Yaktı da Gitti / Mustafa Işık

Felek beni sana meftûn eylerken Dikenler canımı yaktı da gitti Gözyaşım geceden gizli akarken Hayalin yüzüme baktı da gitti Sen gece düşünde en güzel rüya Ömrümü sükûtun rengine boya Kadehin duası dilimde güya Dilim boğazıma aktı da gitti Gökteki tek diri İsa Mesih’ken Çalınmamış sûra nişane iken Karınca yuvası harabelikken Süleyman ordusu yıktı da gitti […]

Ölüm, Dosdoğru Vaattir / Mustafa Işık

– belki de bu…   Gözleri serin toprak gibiydi, nefesi çöl çorağı.. durduk yere birikiyordu yorgunluğu, sırtında kat be kat apartman boyuydu hayatın hengâmesi.  Ama dilinde eksilmezdi, her sabah ‘belki de bu…’ deyişi. Bu sabah da yine mutlu günleri hayal eden mahzun bir hâl içindeyken etrafındaki kalabalık giderek artıyordu. Caddenin başındaydı, upuzun bir cadde… Meçhule […]

Halep ve Çocuk / Mustafa Işık

-sizinle cennete gelemem bayım.. Gecenin bir yerinde dile gelen feryattı, dünyayı çatısı yıldız akan vadiye döndüren. Harabeden bir şehri haritanın bağrında silip atmaya yeminliydiler, zamane Ebreheler. Dağları aşıp gelen nazlı sevgiliyi sıkıca bağrına basmak gibiydi hasretliğin adı. Bu yüreğin en asil misafiriydin hey gidi, haydi destursuz içeri gir, yüreğim dört duvar. Ama bil ki cümle […]

Dünyanın Renkleri / Mustafa Işık

siyah beyaz fotoğrafa nakış dünyanın bütün renkleri suskunluğum kadar kanar utangaç ömrümün halleri artık hiç kimseyim / ya da herkes kadar arıyorum yitirdiğim yağmurun izini gece tenhası gönle misafir cebelitarık bekler gemiye bir ziyad bile olamadın bak, durdu zaman rüzgârı gün batımına gök eksildi gözlerinle seyir vaktidir dünyanın onca rengini at yelesinde taze hayat işte, […]

Fesih Vural’ın Yazın Dünyasına Yolculuk / Mustafa Işık

Şiirin az sözle çok anlam ifadesinin yolu olduğu hepimizin malumudur ve yazılması için hiçbir neden yoktur şiirin. Söz ustasının terennümü her zaman gönül alıcıdır. Yaşama dair izlerin varlığı bize bu terennümle gönül bahçelerinin zenginliklerinin kapısını açar. Şiir, yaşamayı beceremeyenlerin nefes alışıdır sözü şair Fesih VURAL ile ezber bozar.  Gerçek anlamıyla bir ab-ı hayattır şiir ülkesi […]

Yara Yürekte Büyür Önce / Mustafa Işık

Annem, mus’af huzuru evimizin duvarında asılı, çatlamamış sabır taşıydı yorgunluk yüklü ayakları, cennetten elma koparmaya uzanıverirdi parmakları her sabah dilinden öperdi göğe havalanan üveyikleri bir yara önce yürekte büyür, derdi annem / her düş gerçeğin inilmez kuyusu taş atmaya kıyamazdı geceydi katilin en büyüğü elinde alaca günbatımıyla durmadan gündüzü biçerdi doğan güneşle her seher anneme […]

Süveyla / Mustafa Işık

süveyla en uzun yolculuğuna mushafları okuyarak başlar merhametin pınarında kibele’den kalma bir ayindir yüreğindeki heyula saçlarında uçuk sevda kokusu dudağında yitik sevda sözleri o tufandan kalma ayete vurgun süveyla sürgün yüreklerden sürgün sevgili elleri koynunda saklı muamma bir duvarcı ustasının hünerli parmaklarıyla taranmış saçlarından fısıldanır her dem güneşi vurulmuş vahanın kuşları o kuşlar ki kanatlarında […]

Dilhıraş Beste / Mustafa Işık

ayazlar sükûnetin habercisi giderek daha uzaktım sesine cebimde uykular sabır kırığı en zarif gül nakşı avuçlarımda feleğin ağzıyla tüner dergâha kıyametimi beklerdim sen ilk kurban anka’yı vururdun vururdun anka’yı dağı yakardın dağı yakardın da ladesi kırardın yağmurlar indirirdin ayaklarıma toy cerendin dünya terkindeydi terkinde dünya tufana koşardın bütün masalları sahici kılardın senin gidişine benim sel […]

Ronahi / Mustafa Işık

ronahi, harami kesilen yolda giderek kısalan bakışımıza sürme çekilmiş bir çift gözle yarım kalmış aydınlık ben ki gerilmiş iple duvardan duvara tarih şeridine mührün izi silinmiş hükümdar adımı yaşatma telaşındaydım yarım bırakılan her sigara dudağıma vebaldi, ronahi adın, yolumu aydınlatmaya huzmesinde umut saçılır ışık ay şavkında resmetmiştim yüzünün bilmediğim güzelliğini o zaman çocuklar oyuna daha […]

