Aşkla Bakmak / Gurbet Duymuş

AŞK

Mananın inşası …

Mananın mayası …

Mananın noktası …

Dünyevi koşturmanın, doyumsuz ruhumuzun kanayan yarası değil midir aşk?

Aslında avcumuzda, gönlümüzde, ruhumuzda, zerrelerimizde olan aşk!

Dünyayla aldattığımız, dünyayla kirlettiğimiz, özünün etrafını uçurum ve volkanların çevirdiği ve artık ulaşılması imkansız olan aşk!

Kırmak lazım kabukları, aşmak lazım uçurumları, söndürmek lazım volkanları yahut da yanmak, pişmek ve olmak lazım ateşinde, aşkın özüne varıp onda nuş edip kanmak lazım..

 

Hayata, doğaya, kuşa, börtüye-böceğe, nebata aşkla bakmak… Sevgiyle bakmak yaşama… Koşuşturmacanın içinde kayboluyoruz. Bazen bir su sesi, bazen bir çiçeğin dayanılmaz cazibesi bizi kendimize getiriyor ve insan olduğumuzu, yaşadığımızı hatırlıyoruz. Oysa sevgi varlığın temel gayesidir. Hep sevsek birbirimizi. Kırmadan, üzmeden, dağıtmadan sevsek… Hani ilk platonik aşkımızdaki kaçamak bakış sıcaklığında sevsek ya da o kadar masumca baksak birbirimize. Sanki hayat, ilişkiler, daha kolaylaşacak gibi… Dostlarımızı şöyle bir kucaklasak… Şöyle dolu dolu merhaba desek… Şöyle bir merhaba sıcaklığında buluşsak… Kocaman güçlü bir tokalaşmayla! Elin ucuyla değil. Tüm kanımıza canımıza yayılan dopdolu bir tokalaşma… Şöyle güneş gibi kocaman gülümsesek… Temiz apaydın gölgelerin düşmediği, temiz bir yüzle baksak birbirimize… Güzel dostlarımızı  yüreğimizin gerçek sıcaklığında ağırlasak ve muhabbetle demlensek…

Ruhumuz ağırlıklarından kurtulsa ve şöyle aşkla kanatlansa…

Çocuk dünyaya aşkla baksa

Dünya çocuğun ruh saflığında yıkansa

Güneş dünyaya aşkla doğsa

Dünyayı aşkın ışığında aydınlatsa

AŞK AŞK OLSA,  AŞKI YENİDEN DOĞURSA..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir