Bir Babanın Son Bakışı / Muhittin Ece

Tarih 23 Ekim 2011… Üniversite okuduğum için ailemden ve memleketimden uzaklardayım… Kayseri’deyim. Bir pazar günü… O kara habere bankalar caddesinde yakalandım… Saat 13:45 telefonum çaldı… Birkaç gün önce tartıştığım bir memleketlim arıyordu beni… Onun adını görünce hem sevindim hem de istem dışı bir kibir kapladı benliğimi… Telefon çaldıkça kibrim tavan yapıyordu..Adeta zafer kazanmış bir komutan edasıyla savaş […]

Rüyanın Rengi / Muhittin Ece

 Uyan Ey Firari! Uyan artık uykudan! Uykulardan… Uyuklamadan… Daha ne zamana kadar kaçıp uykulara sığınacaksın? Bu kaçışın kimden?  Benden mi; yoksa iki büklümlük anne karnını-cennetini- terk-i hâl ederken gördüğün senden mi?  Sizden mi?   Heidegger dünyaya gelmeyi “Varlık sahasına fırlatılmışlık” olarak tanımlar.  Varlık esasen ayrılıktır. Sevgiliden…  Hakikatten… Şekli ve rengi ne olursa olsun ayrılık; tekrar kavuşma ümidiyle, birleşme namına  en […]

Gerçekliğin Algısal İzdüşümü / Muhittin Ece

 Eyy Yolcu! Nereden geldin?  Varlıktan mı geldin?  Hiçlikten mi yoksa?  Yoksa varlığın umursamaz tarafına mı denk geldin?  Yoksa varlığın yokluğundan yoksun, duygusal fedakârlığın en nükseli yaratılışı ana yüreğinin merhametsiz(!) şefkatinden mi? Kimin umrundasın? Bendeki senin mi, yoksa sendeki benim mi? Sen hep yalnızdın… Hep susamış… Neye mi susamıştın? Anne karnındaki iki büklümlük cennete… Cennet ve […]

Varlığın Yokluğunda Kendini Bulmak / Muhittin Ece

Acziyet ne bitmez tükenmez bir nimet(!)… Ruhumuz adeta aciziyetten müebbet yemiş… Ama kimi duygularımız yürürken; gariban, mazlum yüreklerde ayak sesleri, yeri göğü inletircesine nefesleri keser… Sanırsınız ki Asr-ı Saadet’ten Hamzalar, Ömerler geliyor… Tâ ki bir kuytu köşede gecenin; sessizliğe yüz tutmuş bir karanlıkta kendisiyle baş başa kalmaya heves ettiği anda seninle göz göze gelmeye görsün… İşte o an […]