Deli Kırlangıçlar Hastahanesi / Mustafa Alagöz

Onlarca kırlangıç bir kolonun dibine doğru çığlık çığlığa alçalıp yükseliyordu.  Dikkatli bakınca yerde bir kırlangıç yavrusu gördüm. Yavru şaşkın, sinmiş ara ara ötüyordu. Çevresinde uçuşan kırlangıçlara bakıyor. Bir sürü kırlangıç içinde başı dönüyordu. Civarda kantinin masaları altında pinekleyen beyaz bir kedi var. Dünden onu görmüş kesik kuyruğu ile ilgili kafa yormuştum. Kuyruğunun nasıl koptuğu ile ilgili senaryolar uydurmuştum. Şimdi çığlıklar içindeki bu kırlangıçları görünce ilk iş olarak gözüm kediyi  aradı buldu, hayali iplerle sandalyenin ayağına bağladı. Dün kediye karşı duyduğum acıma duygusu birden bire silindi gitti.  Yerdeki yavruyu kapma düşüncesi aklımda kediye karşı öfke duymama neden oldu. Kantine girdim. Çalışanlara bir şeyler yapabilir miyiz diye sordum. Kantinde çalışan  genç çocuk olan bitenin farkındaydı hatta her gün kedinin düşen yavruları nasıl kaptığını çok normal bir şey anlatır gibi anlattı.  Beni ısrarcı görünce sandalyeyi gösterdi.      “İstersen al onu yuvasına koy” dedi. Başımı kaldırıp baktın onlarca yuva var. Bu yavru hangisinden düştü acaba. Yuvalar çok yüksekte. Sandalyeyi en yakın yuvanın altına koydum en az üç metre yüksektedir. İmkânı yok elim yetişmez. Kantinde sabahlamış bir kaç hasta yakını da yardıma geldiler ama yetişemedik.  Bu arada bir kaç kırlangıç yerdeki yavrunun yanına sokulup sokulup uçamaya başladılar. Birden yavru da uçtu, mavi gökyüzünde delice çığlıklar atan kırlangıç sürüsünün içinde kayboldu. Olduğum yerde kolonun dibine sandalyeyi koyup oturdum. Çayım geldi sıcak bir Diyarbakır sabahında çayımı içmeye başladım.

Fakülte hastahanesi, kalp damar bölümünde kayınvalidem yatıyor.  Anjiyo oldu. Geldiğim ilk gün sabah ana girişin merdivenleri altında bodrum katın girişinin olduğu mazgallardan deli deli kırlangıç çığlıkları duymuştum.  Ama sedye idi giriş işlemleri idi kimlik fotokopisi derken unutmuştum.  Akşama doğru hava biraz serinleyince kırlangıç sesleri taa üçüncü kattaki yatan hasta servisine kadar gelmeye başladı.

Hastanenin bodrum girişi, içinde kantin, mescit, lavabo vs. bulunan devasa bir galeridir. Arka arkaya küçülen yüzlerce büyük kolon vardır. Her kolonun üst ucunda bir kaç tane yuva vardır. Her yuvada üç beş kırlangıç yavrusu vardır. Anneleri onları sürekli beslemektedir. Yuvaya asılmış ağzını yavrularının ağzına doğru açmış çok sayıda anne vardır. İşi biten anneler asıldıkları çamur yuvadan düşer gibi kendilerini bırakarak ayrılmaktadır. Peşinden Dicle nehrinin kıyısına doğru uçmaktadır. Bu işi aynı anda yüzlercesi yapmaktadır. Hangi yuvanın kime ait olduğunu sadece onlar bilmektedir. Kırlangıçları birazcık olsun dinleyip izleyen hasta sahipleri dertlerini unutmaktadır. Hastahanenin rehabilitasyon servisi de burasıdır. Mesai saatleri dışında bütün kapılar kapatılır. Mesai dışında, yatan hasta servislerine buradan girilip çıkılır.  Burası geceleri el ayak çekilince hastahanenin en canlı yeri olur. Günün koşuşturmasından sonra güvenlik elemanları,  nöbetçi hasta bakıcıları, hasta yakınları sıcak çay eşliğinde sohbet ederler. Yatan hasta yakınları buradaki kantinin sandalyelerinde ya da ağaç altlarında uyuklar.

Vefat eden hastalar bu bodrum giriş kapısından çıkarılır.  Yakınları onları son yolculuklarına çıkarmak için burada bekler. Dün akşam ilk defa kırlangıç  seslerini bastıran sesler duydum. Servisin camını araladım sıcak rüzgâr ile beraber kırlangıç seslerini bastıran ağıtlar yüzüme çarpıp içeri odalara doluyordu. Siyahlar giymiş  kadınlar ağıtlar yakıyordu. Ağlama sesleri birbirini devralan nağmelere dönüşüyordu. Kalp ve damar hastahanesinin beton kolonları arasında yankılanıp göğe doğru yükseliyordu.  Siyahlar giymiş, kırlangıçlara benzeyen kadınların sesleri yaz güneşi ile yanmış ruhsuz blokların mermer duvarlarına çarpa çarpa kalabalığın peşinden uzak bir köyün mezarlığına doğru uçup gidiyordu.

Kalp ve damar hastahanesi Diyarbakır’da şehrin doğusuna düşer, aralarında Dicle Irmağı vardır. Bağ bahçe sulayan Dicle Irmağı nazlı nazlı geniş düzlükler içinde akar. Dicle’nin çamurlu kıyıları, bağ ve bahçeleri kırlangıçların en büyük beslenme alanıdır. Buradan yükselen kırlangıç bulutları Hazreti Süleyman’da, surlarda, bazalt mağaralarında, Hevsel Bahçelerinde  ve kenar semtlerin eski duvarlarında görülüp sükûn bulmaktadır.

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir