DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

O Konuda Haklılar / Rahman Ayhan



Bir yurtdışı gezimizde İtalya Pissa Üniversitesi’nde Prof. Elizabet Corsai ile
Türkiye-AB ilişkilerini bol bol konuşmuştuk.

Biz girmek için çok uğraşıyoruz ama bizi, hiçbir zaman almayacakları bir birlik var…

Ağzımızla kuş tutsak bile nafile, kesinlikle bizi almayacaklar çünkü Dinimiz, kültürümüz, dilimiz ayrı ve sevmiyorlar bizi…

Onlar da “sizi almıyoruz” diyemiyorlar, bizi hepten kaybetmeyi göze alamıyorlar.

Onlarla bizim birlikteliğimiz, zoraki bir nikâh bu…

Avrupa Birliğinden bahsediyorum…

Avrupa Birliğinin bize dayattığı kanunlar var,.. Çoğunlukla, insan hakları için gerekli olan kanunlar…

Ancak Türkiye’ye has özel baskıları da var…

İyi olan dayatmaların biri de, on yılda bir ehliyet yenilemek…

Biz de ehliyeti aldıktan sonra, ömür boyu sürüyor bu, birliktelik…

Ehliyeti aldıktan sonra, ölene kadar şoförsün…

Elin dirsekten kesilse de, bir ayağın kopsa da; aklın yok olsa da, yine sürersin arabayı ve yine devam edilir, şoförlüğe…

İşte bana göre en büyük yanlışlardan biri de bu…

Lakabı Hacı Teymen olan babam Abdülhamit Ayhan… 78 yaşında, tam 60 yıllık şoför…

60 yıldır, yollarda… 60 yıllık şoförlüğünde, önemli bir kaza yapmadı…

Çok dikkatli yollarda… Araba sürerken, konuşmaz bile, gözünü yoldan hiç ayırmaz…

Fakat son beş yıldır yaşlılıktan dolayı, kazalar yapmakta…Çok büyük kazalar olmasa da, 55 yıldır yapmadığı kazaları son beş yıldır yapmaya başladı… Kendisi kabul etmiyor ama yaşlılıktan dikkati azaldı…

Bursa’dan Trabzon’a gelen, halamın oğlu abim, Mehmet Cabbar Marz, ben, babam hep beraber

Babamın sürdüğü araba ile yola çıktık… Trabzon merkezden 10 km uzaklıkta ki köye gidiyorduk…

Karakaş denilen mevkide fırından ekmek almak için durmuştuk. Babam duran arabadan inerek, çıktı ekmek almaya…

Fırından çıkan babam, yandaki başka bir arabanın şoför koltuğuna binerek

Arabayı sürüp gitti…

Biz aramızda konuşuyorduk:

“Babama arabayı denemek için verdiler, herhalde” dedim ben…

Mehmet abim,

“Dayımın tecrübesinden yararlanmak için arabayı deniyorlar herhalde” diye söylüyor,

Birçok varsayımlarda bulunuyorduk ve babamın bu gidişine mana vermeye çalışıyorduk…

Fakat yanında hiç kimse de yoktu…

Biz böyle ne olduğunu anlamaya çalışırken yaklaşık 10 dakika sonra arabayla, babam geri geldi…

Diğer arabayı park ederek, bizim arabanın şoför koltuğuna geçti. Arabayı çalıştırıp gitmeye başladık…

“Baba hayrola, ne için öbür arabayla gittin?” diye sorunca;

Babam gülmeye başladı…

“Arabayı sürüyordum, teypten oyun havaları çalıyordu. Böyle oyun havalarını ben teybe yüklemedim diye düşünürken, bir şey sormak için Mehmet’e döndüm, Mehmet yok…”

“Eeeee”

“Mehmet nerde demek için arkaya döndüm, baktım sen de yoksun…”

“Heeeeee”

“Baktım arabanın direksiyonu da farklı, anladım ki, yanlışlıkla başka arabaya binmişim…”

“Yani, yanlışlıkla mı bindin, o arabaya?”

“Evet yanlışlıkla…”

“Ama on dakika gittin, kimse arabasını aramadı…”

Kimsenin haberi bile olmamıştı bu yanlışlıktan…

İşte aynen böyle oldu, bu ehliyet işini, bir daha düşünmeleri kanaatindeyim…

60 yıldır aynı ehliyetle, olmaz diye düşünüyorum…

Avrupa Birliği, bizim için

İyi düşünmese de,

Bu ehliyet işinde, haklılar sanırım…

04.09.2021

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 30 eseri bulunmaktadır.