DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Günahlara Kefaret Olarak Yapılan Kilise /Güzin Osmancık


Kâinatın varoluş sebebidir aşk. Daha hiçbir şeyi bilmeden sevilmeyi hisseder insan. Ne eserler ne şiirler yazılmış ne savaşlar verilmiştir aşk uğruna. İliklerimize damarlarımıza işlemiştir aşk ve imkânsız büyük bir aşkın hikayesidir akıllarda kalan Ahtamara Kilisesi. Hikâye Ermeni şair Hovhannes Tumanyan’ın anlatımı ile efsaneleşir.  Ama Akdamar adasında bulunan Surp Haç Kilisesi veya Kutsal Haç Katedrali diye bilinen bu ibadethanenin yapılış gayesi bambaşkadır.

Bir günlüğüne Van’dayız bugün. Bu bir günlük şehir turumuzda en çok görmek istediğim, hikâyesini merak ettiğim yerdi Ahtamara kilisesi. Gevaş ilçesinin sınırları içindeki Akdamar adasının güney doğusunda kutsal haç adına kurulan bu kilise Orta çağ Ermeni mimarisinin en mükemmel örneklerinden biriymiş.

 Gölde Akdamar adasından başka ÇarpanakAdır ve Kuş adaları bulunuyormuş. Bazı eski kaynaklarda burada hüküm sürmüş olan bir hanedan olan Rştuni ailesinden dolayı adanın isminin Rştuni adası olarak da geçtiği söyleniyor.

705 yılında Vard Rştuni’nin öldürülmesi ile hanedanlık son bulmuş. Daha sonraları Ardzruni sülalesinin eline geçen ada 908 yılıda Gagik Ardzuruni Ermeni ve Müslümanlarla anlaşarak Gevaş’ta Vaspuragan Krallığını kurmuş. Bu isim, Ermenice de “soylu topraklar” veya “prensler ülkesi” anlamına geliyormuş. Vaspuragan Kral Gagik adayı sivil yerleşime açsa da bugün adada sadece tüm ihtişamı ile bu kilise kalmış.

Kral Gagik oldukça savaşçı ve kan döken bir kralmış. Artık savaş alanlarından çekilip vicdanı ile baş başa kalınca bu hesaplaşma döktüğü kanların azabı onu rahatsız etmiş olacak ki adının zalim kral olarak anılmasını istememiş.  Ve bu sebeple günahlarına kefaret olarak bir ibadethane yaptırıp bununla anılmak istemiş. 915-921 yıllarında Keşiş Manuel’i en güzel eserini yapması için görevlendirmiş.

300 keşişin yaşadığı manastır, 1021 yılında Vaspurakan krallığı yıkıldıktan sonra 1113 yılında manastır olarak kalmış. Aynı zamanda manastır Ermeni patriğinin merkezi olarak kabul görmüş. Ermeni mimarisinin en önemli eserlerinden biri olan manastır ortada bir kubbe ve dört yanında haçı sembolize eden dört yapraklı yonca görünümünde bir planı sergiliyor. Ayrıca Kudüs’ten getirilen hakiki haçın bir parçasının da burada bulunduğuna inanılıyor. Bina kızıl andezit taşından (Ankara taşı da denilen püskürtme taşı) yapılmış ve üzerinde İncil ve Tevrat’tan alınmış hikayelerin rölyefleri ile süslenmiş. Ayrıca Havari Yuhanna, Hz Adem portresi, Vaftizci Yahya, Aziz GregorHavari Thaddeushavari Bartholomeusİlyas PeygamberAziz Thomas ve Tserafati gibi dinde önde gelenlerin portreleri bulunmakta.

AH TAMARA!…

Van gölü merkezli bağımsız bir krallık olan Vaspuragan Krallığı 1054- 1056 yıllarında Selçuklu Türkleri tarafından fethedilmiş.

Günahlara kefaret olarak yapılan bu manastır yıllar sonra da başka bir günaha sebep olmuş.

Bugüne kadar yazılan hikâyelerde içinde aşk geçmeyen bir hikâye olabilir mi? Elbette birbirine benzeyen pek çok efsanelerde kavuşması imkânsız büyük aşklar anlatılmış. Her ne kadar konumlar farklı olsa da durumlar hep aynı olmuş. Asil kız, fakir oğlan.    

İşte hikâye de tam burada başlıyor.

