DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Çiçekli Esaret / Sevdenur Celayir


Yorgun suları olan bir dere kenarına güneş doğuyor, şafak vakti. Altın bir portakal gibi ışık hüzmeleri dağılıyor bir köyün yemyeşil ağaçlarının yapraklarına. Horozlar ötmeye, tabiat karanlığın ölülüğünü üstünden atmaya başlıyor. Cıvıldaşmaları duyuluyor kuşların. Eskice bir köy evi, ahşaptan yapılma, gıcırdayan bir kapının içindeki göbekli tavanlı yatak odası. Hafif silikçe bir oda, ayrıntılara yer verilmez. Ahşap eskisi pencerede perde yok, güneşin ilk ışıkları sanki bu odaya girmiş gibi. Paslanmış ayakları olan tahtadan yapılma bir sandalye pencerenin önünde. Bir kadın. Sessizce dışarıyı, rüzgarın yapraklara vurmasıyla çıkan hışırtıları duyarak izleyen, üstünde gecelikleri olan bir kadın. Bir sıkıntısı olduğu yahut da yaşamanın artık ağır geldiği her halinden belli. Alt dudağını dişlerinin arasına alarak gözleri dalgın dalgın bir yerleri seyir etmekte. Biraz da yaş akmakta güzel gözlerinden. Ancak oldukça dingin haraketli.

Odanın içinde yatmakta olan arkası dönük yüzü gözükmeyen adama kısa boş bir bakış ardından sedirin üstüne oturarak kraft kağıtlı bir defteri eline alıp içindeki kalemle bir cümle yazar. Yazılan cümle büyük ve anlaşılır bir yazıda, son derece okunur, güzel bir el yazısı.

‘İçimdeki kara kışlar mevsiminde sokakta kalmış bir dilenciyken..’

pencereden dışarıya bakıp ilkbaharın gülümsemesini alıp derince bir iç çekip yazmaya devam eder.

‘dışarıda güneşin doğup doğanın kahkalarla döngüsüne devam etmesini kabul edemiyorum.’

Ve uzun anlamlı bakışlar, birkaç saniyeliğine. Sedirden kalkıp üzerine uzun bir hırka alıp hırkasına sarınır. Hava tam olarak aydınlanmamış ama oldukça aydınlık, bulutların arasında hâla lacivertler belirgin.

Yatak odasından çıkıp sessizce diğer odaya girer, uyuyan çocuklar. Aynı yatakta yatan dört tane yaşları birbirine yakın yaşlarda kız ve erkek çocukları. Ayrıntılı görsellerde değiller. İkisinin arkası dönük, diğerinin yüzünün bir kısmı eliyle örtük. Hepsini tek tek inceleyip ince yorganlarını iyice üzerlerine örtüp odadan yine sessizce çıkar. Ayağına eskice bir ayakkabı geçirip dışarıya çıkar. Bahçeye çıkınca dikmiş olduğu bir sürü çiçek görülür. Beyaz güllerin yanına gider yerde duran makasla bir tane keser ve eline alır.

Bastığı yerlerden çıtırtılar duyulur. Bir süre yürür. Köy mezarlığının önüne gelir. Kapı çürümüş tahta çittendir, hafif aralıktır. Aralık kısmından içeri girer. Upuzun otlar arasına dizlerine kadar batarak yürür. Her halinden yeni olduğu belli olan küçük bir çocuk mezarına gelir. Uzun bir tahta saplıdır toprağın başına, üstünde isim tarih hiçbir şey yazmaz.

Kadın çok yavaş adımlarla oraya doğru yürür. Yüzündeki hüzün her yerden belli olur ancak bir ifadesizlik de vardır. İfadesizliği acının tazeliğinden kaynaklıdır. Ne tepki vereceğini, ne yapacağını bilmemezlik sezilir kendisinden. Omuzlarında duran siyah şalı başına geçirir yarım bir biçimde. Mezarın yanına doğru kıvrılır ve elleri toprağa gider. Elindeki beyaz gülü mezarın başucuna koyar. Okşamaya başlar toprağı gözlerindeki yaşlar belirginleşir. Yaşlarıyla paralel yağmur çiselemeye başlar, güneş her yeri aydınlatmayı başarmışken.

Toprağın kokusunu içine çeker. Sesi çatallıdır ve dayanılmaz bir acıyla kaplıdır.

”Kızım benim.. Ben bu kokuyla karşılanmayı hak edecek ne yaptım?.. Sen hangi mertebelere çıktın da bu kokuyla karşılayabildin beni?.. ”

Bahsettiği kokuyu içine çeker.

”Cennet kokacaksa eğer böyle kokacak olmalı..”

Bir süre ağlamaya devam eder başını toprağa koyarak. Hafif hafif çiseleyen yağmur devam etmektedir, sadece çiseleyen sesi duyulmaktadır, gökyüzünden geçen kargaların sesi de karışır yağan yağmura. Kadın kafasını havaya kaldırır, havanın tamamen aydınlanmış olduğunu fark ederek aceleyle yerinden kalkar. Orada öylece yatan kızını bırakmak istemediği için ağlaması şiddetlenir. Hırkasına sarılarak koşmaya başlar bir yandan da hıçkırıklarla ağlamaya devam eder. Kafasını birkaç kez kızının mezarına çeviri koşarken.

Yağan yağmuru yeni fark ederek kendi kendine fısıldar:

‘Bana mıydı bu bereket?’

Evine ulaşır. Nefes nefese kalmıştır. Hırkasını hemen asar, ev ahalisi uyanmıştır. Çocuklar karnının acıktığını söyler. Kocası da yatmaktadır hâlâ. Onu yatıyor görünce derin bir nefes alır. Ağlaması biraz biraz kesilmiştir ama gözaltları mordur ve şiştir. Mutfağa geçerek eskice bir çay demliğinin içine su koymak için musluğu açar. Su dolarken dalgın dalgın bir yerlere bakar. Su dolunca ocağın da altını kibritle açar ve çaydanlığı koyar.

Bir kadın ve bir anne olarak ne kadar acı çekiyor oluyorsak olalım, devam eden hayata boyun eğmeye, onun bize yaftaladığı gündeliğe devam etmek zorunda kalıyor o da.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 3 eseri bulunmaktadır.