Dervişlik Olaydı Tâc İle Hırka Herkes Alır İdi Otuza Kırka / Ayşe Rahşan Gürel

Ne güzeldir kişinin daim Rabbinin huzurunda olduğunu hatırlatan kıssalar. Hisselerindeki sırları ince ince, kırmadan dökmeden açıverirler muhatabına.
Adeta içimizdeki bilge Hoca Nasreddin ayağa kalkar onları dinlediğimizde. Yüzümüze tatlı bir tebessüm misafir olur. Ruhumuzu onarır, kalbimizi yumuşatırlar fark ettirmeden. Zamanında ve dozunda bir kıssa bazan binlerce nasihatten evla olur. Halk irfanındaki o şefkatli kucaklayıcılık, sarar sarmalar yaralarımızı.
Yüce Rabbimiz bile gönlünü teskin etmek sabır ve iradesini te’kid etmek için önceki Peygamberin kıssalarını anlatmıştır Habibine…
Kıssaların bu onarıcı yanı ilahi bir usul olmasındandır en çok. Dileyelim anlatanına da dinleyenine hep şifa olagelsin…

 

EDEB, HADDİNİ BİLMEKTİR

Derviş, edeple şeyhin yanına sokuldu. “Efendim, dedi, sizin rahle-i tedrisinizde olmak ne büyük nimet. Çok mutlu ve huzurluyum. Lakin bu yolda ilerlerken nefsime bir kibir arız olur diye korkuyorum”
Şeyh tebessüm etti ve ona şu kıssayı nakletti:

“Gazneli Sultan Mahmud’un çok sevdiği bir veziri varmış. Diğer vezirler, sultanın ona olan ilgisini kıskanır, dörbir koldan açığını ararlarmış.
Birgün Sultan’a gelerek Ayaz’ın odasında kilitli bir dolap olduğu ve onun Sultan’dan gizli işler çevirdiğinden şüphelendiklerini söylemişler.
Sultan, Ayaz’ı çağırarak vezirleriyle birlikte odasını görmek istediğini söylemiş. Kilitli dolabı açtırmış. Bakmışlar ki içinde eski püskü bir elbise…
Ayaz izah etmiş: “Efendim, bu benim köle olduğum zamanlardan kalma elbisemdir. Her gece dolabı açar ve buna uzun uzun bakarım. Ta ki buralara nereden geldiğimi unutmayayım…”

Derviş, kıssadan nice hisseler çıkarmıştı. Edep tacı başta olduktan sonra, korkuya da mahal yoktu. Bunu iyice anlamıştı.

 

SABIRLA KORUK, ÜZÜM HELVA…

Bir kaç derviş toplanarak şeyhin huzuruna gitmişlerdi. Kendilerince çok önemli gördükleri bir şeyi mutlaka sormaya niyet almışlardı.
İçlerinden biri edeple söze girdi: “Efendim, sohbetlerde hep bildiğimiz şeylerden bahsediyoruz. Bizse artık konunun özüne inmek istiyoruz”

Diğeri: “Evet efendim, ilerlediğimizi sınayacağınız imtihanlara tabi tutun bizi”

Diğeri usulca: “Eğer haddimizi aşmış olmazsak efendim” diye kekelemiş.

Şeyh onları şefkatle süzdü. Tane tane konuşmaya başladı: “Şimdi ben size un veriyorum, şeker, yağ veriyorum; siz bunları azımsıyorsunuz. Lakin eğer şahsi ilerlemeniz ile ilgilenmeyip ateşi harlamaya, muhabbeti coşturmaya çalışırsanız enfes bir helva yapabileceğinizi göreceksiniz. Hele helvanın dinlenmesini bekleyecek sabrı gösterirseniz, o zaman o helva tadından yenmez..”

Dervişler, yaptıkları hatayı anlamışlar, şeyhlerinin aslında ne kadar arif bir zat olduğunu bir kere daha müşahede etmişlerdi. Şeyh, başları önünde kuzu yavruları gibi sevimli gençlere muhabbetle nazar etti. Geri geri huzurdan ayrılırken şeynin ” Sabırla koruk, üzüm, helva” dediği işitiyordu…

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir