Geçen Gün Ömürdendir / Fadıl Karadağ

 

Bilinir iyi bir öğretmendir zaman. Bütün öğrettikleri kalın ve paslı bir çivi gibi çakılır beynimize ve yüreğimize. Bazen kolay olur, bazen zor, bazen yıllar alır öğrettikleri. Kimi zaman  sakin, kimi zaman  taşkın bir nehir olup akar önümüzden zaman. Günler günleri, yıllar yılları kovalarken heybemizde durmadan birikir en kavi bilgiler, en sarsılmaz hakikatler. Çoğu zaman ölümüne dirensek de gözlerimizi kapatıp, kulaklarımızı tıkasak da almamız gereken dersi bir yolunu bulup öğretir bize. Elinde yaşam denilen bir çekiç, çakılır beynimize ve yüreğimize paslı çiviler. Ağır bedeller ödettirip varlığını her daim bize hatırlatan zorlu öğrenme süreçleri bilgi dağarcığımızın en ağır misafirleridir her zaman ve zeminde. Listenin en başında sıralanmış maddelerdir zamanın bize öğrettikleri.

Beynimize çakılanlar sağlam ve kalıcı bilgiler, ayne’l yakin hakikatler olup önümüzü aydınlatır, yolumuza ışık tutar. İnsanı güçlü kılan bilgidir. Hele bireysel tecrübe ve yaşanmışlıktan damıttığımız bilgiye paha biçilemez. Akleden aklımızın, gören gözlerimizin, işiten kulaklarımızın bize bahşettiği hakikatler sahip olduğumuz en büyük servetimiz, tartıya gelmez zenginliğimizdir. Lakin yüreğimize çakılanlar kanatır bir yerlerimizi hiç kapanmayan bir yara gibi. Durmadan kanayan, gittikçe büyüyen, gittikçe derine inen bir yara gibi. Sağalması mümkün olmayan dermansız dertler gibi. Aklımızdan bir an bile çıkmayan, unutamadığımız, her vesileyle yeniden hatırladığımız ruhumuzun ince sızıları. ‘Dıştan sessiz ve sakin,  içten içe lavlarını kaynatan bir yanardağ’ gibi.

Bilinir iyi bir o kadar acımasız bir öğretmendir zaman. Yel estikçe sızlayan, gün geçtikçe azaran kapanmaz yaraların faili. Bir mum gibi yanar, kendini tükettiği gibi tüketir bizi her an. Değdiği yerde cılk yaralar bırakır, kabuk tutmaz kesikler. Darbe yedikçe güçlendiğimiz, harcandıkça zenginleştiğimiz, korka korka korkularımızı yendiğimiz acımasız bir er meydanıdır zaman. Yılanların, çıyanların cirit attığı köhne bir arena.  Takatimiz kesilene kadar mücadele ettiğimiz ve her dakikasını kazanç saydığımız hileli bir yarış. Kazanç bildiğimizde kayıp, kayıp bildiğimizde kazanç. Yaşamdan sayarız da günü- geceyi,  heyhat ‘geçen gün ömürdendir’.

Geçmişe takılıp kalmak değil elbet muradımız, zamana esir olmak hiç değil. Lakin ‘hiç düşünmüyor, akletmiyor , görmüyor, duymuyor musunuz’ uyarıları  ile de zihnimizi hep diri tutmak, önümüzden akıp giden nehirden nasibimizi almak da boynumuzun borcudur. Yer yüzünde dolaşıp bizden öncekilerin yaşadıklarından yaşam çıkarmak, terekelerinden miras devşirmek bize bahşedilen hayatın  ve müşerref kılındığımız makamın-eşref-i mahlukat makamı- zekatıdır biliriz. Ödevini yapmamış, vazifesini yerine getirmemiş öğrencinin  öğretmen nazarında kıymetiharbiyesi ne ise ömrünün zekatını vermemiş ve verme istidadında olmayan kişinin kıymetiharbiyesi de odur ancak yaşam karşısında. Düşünmemiş, akletmemiş, görmemiş, duymamış ve anlamamıştır.

Zamanı mükemmel bir öğretmen bilip geçen her anı sağlıklı bir eğitim sürecine çevirebilene ne mutlu. Gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından dersler çıkaran;  görmüş, duymuş, yaşamış ve akletmiştir; ne mutlu ona . Öğretmenlerinin emeklerini boşa çıkarmamış, yüzlerini yere eğdirmemiş öğrenciye, ustasının güvenini berhava etmemiş çırağa da ne mutlu. Yaşamak bir bilmek ve öğrenmek davası, bir zorlu maratondur. Verdiği nimetlerin şükrünü ve kulunun yaşamındaki yansımasını gören Rabbimizin rızası ise ; bu zahmetli koşunun nihai hedefi. Varış çizgisine adım attığımızda yüzümüze bir tebessüm yayıla biliyorsa, yüreğimizi huzurlu bir nefha kuşatıyorsa  ve ‘yüzleri ağaranlardan’ olup O’nun sonsuz rahmeti ile mükafatlanabiliyorsak varsın geçen her gün ömürden olsun.

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir