Köşe Taşı / Nilüfer A. Zontul

Böğrünü yaslar uzun uzun dinlenirdi. Bakardı dağlara doğru… İnsanın içi ne uzun işte, dalardı. Çıkılır mıydı nefessiz bilinmez. Gözlerinde ıssız bir liman, şakaklarında kar izleri. Unutmuyorum sakallarından düşen merhameti de. Biz duvarların içini görürdük eskiden. Hangi taşlarla dizili olduğunu da… Kerpiçleri bilirdik, kireçten sıvasını. Boyalı bilir şimdi çocuklar tüm duvarları… Kerpiçlerin arasından dökülen toprağın isyanına […]

Kavak Pamukları / Nilüfer A. Zontul

Çocukluğumun anneliği hissetmeye en elverişli anısıdır bu. Belki de anasıdır. Upuzun boylarına baktığım kavakların ılgıt ılgıt sesi, iki katlı evimizin yamacından akan Tohma suyunun sesiyle birleşir düşlerime bir bir işlenirdi. Sesin ne mühim olduğunu bilir benim yüreğim ve unutmaz. Tepede şıngırtılı sesin sahibi yapraklar döne döne düştükçe yüreğime başka bir şeyler düşerdi… Düşerdi işte. Hala […]

Uzun Oğlan / Nilüfer Zontul Aktaş

Hadi anlat dedeciğim demiştim… Biz yaşadıklarımızı değil sadece, dinlediklerimizi de koyduk yüreğimizin bir köşesine… Çünkü orada dedeler, nineler ve daha niceleri var. 80 -90  yıl evveller… Dedem zamanın varlıklı ailelerinden imiş. Soyadı uzun. Bu soyadıyla dedemin fiziği uyuşmayınca nasıl bir anı düşmüş kâğıdıma… Nalburiye dükkanında zamanın nal çivi zincir vs ihtiyaçlarını giderir ticaret için ise […]

Okumak Arlı ve Sırlı Bir İşti Ana’nın Ruhunda / Nilüfer Zontul Aktaş

Sadece kâğıda nakşolmuş olan mı okunurdu acep… Okunmayı bekleyen nice nice şeyler yok muydu? Kâğıtların kalemlerin sırrına vakıf olmuş okuyanlar yok muydu? Vardı işte! Belki ciltlere bile dokunmadan. en sessiz ruhlarla okurlardı onlar… Analardan sözedişim… Ne salih evlatlar yetiştirirdi işte o analar okuma yazma bilmeden… onlar okurdu yürekleriyle elleriyle gözleriyle tüm bedenleriyle.. satır satır samimiyetle […]

Düzeltmek Sevmektir / Nilüfer A. Zontul

İşlemeli cevizden yapılı çeyiz sandığını ara ara açardı annem. Dört gözle beklediğim anlardan biriydi o anlar bayram misali. Üzerindeki bir deste misali yataklar indikten sonra, süslü anahtarın dönmesiyle ağır ağır açılan kapakla yayılan emek kokusu… Bir lavanta dalı, bir ekmek buğusu gibi emek, göz nuru işler işte, zamana işlenen… Teker teker dokunurdu elleriyle düzeltirdi annecan’ım. […]

Gaz Lambası / Nilüfer A. Zontul

Masumiyetin adı çocuk, Yüzlerindeki berraklıktan, Gözlerindeki ışıktan Kırpıp kırpıp maske yapıyorum kendime… Çirkinliklere batmamak için çabalayan bedenlerimize, Bir tutam şefkat, bir tutam sevgi ve sadakat sürebilsin diye… Çocukken elektrikler kesilirdi sıkça. Ve biz gaz lambası eşliğinde duvarda gölge oyunları oynardık. Benzettiğimiz hayvanların kulaklarını kanatlarını oynattıkça mutluluğun en koyusunu yaşardık. Onu söndürmek bile bile yarıştı. Uyumadan […]

Kürsü / Nilüfer Zontul Aktaş

Yıllar öncesi… Darende… Ve sonbahar gelirdi en zarif haliyle. Yeşile hissettirmeden/ sarıya boyayarak.. Teneke sobalar kurulurdu işte.. Şimdiki sobalar gibi ısısı kalıcı olmasa da… Minik bebeler çocuklar yaşlılar vardı evlerde.. .Ne genişti aileler, evler… Hava ısısını yitirdikçe insanlar farklı çözüm yolları bulmuşlardı. Bunlardan biri idi KÜRSÜ.. Dört ayaklı tahtadan yapılan kürsünün alt kısmında bir raf […]