Bulunur Elbet / Mustafa Işık

Dünyanın zehrini emerek büyüdüm, adıma ad verirdin dudağa yapış kelamla, çatlayıp durdu sabır taşı yaprağın teni rüzgara emanetti Ben ki ezberi eksik hafız Mushaf’ın kutsallığında bulurdum seni, gitmeliydim bu seherde heybemde hep uzak şehrin talihi yollar beni beklerdi, saatler ki uyandırmaya hep geç kalırdı Mağara tenhalığı terkedilmiş fırtınada, kentler de ölümlüdür diye özlemler, eski dilden […]

Dil Burcu / Mustafa Işık

ben dil burcundayım ustam yarı akîl yarı deli fesleğen kokulu gömleğim kuyuları yorumlayan rüyam geceyi kahra gömen gözlerim kolsuz kanatsız yüreğim… yani, en zengininizim usta dil burcundayım ustam cebimde kekik nane kokusu dilimde kefaret ister yeminler aşk bende, yarısı kayıp ay şavkı diğer yarısı da ben olabilirim dil burcundayım ustam aynasız ölmeyi reddederim, zaman çözemez […]

Geceye Yorgun Bir Şiir-2 / Mustafa Işık

* Senin dilin bin bir dağ lalesi hüznündeyken parmağa boyun bükmüş tespih tanesinin özleyişi boşluğu adımlamakla yorulurdu üşüyen ellerim değil çocukluğumdu arka cebimde artakalan, uzakları düşünüp azalırdım sonra en güzel şiiri yazmaya yetmiş iki dilden mürekkep kelimeler biriktirirdim iyileşmeyecek yaradan inceden ahla yanan ateşten önce gözlerini kurtarırdım söylenecek söz kalmazken dilde kalbimden ah’lar damıtırdım anneye […]

Anne ve Mutluluk / Mustafa Işık

‘’İnsan daha iyi kalplidir mutlu olduğu zaman’’ Oscar Wilde. Mezarlığa ilk kez tek başına gidecekti. Defalarca yanında geçip gitmişti oysa. Her defasında ölüme çaka satarak.  Ama bu defa bir farklıydı yürek kafesindeki kuşun kanat çırpışı. Yarın daha iyi kalpli olacaktı. Mezarlık deyince hayalinde hep günahkârların günahlarından usanmışlığıyla kaskatı kesilen mermerler, dua bekleyen ölüler gibi solmaya […]

Eski Zaman Şehrinin Kederi / Mustafa Işık

Bulutların terk ettiği şehirler ortasında her yalnız kalışım bir Taç Mahal ederdi gönül aşka gelince, bin mâşuka bedeldi Çarpışa çarpışa çığlığı kesilmiş kılıcım eski duayı kıpırdayan dudağa benzerdi düşmana ne gerek, gözler birer mızraktı Ey uzaktan üşüyen o kandillerin titrek ışığı kitaplar ortasında kuruyan güllere sorun bir elmanın zehrini kaç cüce tükürebilirdi Gidilen yola çokça […]

Kirli Gölge / Mustafa Işık

suya inen ceylanın oynaşan gölgesi kadar narin bir kelebek ve senin dilinde bir tutam besmele hüzün harman olur yüreğinde ellerinde senin gül bahçesinde bülbül ufuklarla sarmaş dolaş bir çift göz kapında kirli bir gölge gibi özlemin büyüsünü büyütürüz bir lâl ahına kuşandım adına adımı uladım kolla kendini ey mucnûn dili her sözü leyla diye çöllere […]

Al Fistanlım / Mustafa Işık

  Gökkuşağı renginde ne çok yanın var senin: sabah ezanında mümin yeşili dağ tepesinde taze gelincik toyda halay başısın al fistanlım kirpik uçların Ferhat külüngü senden gayrısına değmedi gözüm.. ötelerden gelen kervan gibisin Mısır’da Yusuf, panayır adresin ah! Kenan’da harap gözlerim Şirin dağları delsin de kuyulara su verin al fistanlım doğradığın kanın Züleyha avucu senden […]

Terzinin Dikemediği / Mustafa Işık

-Şair Abdurrahman Adıyan’a ithafen- Göğün siyah gölgesine mavi düğümler atan terzi iğnesinden sarkan ipin hangi kozanın ipliği olduğunu biliyor muydu? En afili haberleri kodlayan mors tuşlarının keyfi hep infaz emirleriyle anılırdı/ ki en çok da küfürlü bir iğne, durmadan rüyayı hep orta yerinden dikerdi. Âdem cennetten itilmiş ilk maktul olduğundan bîhaber miydi yoksa? Oysa İdris, […]

Islığı Dilinden Eksilmeyen Şair – Terzi  ya da “Düşlerim Özgür Olsaydı” / Mustafa Işık

 İnsan yazın hayatında, deyim yerindeyse ikinci kırkını çıkardıktan sonra hatıraların satır aralarında bir daha gezme ihtiyacı hisseder, dönüp geçmişe doğru seyrüsefere çıkmak ister. Hangi hatıra yüreğini kanatlandırır, hangi hatırada yüreğinde bir yerlerin kanadığını hissederek derinden bir of çeker. Çekilen bu of’ların karşısında yıkılacak bir dağ bulur mu bilinmez. Sözün ehli ustalar da öyledir. Bazen geriye […]