkına vardığın gün sen hayatını düzene koyacaksın inanıyorum.”

“Abla hayatımda senin gibi bir insan tanımadım, her söylediğini tutturuyorsun, iyi ki seninle karşılaştım, ufkumu açtın, yolumu aydınlattın. Bana kim olduğumu anlattın, yaptığım hatanın farkına vardım, sayende belki doğru bir rota çizerim kendime.   Gönül kırıklıklarım çok fazla, ondan bırakmıştım kendimi serseri gibi?”

“Şunu unutma hayat kimseye altın tas içinde sunulmadı, her kesin gönül kırıklığı yıkılışları var bu hayatta. Önemli olan kahredip kendini ne olduğu belirsiz sokaklara atmaktansa, sana verilen enerjiyi doğru yolda harcarsın. Hayatta sapa yollar, dikenli yollar, çıkmaz sokaklar, karanlık yollar, var oğlu var. Bu yollardan doğrusunu temizini seçmek senin elinde, yoksa yitip gitmek an meselesi, her an her şey olabilir bu hayatta. Hem zararın neresinden dönersen kârdır, şimdi sen biraz bekle burada ben az sonra geleceğim.”

Dedikten sonra Ayşe Hanım hızlı adımlarla köşedeki terlikçiye gitti ve bir çift terlik alıp hemen döndü, getirip gence uzattı.

“Kalk bunları hemen giy şu parayı da al kendine güzelce bir iş bul ve ailenin yanına dön onlar seni seviyor sen hayatını düzenlediğin gün bunun farkına varacaksın. Aslında senin için çok üzülüyorlar, akılları fikirleri sende, annen her lokmayı sensiz yerken, yüreği parçalanıyor. O zorla yuttuğu lokmalar var ya, midesine kurşun oluyor, gece uykusu haram, sabaha kadar evde gezinip duruyor. Kalk durma evine git annenin elini öp, anneciğim beni affet seni bir daha üzmeyeceğim de. Anneler çocukları için yaşar, her şeyini onlara feda ederler, karşılığında sadece adam olmasını isterler. Hadi bana söz ver lütfen bunu kendin için yap olur mu? İnan bu senin için en doğrusu en güzeli olacak.”

“Peki, Abla sağ ol Allah razı olsun söz inşallah başaracağım.”

“Bir daha bu durumda seni görmek istemiyorum, Ağabeyine ve annene en güzel şekilde kendini ispat ediyorsun. Bir işe giriyorsun, sonra güzel bir kızla evleniyorsun, sana bu yakışır, burada pas pas olup, hayatı boşa geçirip bitireceğine, yuvanı kurar mutlu olursun?”

“Tamam, abla Allah senden razı olsun”                                                                                             “Bunca şeyi sana neden anlattığımı düşünürsen, aynaya bak olur mu? O pırıl pırıl yüzün, o mercan gibi gözün, o yağız delikanlının, insanlara el, avuç açacak kadar aşağılık olmadığını görürsün. Kendini düzeltmez bu hale devam edersen hakkımı da sana helal etmem, aksi takdir de hakkımı helal ediyorum.”

Der demez genç yay gibi fırladı yerinden dalgın gözlerle baktı, ama kararlı umutluydu.   Ayaklarına terliklerini giyindi, Ayşe Hanımın elinden parayı mahcup bir şekilde aldı. Çok teşekkür ederek soğuktan üşümüş ellerini cebine koyup hızlıca yürüdü. Ayşe Hanım gözden kaybolana kadar ardından öylece baktı, sonra huzur bulmuş bir şekilde;

“İnşallah vazgeçirmeyi başarmışımdır, inşallah bir daha bu şekilde karşıma çıkmaz. Eyvah çocuklar uyanmıştır şimdi, kahvaltı hazırlayacaktım, tüh nasıl da vakit geçmiş, neyse belki bir hayra vesile olmuşumdur. Bir İnsanın hayatı benim çocuklarımın kahvaltısından çok daha önemli, en azında sokakta değil sıcacık yatağındalar. Varsın biraz geç yapıversinler ne çıkar, anneleri başında nasılsa. Kahvaltı her halükarda hazırlanıp yapılır lakin insan hayatı her zaman kurtulamayabilir.”

Gönlü huzur içinde yürürken, kahvaltı için pek bir hayali kalmamıştı. Elinde kalan parayla ne alabilirse onu alacaktı artık. Fırına girdi mis gibi susam kokuları burnuna kilit vurmuş gibiydi simit almaya karar verdi.

“Beş tane pişkin simit alabilir miyim?

“Tabi buyurun.

“Hayırlı işler.

“Afiyet olsun efendim yine bekleriz.

Sıcacık simitleri soğutmak istemiyordu Ayşe Hanım hemen peynirciye girdi ve peynirle yumurta aldı. Koşar adımlarla eve yürüdü. Kapıyı açtı daha uyanan olmamıştı.

“Oh oh iyi çayım termosta hazır nasılsa peynirli yumurta kırayım ekmeğimiz var taze simidimiz var varsın menemen, börek olmasın.”

Deyip sevgiyle kahvaltıyı hazırlayıp evlatlarını kaldırdı ve yaşadığı hadiseyi onlarla paylaştı. Evlatları da muhlis davranmıştı, Annelerinin yaptığını takdirle karşıladılar ve kahvaltının birçok çeşitlerle nefse hitap etmesindense; yarısı da başka bir insanın ihtiyacını gideriversin diye düşündüler. Ayşe Hanım evlatlarının anlayışına çok sevinmişti, davranışlarıyla onlara örnek olabilmenin mutluluğunu yaşıyordu.

Ayşe Hanım her sokağa çıkışında o genci ararcasına her köşeye bakıyordu. Aylarca her köşede onu aradı, sahildeki ağaçların altını bile aradı. Tüm ara sokakları, gizli, saklı yerleri aradı, baktı, tüm dilencilerin yüzlerinde gözlerinde onu aradı lakin onu hiçbir yerde bulamadı ve iç sesiyle Rabbine şükretti.

“Çok şükür demek ki, başarmışım, bir insanı çöplükten kurtarıp, güle bülbül edebilmeyi başarmışım.” diye içinden mutluluk çığlıkları atarken, bir insanı kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir, ayetini hatırlayıp, sonsuz bir huzurla yüzünü göklere kaldırıp, gülümseyivermişti.

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir