Koyu Kavrayış / Ahmet Doğru

-“bek” şiirine nazire- Büyütürken dolunayı Nurdağları büyütürken sızıları Akdeniz yüreğinde güneşi ağırlar çocuk yıldızları indirir gönlüne sabah için kuşlukta yanı başına gelince ay parlar yaprağı ağaçların şavkında kalır gözlerin diline dökülür kelimeler zaman nehrine karışır söz arası kalmaz ev önlerinin kalmaz yaşlı nineleri seherin serinliğinde yelölçeri balkonların kolaçan edeni anne çamaşır mandalı gibi hazır asılmaya […]

Koyu Kahır / Ahmet Doğru

Ağzımın içinde kanatlanır kekre kelimeler Tıka basa dişlerimin arası Konuşmasan olmaz konuşsan başka türlü Sustukça çoğalıyor malum dert Midem yanmasa uluorta sorun değil Yanmasa içim durduk yere Nasılsa idare ederiz böyle Bir de şu hiçbir konuya uymayan duygu Hani herkese sakalını saydıran Görseniz burun da kıvırır bütün temalara Yazsan uzaktan bulaşmaz şiire Belki diye betimlemeye […]

Limon Dolusu Leğenin Fotoğrafı / Ahmet Doğru

  Flu bir fotoğraf. Rastgele deklanşöre basılmış da ortaya çıkmış sanki. Yokluğun kulak kesildiği duvarlarla çevrili bir odanın ortasında içi limon dolu bir leğen. Krem ile açık kahve arası bir rengi sarmalamış leğene limonlar dolmuş, fazlalıktan leğenin ortasında bir kümbetleşme meydana gelmiş. Daha önce “küçücük, fıçıcık, içi dolu turşucuk” bilmecesiyle sevimlileşen limon, gözünde ikinci kez […]

Koyu Yalnızlık / Ahmet Doğru

Palazlanacağı yok hiçbir mevsimin göz yumdukça şehrin betonlaşmasına belediye şaşkın birkaç karga sayılmazsa biraz da serçe kıyıda köşede onca ağaca koyu yalnızlık hediye binalar içre görmenin mümkünü yok minare irileştikçe yapılar yalıtımlar zayıflıyor ezan pencereleri kapatmasan bitmeyecek hiç motor gürültüleri satıcı bağırtıları falan filan alelacele selamlaşma yolda yolakta trafik ulaşım koşturmaca içinde zinde tadı tuzu […]

Kaygının Kıyısında Çekilen Fotoğraf / Ahmet Doğru

“Yaşamak, ölüm kaygısını yüklenmektir.” Böyle bir söz iliştirilmeli bu fotoğrafın bir köşesine ya da bitişik eğik yazıyla, mürekkepli bir dolma kalemle, fotoğrafın arkasına. Bu yaklaşımla elime aldığım fotoğraf, eylül gazeline dönecek kuşkusuz. Lakin ne gazelin ne ölümün güzelliğini dillendirileceğim. Zaman kaybının oluşturacağı telaşla mümkün mertebe kaygıları göz atacağım. Ebru çalışmasında olduğu gibi resmin hâkim olan […]

Jandarmaların Botları Altında Kalan Fotoğraf / Ahmet Doğru

Seksen darbesi sonrasında bir gün. Sokağa çıkma yasağının uygulandığı, jandarmaların ev ev gezip arama yaptığı günler. Beş altı arası bir yaşta olmalıyım, çok şeyden habersizim; bir çocuk gözüyle bakıyorum her şeye. Fotoğraf siyah beyaz. Büyüklerin yüzünde; “darbe oldu, anarşi bitti” manasında bir sessizlik. Fotoğraftakilerin yakınlarından tutuklanan yok, olaylara karışmış ya da vurulmuş olan yok. Bu […]

Çatal Sesli Gökyüzü / Ahmet Doğru

Açık değil elim olmayacak da hiç itiraf değil bu akasyaları gönenen çocukluk hâlâ yeşilken sevinçleri coşkun anısı kırgın kuş sesiyle hâlâ yenilenirken sabahlar bir sesi çırpıyorlar balkondan ortaklık feryat figan umutların sıcağı mı gevşeyen kızıllığı mı bakır çalığı hüzünlerin iç cepte tutulur bir dürüm hayat çünkü bilirim küçülsek bile geri gelmez küçük şehirlerimiz az insan […]

Demini Alan Gün / Ahmet Doğru

Kuş cıvıltısına uzanan sabahlar var Ekmek kokularına uyanan evler Çay bardaklarını çevirir kaşık sesi Güzel düşle bitmiş uyku sonrası Hüzünler sıcak ekmek arası Eriyen şeker değil daima ömür Kaşık karışmayı bırakır duruverir Kuşlar silkinir uçar başka dallara Belediyeler yeşil bırakmaz keser Durmadan keser şehirler betona Babacığım imtihandır insanlık Balkona serilmiş güneşli günler Vakti gölgeyle ölçmek […]

İstasyonu İzlerkenki Fotoğraf / Ahmet Doğru

 Elindeki kömbeden bir ısırık alarak hayranlıkla istasyonu izleyen çocuğun bakışıyla yaklaşıyorum ben de. Onun izlediği istasyona, gözlerini diktiği istasyon çatısındaki sekiz köşeli yıldıza bakarken karışıveriyoruz yerlerimiz. Çocuk ben oluyorum ve hatırlıyorum; yıllar önce ilk istasyona gelişimi, elimden tutan annemi durdurarak benim de bir süre izlediğim bu çatı yıldızını, bu hardal sarısı binayı, çok sayıda rayları, […]

Islığımla Issızlaşan Yolların Fotoğrafı / Ahmet Doğru

“Herkes yalnızlığı gönlünde taşır. Taşımak bir şekilde halledilir de taşkınlığı olmasa.” Böyle demişti bahar yaza dönerken, yolların kuruyan çamuru beyaz papatyalara bürünürken. O bunları söylerken yalnızlığı gönlümde görmeyecek kadar ufak, taşırmayacak kadar küçüktüm. Bir bahar kelebeği gibi koştum çiçeklenen kırlara. Zaman mı çabuktu, yollar mı kısa; anlamadım. Aynı yerde, aynı yolda mevsim mevsimi kovaladı, akrep […]

Halamın Çocukluk Cebime Sıkıştırdığı Harçlığın Fotoğrafı / Ahmet Doğru

Her şeyin hüzne büründüğü bir zaman: Bir tepeden aşağı inerken otuz yıl evvel ortaokullu bir öğrenci ile halası; ayrılık kavşağında durup öğrenci okula, hala tekrar eve dönmek üzereyken el çabukluğu ile halanın öğrenci cebine sıkıştırdığı harçlık… Ben olmaz diyeceğim, halam olmaz diyecek. Israrlarım hava kalacak. Ateş gibi yakacak cebime giren o harçlık. Miktarı çok değildir […]

Güneysu Dergisindeki Çalışmaların Fotoğrafı / Ahmet Doğru

Bu fotoğraf bir odanın kadraja sığdırılmasıyla başlar. Dünyanın en zor işi olsa bile bu, şiiri burada soluklamaya başlamış birinin yapması gereken iştir. Çünkü bu odanın duvarları şiire boyanmıştır, her sıva kumuna en az bir mısra nasip olmuştur. O sebeple içeri girer girmez taze kâğıtlarla harmanlanmış keskin bir şiir kokusu ciğerlerinizi doldurur. Yiğit Töresi ve Külüngün […]

Filân Falan Diyerek Unutulanların Fotoğrafı / Ahmet Doğru

Zaman merheminin sunduğu şifa, unutmak. İlk gençlik acılarının yürek yakan sızısı için bol bol sürdüğü zaman oluyor ve dağ yamaçlarında, dere kenarlarında, boğaz kıyılarında, şehrin en kalabalık caddelerinde unutma şifasına kavuşmayı bekliyor hep. Geçmiş albümünü karıştırırken unuttuklarını görüyor bir bir. “Şu filancaydı” diyor, “bütün mevsimleri sonbahara çeviren”. Sonra duruyor, gönlüne bakıyor; şimdi ufacık bir sızlama […]

Eski Evin Etrafındaki Yazın Fotoğrafı / Ahmet Doğru  

  Çocuk zihninin saflığındandır oraya kaydedilenler de bir saflık barındırır içinde. Yanı sıra “bundan otuz kırk yıl evvel çevre daha temiz, doğa daha fazla doğaldı” hakikati de eklenince rüyalara kapı araladığım düşünülebilir. Bir de fotoğraf karesinin büyüsünü katınca işin içine; söylediklerim, masalsı bir havada kalacaktır elbette. Sislerin dağılan cephesinde kalan o damın üzerine uzanan dut […]

Dertlerin Dağınık Dağlandığı Fotoğraf / Ahmet Doğru

Dert dağlanırsa farkına varılır ya da dağ dertlenirse… Öyle farkına vardım ben de; içimde dertlenen dağın ya da dağlanan derdin! Öyle bir dağlanmıştı ki fark etmek ne mümkün? Kendisi dışında bir şey bırakmamıştı. O öyle dağlanınca karışmıştı gün yüzü hayallerim. Buna rağmen Allah için istedim ki öyle kalsın, yanına birkaç daha dert ilave edeyim; sıra […]

Çınarın Çakır Gölgesini Soluyan Fotoğraf / Ahmet Doğru

 Ulu çınarın yapraklarından dökülen gölgenin altındayım. Sunmayı istediğim sözcükler dolanıyor dilimde mırıltılarla ve gürül gürül bir serinlik! Yaz uzadıkça çınar da ululanıyor gözümde. Çay, ayran birbirine karışsa da ne içtiğimizin farkındayım ne içilenin… Kaç yüz çınarın gölgesine konuk oldum; Allah bilir! Buz gibi serin gölgeliğine yayıldım, düşlerimi yaydım, hülyalar kurdum. Çocukluğumu getirdim, oyunlar oynadım. Gençliğimi […]

Cevizin Cengaver Yapraklarını Alkışlayan Fotoğraf / Ahmet Doğru

Ceviz içine kapanmış işçi. Yapraklarıyla örttüğü gizemli gövdesi, süt emen meyveleri ve devasa büyüklüğüyle bizi hayran kılıyor kendine. Ağır bir işçilik bu sergilediği! Heybetli duruş. Serin görünüş… Derler: “Duldasında dullar durmaz, evliler eğleşmez, bekârlar beklemez.” Düşmanı çoktur; o yüzden sandıklar içinde saklar meyvelerini, o yüzden güven duymaz ve güven vermez. Vaktin gerektirdiği bir zarurettir. Ceviz […]

Meydanlardan Kırmızı Beyaz Yansıyan Coşkunun Fotoğrafı / Ahmet Doğru

 Günlerdir meydanlar gözlendi, izlendi coşkularla. Korkunç bir terör saldırısını bertaraf eden halk, haklı olarak coşkulu bir kutlama içindeydi. Meydanları güzelleştiren, şüphesiz al bayrağımızla dalgalanan insanların heyecanlı kalabalığı. Birlik, beraberlik, kardeşlik bir arada… Malum fotoğrafa odaklanınca orijinal pozlar aradım insanların hallerinden. Mesela şu ihtiyar dede, bayrağa sarılmış, bayrağın sapını da bostan gibi kavrayıp gecenin ortasına dayanmış […]