DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

İnsan, İnsan Olamadı / Esra Er

Tarihte ne yaşandıysa yaşandı, oldu ve bitti. Günümüzde hala bu nefreti ve kini sürdürmenin kime ne faydası var?

 

Irkçılık… Tarih boyunca yaşanan pek çok kötü olayın altında yatan, yıllarca bazı kesimlere zulmedilmesini meşrulaştıran, insanlık dışı bir kavramdır. İnsanlar neden kendi ırkını bu denli üstün görüp diğerlerini yok saymaktadır? Onlara doğduklarından itibaren; özel oldukları, geri kalan bütün ırklardan üstün oldukları falan mı söyleniyor? Irkçılık nasıl öğretiliyor, nasıl bu kadar ileri boyutlara ulaşabiliyor?

Yıllar önce, daha on üç yaşındayım, çok sevdiğim, iyi anlaştığım bir arkadaşım vardı. Bir gün durup dururken bana, “Kürtleri sever misin?” diye bir soru sormuştu. Kürtler veya Kürt olmak hakkında hiçbir fikre ve bilgiye sahip olmadığım halde, muhtemelen yanımda Kürt kelimesini duyunca suratını büzüştüren insanların etkisinde kalmış olarak, “Hayır sevmem.” dedim. Ezbere konuştuğumu biliyorum ama. Sonra arkadaşım, “Ben kürdüm.” demesin mi… “Eyvah!” dedim içimden, nasıl böyle bir şey söyleyebilir, nasıl düşünmeden konuşabilirdim?! O anki yaşadığım utancı tarif edebilmem mümkün değil. Ama bunu duyduktan sonra da o kişiye karşı duygularımda, düşüncelerimde asla bir değişiklik olmadı. Kürtleri sevmem dedim gayriihtiyari ama bu kişiyi seviyordum ve sevmeye devam edecektim. Demek ki mesele Kürt olması değil, insan olmasıymış. Bunun ayırdına ilk o zaman varmıştım.

Benim için bir insanın Kürt, Ermeni veya başka bir kesimden olması farklı bir anlam ifade etmeyecekti. Öncelikle insanlığına bakacaktım. Kürt kelimesini kullanmak, insanları Kürt- Türk diye kategorilere ayırmak, sıradan bir insana farklı anlamlar yüklenmesine sebep oluyor. Ne gerek var ki buna? Bir insanın hangi ırka sahip olduğunu veya nereli olduğunu bilmemizin ne anlamı, ne önemi var?  Bunu duyan bazı kişilerin kulaklarından alevler çıkmaya başladı bile. Olur mu canım! “Kürtler şöyledir, …  Fransızlar, Ruslar böyledir, yok efendim İtalyanlar şunu yaptı, Yunanlar böyle davrandı…” hepsi muhakkak seni haklı çıkaracak kötülükler yapmıştır değil mi? Tarihte okudunuz, öğrendiniz ve yıllarca kinlendiniz diğer milletlere karşı. Her millet bu şekilde, kendi tarihini -doğal olarak- olağanüstü anlatır ve diğerlerini yerden yere vurur. (Buna gerek yoktu.) Eğer en başından insanların beyinlerine bunlar işlenmeseydi, her şey çok daha farklı olabilirdi. Tarihte ne yaşandıysa yaşandı, oldu ve bitti. Günümüzde hala bu nefreti ve kini sürdürmenin kime ne faydası var? Yunanlar kötü diyorsun, Dünyada yaklaşık on üç milyon Yunan var, her birini teker teker tanıyor musun da bu yargıya ulaştın? On üç milyon kişiden özür dilemen gerekiyor şu an. Zamanında bazı kötülükler yapılmış olabilir bunu asla inkâr etmiyorum ama onun yükünü, şu an yeni doğan masum bir bebeğe sırf Yunan olduğu için yükleyemezsin. İlkokula giden, tek derdi bisiklete binmek olan o her şeyden habersiz çocuğu Rus olduğu için suçlayamazsın. Evden işe, işten eve gidip gelen tek derdi ev geçindirmek olan bir anneyi veya babayı Kürt olduğu için, dışlayamazsın. İnsanların karakteri bana kalırsa ırkına göre oluşmaz, onlara çocukluğundan beri ‘öğretilenlere’ göre oluşur.  Misal, bahsettiğim arkadaşımı uzun zamandır tanıyorum, bir kötülüğünü, zararını görmedim. Neden sadece ve yalnızca Kürt olduğu için onu dışlayayım? Hoş, kötülüğünü görsem bile dışlama lüksüm yok. İnsanların ne şartlar altında büyüdüğünü, nasıl yetiştiğini, neler yaşadığını bilemeyiz.

Daha sonra yıllar boyu her kesimden arkadaşım da oldu, kimseye sormadım “Sen nesin, necisin?” diye, sormam da. Kendimle gurur duydum hep bu konuda, insanları kategorize etme yeteneğim olmadığı ve insanları ırkına göre ayırmaya çalışmadığım için. Çünkü tüm bunlar benim gözümden bakınca bir anlam ifade etmiyordu. Bir kişiye baktığımda sadece bana gülümseyen bir ‘insan’ görüyordum. Bunun bir de dini ve mezhep boyutu var. Müslüman, Alevi, Sünni, Yahudi, Hristiyan, Ortodoks, Katolik… Bunlar, bana göre yalnızca birer kelimeden ibaret ama insanlık ne yazık ki her birine kutsal anlamlar yüklemekle meşgul. Hepsi birbirini dışlar, hepsi sadece kendinin üstün ve ‘doğru yol’ olduğunu sanır. Elbet dinlerin kutsal bir yanı da vardır ancak insanlar bazı şeylere körü körüne inanmakla meşgulken, diğerlerine karşı ‘hoşgörülü’ olmayı unuturlar. Üstelik, insanoğlu bunlarla da kalmaz. Önce kendi ülkesini ayırıp üstün görürler, sonra ülke içinde ayırmalara başlar; doğudakiler-batıdakiler diye, daha sonra şehirlere göre ayırmaya başlar; Sivaslılar, Ankaralılar, Urfalılar gibi. Her şehir hakkında da inanılmaz bilgileri vardır. Yetinmez bu sefer kendi şehrinde ayırmaya başlar, A mahallesi kötü-B mahallesi iyi diye, bu da yetmezse kadın-erkek diye ayırır. Yetmez, sarışın-esmer diye ayırır. Yetmez, uzun boylu-kısa boylu, gözlüklü-gözlüksüz, takım elbiseli-eşofmanlı, kısa saçlı-uzun saçlı diye ayırır. Ah bu insan…

İnsan her şey olur da, bir türlü ‘insan’ olamaz bu hayatta.

Her zaman kendinden olmayanı dışlar, sonra da gelip birlik beraberlik olmaktan falan bahsederler. Hayır, efendim, bütün kötülüklerin anası alkol falan değil: Irkçılık…

 

Bu yazıyı paylaş:

6 thoughts on “İnsan, İnsan Olamadı / Esra Er

  1. Harika bir yazı olmuş çok beğendim. İnsanların birbirlerini ötekileştirmeye fikir ayrılıkları ile kategorize etmeye çalıştığı bu günlerde konuyu muazzam bir şekilde ele almışsınız 👏👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 1 eseri bulunmaktadır.