Ah’Sen! / Ziya Doğan

Ah, sen yok musun sen! Yüce Yaratıcı seni ‘ahsen’ üzere yaratmışken kendi yaptığına bir bak! Sahi, ömrünü ne ile ve nasıl tükettin, tüketiyorsun? Meşguliyetin nedir? Hayalin, gayretin, say’ın, amacın, hedefin ve zikrin nedir ve niçindir? Dönüp baktın mı hiç? Zerre miktarınca da olsa mahcup olup utanmadın mı, yaptıklarından, söylediklerin ya da yapmadıklarından?

Sen ne nankörsün! Sen ne ikiyüzlüsün öyle! Dilin başka, davranışın ise bambaşka senin!

Aklın, dilin, duyguların, düşüncelerin ve davranışların nasıl da tarumar oldu… Nasıl da uzaklaştın öz benliğinden! Daha da acısı nedir biliyor musun? Bütün bunların farkında bile değilsin! Gaflet çukurunda boğuluyorsun, haberin bile yok!
Yazık ediyorsun; Ahsen’den ah’sen’e geçiş yolundasın, gitme! Etme! Dön ve vazgeç yaptıklarından!

Ah’sen!
Bak, peşinen söyleyeyim; sözlerin ve davranışların sana dünya zevk veriyorsa (ki veriyor gibi görünüyor. Devam etmenin de sebebi bu zaten) bil ki işin yaş ve halin perişan olacak senin. Sana yâr olmayacak uğruna ömür tükettiğin hiçbir şey, boşuna kürek sallama! Gidenleri görmedin mi? Duymadın mı hiç Karun’u!

Çare yok, olduğun yerde hep durmayacaksın. Düşeceksin ayaklara hatta dillere!.. En kötü sözler adınla birlikte anılacak, haberin olsun! Kötülükle fenafil olacaksın! Ne hazin son!..

Çare yok, yaşlanacaksın. Şimdi zevk aldıklarından nefret edeceksin! Hayat bu ya, nefret ettiklerin ecelin gelmeden gözünün önünden gitmeyecek ve zihnini hep meşgule edecek. Feryat edeceksin… Ah çekeceksin en derininden… Ama nafile! Geçen geçmiştir, zamanı geri döndüremezsin!

Çare yok, güçten ve gözden düşeceksin! Beyazdan siyaha düşmeden, gafletten uyan. Hatalarının esaretinden kurtul! Geç olmadan. Hayat bitmeden, egonun karanlıklarından sıyrıl. Ruhunun aydınlık sabahına dön! Hava tamamen kararmadan, gece basmadan ve kara kış gelmeden dön nefsine hoş gelen yoldan!

İzzetli olmaya bak, zilleti bırak! Ne olur, geç olmadan aslına dön! Pişmanlık duy yapıp ettiklerinden, belki affedilirsin!

Bir damla pis kandan olduğunu unutup ‘ululuk’ tasladın, boynunda tasma varken! Ama unutma, bir gün bir tutam toprak olacaksın, ne çare! Bırak gururu, düşmanın olsun! Geç olmadan; yitirmeden içindeki güzellikleri ve ruhunun zarafetini… Ne olur, bırak şu lanet olası kibri! Bak, içinin kavgası dışına vurmuş! Yüzünde meymenet kalmamış, ışığın sönmüş. Dilinden dökülen kelimeler nefret saçıyor etrafa. Yeryüzünü fesada verdin, bıkmadın mı? Fitneyi körükledin, yorulmadın mı? Gönülleri yaktın, yetmedi mi? Ki en nihayetinde kibrinin emir eri oldun, tuu sana! Yeter, yazık etme kendine… Tövbe sularında arın, yıkan. Ve dön!
Zira sen, ‘Ahsen’ üzerine yaratıldın, ah’sen zalim olma!

Unuttun mu, insan iki yönlüdür: Biri insani yön, diğeri de beşeri yön. İnsani yön, belden yukarısına çalışır. Bu uğraş içinde olanlar, ahsen’idir şu kâinatın! Beşeri yön ise hayvani yönlerin toplamıdır âlemin. Belden aşağısına çalışır; makama, cebe ve uçkura… Sen ahsen’de kal! Beşer olma ısrarını bırak! Zira âlemde ne varsa ahsen’de var! İnsanda olan güzel hasletler, başka canlıda yok. Ne olur kavra farkını; kaybetme ferasetini, yitirme basiretini. Ruh, hafıza, akıl, kalp, his, duygu, şuur, basiret ve düşünce vb. bir sende var! Düşün, boşuna mı bütün bunlar? Kıymetini bil, kıymetlilerden ol, kıymetten düşme! İnsanlıkta kal, insanlığınla an…

Sen başıboş değilsin! Sadece firarisin yaratılış mizacının… Kaçışın faydası yok, dön kalbine. Kalbine ayar çek! At kenara gururu, kini, cehaleti, şımarıklığı ve hatta ‘güç’ sarhoşluğunu… Geç olmadan özür dile ve af bekle… Ah’sen olmadan Ahsen olmaya talip ol!

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir