Benim Orucum (İlk oruç) / DergiZan

DergiZan yazarlarının kaleminden ilk oruçla ilgili hikayelerini yayınladık. Katkıda bulunan Ramazan Seydaoğlu, Derya Sırma, Serkan Güresmer, Atakan DAŞDAN, Kadriye Kader Çakır, Sema Kaloğlu, Benzer Yusufiva Toroslar, Fidan Sönmez Ateş Sadettin Turhan Seyfet Bozçalı‘ya teşekkür ederiz. Dosyamızın PDF okuması için tıklayınız >>>  İLK ORUÇ Bu gönderiyi paylaşın:

Deli mi Ne? / Mehmet Faruk Habiboğlu

“Her deli üstünü başını parçalamaz” derler bizim buralarda. Hem hepimiz biraz deli değil miyiz zaten? Hayatın karşımıza çıkardığı durumlarda, özellikle çıkmazlarda delirmemek içten bile değil! Ama ben yine de seviyorum seni. Bu sabah yine kahvaltı yapmadan çıktım evden. Yürürken sigaranın daha zararlı olduğuna aldırmadan çektim dumanı ciğerlerime, otobüs durağına varana dek. Durak kalabalık değil nedense, […]

Bir İyilik Hikâyesi / Aydan Yıldız Güneş

Hafta sonu geldiğinde; Ayşe hanım için yoğun bir gün demektir. Sabahın erken saatinde kalkıp çocukları için kahvaltı telaşına düşerdi. Üstünü aceleyle giyip cüzdanını cebine koydu ve usulca kapıyı açtı. Çocuklar uyuyordu, onlar uyanmadan kahvaltı hazır olmalıydı. Yolda düşünüyordu acaba ne hazırlasam da onları mutlu etsem? Menemen mi yapsam yoksa börek mi yapsam? diye düşünerek hızlı […]

En Güzel Ödev / Kübra Aydın

Sare adında güzel bir kız çocuğu vardı. Sare güler yüzlü, merhametli; ailesi, arkadaşları ve öğretmenleri tarafından çok sevilen bir çocuktu. Aynı zamanda okulunu çok seven, çalışkan ve ödevlerini düzenli bir şekilde yapan bir öğrenciydi. Bir gün Esra Öğretmen, Sare ve arkadaşlarına bazı güzel davranışları özümsetebilmek için bir ödev verdi. Onlara sevgi, sabır ve vefa kavramlarının […]

Bir Çift Ekmek Bir Çift Öküz / Cihangir BOZ

“Havada Bulut yok bu ne dumandır” türküsünü bilmeyenimiz yoktur. Bu türküde bahsi geçen şehir Yemen’in “Huş” şehriymiş. Gerçekte Yemen’de böyle bir bölge var mı yok mu bu tartışmaya girmeyelim ama ben bu türküyü “Muş” olarak öğrendim. Ve Muş olarak kalmasından yanayım. Böyle kalması beni hiç de rahatsız etmiyor doğrusu. Öğretmenlikte ilk göz ağrım Muş’tur. Gerçi […]

Oymalı Sandalyenin Hazin Vuslatı / Aydan Yıldız Güneş

Eski konağın kapısı aniden açıldı ve içeriye hamalların sırtında bir düzine sandalye girdi. Oymalı sandalye cam kenarındaki yerinden şaşkınlıkla olanları seyrediyordu. Bir anda inanılmaz bir korku sardı içini. Yeni sandalyelerin titizlikle gelişi sanki onun sonu olacak gibiydi. Kendi kendine fısıltıyla söyleniyordu: “Eyvah yeni sandalyeler alınmış hem de bir düzine! Ya ben, ben ne olacağım?” dedi. […]

Uzaktan Sevmeye Devam Et / Gürhan Gürses

-Uzak durmak en iyisi dedi senden çünkü sana iyi gelmiyorum. Ne kadar özlediğimi görmüyordu. Nasıl kavrulduğumu… Bir avuç su olmasını beklerken yarılmış dudaklarıma çöl oluyordu isteyerek. -Nasıl istersen öyle olsun. dedim. Aslında paslı bir bıçakla göğsümü yarıp kaburgalarımı parçalayıp göstermek isterdim yüreğimi. Göğüme mavi ve saksıma çiçek olduğunu bilemezdi ki! Hep uzakta durmayı seçiyordu. Yağmurumda […]

101 Numara / Hatice Kösecik

Batı Karadeniz de şirin bir ilçe burası. Yemyeşil, düzeni seven,  insanı çalışkan olan bir ilçe. Bir otel odasından içeri giriyoruz savcı ve adamları, otel personeli ve adli tabip olarak ben. İçeride bir koku var, tuhaf, derinden gelen ölüm kokusu ve sessizliği. Tanıyorum artık bu kesif ve nahoş kokuyu, tanımaz olaydım. İstemiyorum ama görev icabı. O […]

Selam / Benzer Yusifova Toroslar

“Selam”.. Sessizlik çöktü etrafa. Kimse cesaret edemedi sesizliği bozmaya. Sesizlikten sanki duvarlar üşüdü. Sesizlik konuşuyordu adeta kulakları tırmalayan sesi ile. Neler konuşuyordu, neler anlatıyordu? Yaşananları, yaşanmışlıkları birbir yüzlerine vuruyordu. Birer birer söküp koparıyordu kabuk bağlamış Ask yaralarını .. Gözlerini yere dikmiş titrek sesle sordu Adam; -Nasıl gidiyor hayat ?? Boğazına düğümlenmiş “hiç”i zorla yutkundu Kadın. […]

Adım Ayla / Dr. Hatice Kösecik

“Ben tımarhaneye yatmak istemiyorum doktor hanım. Burası tımarhane biliyorum.” -Neredeyiz Ayben Hanım? Hangi şehirdeyiz? -İstanbulda, oğlum ve gelinim getirdi beni, oysa evde bakıcılarla kalıyordum. En son akciğer enfeksiyonu geçirdim, hastanede yattım, biraz daha iyileşeyim diye getirdiler beni buraya. Oysaki Bursa’da güzel bir bakım evindeydik. İlk geldiğinde burasının Bursa olduğunun farkında değildi belliki.   İstanbulda iki bakıcısıyla […]

Torpağ Başına Muallim (Yeşil Mendil) / Cihangir Boz

Her zamanki yollardan, her zamanki magruslarla görev yaptığım beldede indim. Yıllarca doğunun köylerinde görev yaptıktan sonra  tayinim bu şirin, güzel ve zengin kasabaya çıkmıştı.  Tezek kokuları yerine baygın ıhlamur kokuları; Minik derelerin kenarında hasbel kader uzayan iki üç kavak ağacı ile soğuk kış günleri çıplak kalan  söğüt ağaçları yerine, kızıl çamlar, palamutlar, gürgenlerle dolu orman […]

Amele Pazarındaki Çoban -1 / Mustafa Alagöz

Eskiden Iğdır Ovası’nda büyük ölçüde pamuk ekilmekteydi. Aras Irmağı’nın bin yıllardır taşıdığı verimli alüvyon toprakları sayesinde buralarda her şey yetişirdi. Sıcak ikliminden dolayı halk arasında buraya doğunun Çukurova’sı denmiştir. Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda ovada çeltik tarımı da yaygındır. Sonradan yetkililerce sıtmaya karşı alınan önlemler dâhilinde çeltik ekimine son verilmiştir. Böylece pamuk üretimine daha da ağırlık […]

Bekir / Cihangir Boz

Öğretmenler odasında öğle tatilinde telaşla yiyeceklerimizi masaya diziyoruz. Her ağızdan sınıfı ve öğrencileri hakkında yorumlar, serzenişler…  Koridorlardaki sessizlik, öğrencilerin gelmesini beklercesine mesaiye başlamıştı. .. Sefer tasında getirdiğim kuru fasulyeyi itinayla masaya koydum. Kaşığımı peçeteyle temizlerken gayri ihtiyarı pencereden okul bahçesine baktım. Öğrencim Bekir bahçede tek başına elindeki taşları atıp tutarak oynuyor. Merakla pencereyi açtım ve kendime […]

Taze Ekmek Kokusu / Mustafa Alagöz

İlkbaharda renkarenk çiçeklerle bezenen yazın ise güneşte bozaran, bir yamaçta kurulmuş bir köyün okulunda çalışıyordum.  Köyün nüfusu arttıkça, tek katlı iki derslik ve müdür odasından ibaret olan okul yetersiz kalmış, aynı bahçede farklı tarihlerde iki ayrı derslik daha yapılmıştı. Okulun çeşmesi, bahçede olup kışın etrafa sıçrayan suların donması ile oluşan kristal bir tepenin içine gömülür, […]

Ey Gecenin Şehinşahı / Gürhan Gürses

Geceye içini döken bir adam tanıdım. Karanlığı karanlık eden… Hüznü daha bir hüzünlü kılan… Acıya acı katan… ‘Her şey yalan’ der’di. Buydu derdi. – Ey ay! Karanlığın imparatorluğuna karşı çıkan ve aydınlığın bayrağını karanlığın tam da ortasına diken ay! Duyuyor musun beni? Kaybedecek hiçbir şeyim yok. Sevildiğimi zannediyordum aslında hiç sevilmediğimi anladım. Bunları zorla söylüyordu. […]

Beni Mezarıma Geri Götür / Gürhan Gürses

Mezardaydım. Soyutlamıştım herkesten kendimi. Saç sakal iç içe girmişti. Yemeden içmeden kesilmiştim. Bir deri bir kemik kalmıştım. Ne kimseyle görüşecek gücüm ne de biriyle dertleşecek dermanım kalmıştı. Diri diri kendimi gömmüştüm. Göğüm hep kapalıydı. Çiçeklerim hep soluktu. Ne bir eş vardı başımı aynı yastığa koyduğum, ne de bir arkadaş vardı ekmeği ortasından bölüp paylaştığım. Yaşamın […]

Bir İnsan Başkasini Nasil Sever Bu Kadar / Gürhan Gürses

  Bir insan başkasını nasıl sever bu kadar? diye sordu bana yanımda duran ve antik bir Yunan tanrısı heykeli gibi duran adam. Göğe baktığında onun resmini görürcesine, suya baktığında hâkeza… Hesapsız sever. Kitapsız. diye yanıtlayıverdim gayriihtiyari. Ama anlayamıyorum ya da bize nasip olmadığı için kabullenemiyorum bu sevmeyi. Heybesi kalbi olan bir adam oraya sadece sevgisini […]

Hep Bir Eksik Sevin / Gürhan Gürses

Hep sabit bir noktaya bakıyordu adam. Gözlerini hiç kırpmadan gelmesi gereken ama bir türlü gelmeyen birisini bekliyordu. Bir insan bu kadar mı tutkuyla beklenilirdi? Bir bekleme bu kadar mı güzel olurdu? Dakikalarca, saatlerce aynı noktaya bakmak her kalbin işi değildir. Ve bunu günlerce, haftalarca hatta aylarca sürdürebilmek de herkesin işi değildir. Gözleri yaşlanmıştı. Çok beklemekten […]