Bu manastırda yaşayan bir keşişin dünyalar güzeli bir kızı varmış. Adı Tamara. Görenlerin aklını başından alacak kadar güzel, akıllardan çıkmayacak kadar çekici. Yakın köylerde çobanlık yapan bir genç Tamara’yı görünce tam da böyle olmuş. Başında ne akıl kalmış ne de aklında Tamara dan başka bir şey. Tamara da bu garip çobana gönlünü kaptırmış. Ama bir araya gelmeleri imkânsız. Ama aşk bu! Kavuşmak ister, vuslat ister, engel tanımaz. Tamara geceleri elinde bir fener, sevdiğine ışık tutar onun yüzerek kendine ulaşmasını istermiş. Ama bu beraberlik uzun sürmemiş babası bu buluşmalardan haberdar olmuş. Soğuk bir kış günü eline feneri alarak çobanı davet etmiş. Sevdiğinden ışık gören çoban atlamış serin sulara, yüzerek kıyıya ulaşmak için. Ama hain keşiş devamlı fenerin yönünü değiştirerek çobanın kıyıya ulaşmasına engel olmuş. “Ah Tamara! Ah Tamara!” diyerek gücü tükenen çoban sonunda serin sulara gömülerek sevdiğine kavuşamadan kaybolup gitmiş.

Onun Ah Tamara dediğini duyan olmuş mu? Elbette olmamış. Ama hikâye Ermeni şair Hovhannes Tumanyan’ın acıklı anlatımı ile efsaneye dönüşmüş.

 “Ölümlünün ölümlüye aşkı, kuma yazılmış yazı gibidir.” der Yunus.

“Ahtamara” isminin başka bir yorumu ise Arapça kökünden geldiğidir. Arapçada (ĞMR) kökü, tümsek anlamında kullanılmaktadır. Günümüzde Akdamar adası olarak bilinen bu ada Van ilinin en çok ziyaretçi çeken yerlerinden biridir.  Biz de heyecanla gölün kenarında bizi adaya götürecek motoru bekliyoruz. Mevsimin kış olmasına rağmen 25 kişilik motor kısa zamanda doluyor ve adaya doğru yol alıyoruz. 45 dakika süren yolculuğumuz sonunda nihayet iskeleye ulaşıyoruz. Adada inanılmaz efsunlu bir hava var. Ağaçların havaya verdiği o büyüleyici koku ve gölün üzerinde hala daha etrafı ısıtmaya çalışan güneş, inanılmaz bir etki uyandırıyor insanda. Hemen kilisenin etrafını dolaşıp en iyi resim verecek köşeleri arıyoruz. Adanın her bir köşesi birbirinden güzel tablolar oluşturuyor. Resim çekme işimiz sonlanınca artık kilisenin içine girme zamanı geldi diyoruz. İçerisi oldukça loş ve soğuk. Oradaki görevli kişi de bize aynı hikâyeyi anlatıyor. “Zamanın kralı o kadar kan dökmüş ki bu günahları affettirmek için burasını yaptırmış” diye uzun uzun bize hikâyesini anlatıyor.

 Kilisenin içine girdiğimde dışındaki güzelliği sergilemediğini görüyorum. Oldukça kasvetli ve iç sıkıcı. Oysaki bizim İslamî eserlerimiz aynı insan fıtratı üzerine ibadethanelerini inşa etmişler. Yani afakî dış görünüş oldukça sade, ama enfüsi iç mekân olabildiğince süslü ve aydınlık. Ve adeta güneş ile iş birliği yaparcasına güneşi içeri sokmuşlar. Güneşin ışınlarını öylesine kullanmışlar ki adeta her pencere ışıkları içeri davet edercesine duvarlara yerleştirilmiş. Bu mekânda onu göremiyorsunuz. Oldukça yüksek olan taş bina aynı zaman da insanı ürpertecek kadar da soğuk. Ama kim bilir burada kimler, neler yaşadı. Gerçekten Tamara isminde bir güzel, hüzünlü bir aşkın kurbanı oldu mu?

Veya Kral Gagik bütün hazinesini harcayarak yaptırdığı bu ibadethane günahlarına kefaret, çaresizliğine çare oldu mu bilinmez. Rabbimiz “Bana bende olmayanla gelin!” der. Çaresizlik ve acizlik.

Çaresizlik, ona yöneliş belki de siler bütün günahları.

Ya Tamara büyük aşkını kaybedince isyankâr olmuş mudur? Çoğu zamanlar olaylar bizim kararlarımız ile gerçekleşmez. İlahi irade devreye girer.  O zaman da “Cananı seven canından harcar” demek gerek.

Bu yazıyı paylaş:

One thought on “Günahlara Kefaret Olarak Yapılan Kilise /Güzin Osmancık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 27 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları