DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Argo ve Küfür Normal mi!? / Güler Demirhan


Aklı başında anne babalar, ve ailenin diğer büyükleri çocukları insan gibi kaliteli bireyler olarak yetişsin istiyorlarsa; önce kendisine, sonra çevresindeki diğer insanlara saygı duysun, saygı çerçevesinde davransın ve yaklaşsın isterler.

Toplu taşımaya itiş kakış değil, sırayla binmeyi, başkasının hakkını gasp etmemeyi, biri tarafından bir ikramda bulunulmuşsa teşekkür etmeyi, kendisinin de başkalarına ikramlarda bulunmasını, başka  başka zarifçe güzelliklerle hayatı güzelleştirmeyi, güler yüzü, tatlı sözü, nezaketi ve inceliği aşılamaya çalışırlar.

İsteriz ki yeni yetişen nesiller, kaba sözleri dillerine hayatlarına hiç almasınlar.

O küfür ifadelerini sarf etmesinler.

Ana sınıfında, ilkokullarda ve ortaokullarda öğretmenleri de aynı gayreti gösterir. Lisede de aklı başında ebeveynlerin ve eğitimcilerin çabası aynı şekilde devam eder aslında.

Ne hikmetse yıllar ilerledikçe durum değişmeye başlar.

Ailesinde küfür ve kötü söz duymamış çocuklar,  ilkokul yıllarından itibaren okuldaki arkadaşlarından çirkin sözleri duymaya başlarlar.

İlk etapta yadırgar çocuk, O’na göre çok kötü bir şeydir . Öyle öğrenmiş o güne kadar onu görmüş.

Sonra…

Sonra sonra alışmaya başlar, sonraki günlerde ise başlar kendisi de o çirkin sözleri telaffuz etmeye…

Bu esnada aklı başında ebeveynler ve öğretmenler gayreti bırakmazlar, ama zorlanırlar.

Samimi ailelerde;  evde anne, baba, dayı, amca, teyze, hala dede, anneanne ve babaannede o çirkin sözlere başvurmaz. Ciddi bir dil disiplini vardır. Yaşam tarzı hayat akışı bu şekildedir.

 İşte o ailelerden gelen çocuklar, okulda çirkin sözleri duyduğunda sarsılırlar.

Bir kısım ailelerde ise anne dikkatlidir fakat babanın dili ayarsızdır, çoluk çocuk demez kafası kızdığında basar küfrü, peşinden argo kelimeler gelir. Bazen de baba dikkatli anne dikkatsiz olduğu da oluyor. Tek kanatla kuş uçmayacağı gibi bu tür ailelerde, çocuklar da çirkinliğe aşina bir şekilde yetişirler.

Bu aileleri çocukları okulda, çevrede rahatlıkla küfür edip, çevrelerine o negatif havayı yayabiliyorlar.

Bazı ailelerde ise bu konuda hiç kimse dikkatli değil.

Küfür  ve her türlü kaba sözler adeta yaşam tarzı haline gelmiş.  Aile bireyleri istisnasız;  küfür etmezse kendilerini eksik hissediyor. İşte bu ailelerden çıkan çocuklar, okullarda öğretmenlerin işini çok zorlaştırıyorlar.

(Keşke sadece, öğretmenin işini zorlaştırmakla kalsalar!)

Bu durum sadece dilde de kalmıyor maalesef!..

Dil başlangıç, devamında davranışa yansıyor. İtiş kakış, her türlü saygısızlık huzursuz ve çirkin bir yaşam beraberinde geliyor.

Kötülük çabuk yayılır. Çirkin davranışlar da maalesef çabuk yayılım gösteriyor.

Bu esnada dikkatli ailelerce dikkatli yetişmiş çocuklar, okulda ve sosyal hayatta zorlanmaya başlıyorlar.

Nezaketle sırasını beklerken birilerinin itiş kakışla önüne geçmesi, konuşurken derdini nezaketle anlatırken, muhatabının kaba saba sözlerle karşılık vermesi, kaba davranışlar sergilemesi iyi yetişmeye çalışan çocukları zor durumda bırakıyor.

İş akran zorbalığına doğru giderken, kendini koruma adına o güzel yetişmiş çocuklarda da çirkin sözler, kaba davranışlar baş göstermeye başlıyor.

Çünkü nezaketli davranırsa; kaba kültür kendisini eziyor, hırpalıyor, hakkını savunamıyor(!)

Yani, öyle olduğunu zannediyor.

İşin garibi nezaketsiz yaşam tarzını benimsemiş, aileler ve toplumsal çevrelerde de aynı kanı hakim.

İşlerini kaba kuvvetle, küfürle, çirkin sözlerle çözmeye çalışmış yetişkinler, hayatı kendilerinden ibaret zannediyorlar. Başkasını bilmiyor, tanımıyorlar. Çocuklarına aynısını aşılamaya çalışıyorlar. Ailede bunu gören çocuk, okulda ve arkadaşları arasında aynı çirkin ve baskıcı tavırları sergiliyor.

Bazı aile ve çevreler vardır; gerçekten o ailelerde küfür duyulmaz, telaffuz edilmez.

Dilinden küfür düşmeyenler bunu anlayamaz. Böyle insanların varlığından bahsedersin inanmazlar. Ütopik bir durumdan bahsediliyor zannederler…

Çünkü kendisi de öyle yetişmiş, başka türlüsünü bilmemiş, tanımamış.

Yıllar önce formasyon eğitimim esnasında, özel bir kurumda uzun yıllar öğretmenlik yapan bir arkadaş:

Öğrencilerinin dikkatini derse çekmek için argo kelimeleri kullandığını, onlar neyden hoşlanıyorsa onu yaptığını.

Söylediğinde çok şaşırmıştık.

Birkaç arkadaş kendisine; “Öğretmenin her haliyle örnek olacağını, ne olursa olsun bu durumun doğru olmadığını.” ifade etmeye çalıştık.

Cevabı manidardı:

“Okul yönetimi ve veliler beni öğrencinin deneme sınavlarında yaptığı nete göre değerlendiriyor, ben ahlak bilgisi öğretmeni değilim, Edebiyat öğretmeniyim, edebi akımları, yazar ve eserleri  akıllarına iyi yerleştirmem lazım!”

Hâlbuki edebiyat demek edep demekti, arkadaşa konuyu baştan almak yorucu…

Bir arkadaş: ”Böyle eğitim olmaz böyle eğitim gitse gitse ancak kanalizasyona gider .” diye itiraz ederken, bir başkası:

“Bu çocuklar zaten çevrelerinden ve ailelerinden küfür duymuyorlar mı, öğretmenden duysa ne olur!?”  demiş bizleri ayrıca şaşırtmıştı.

Bazı çevrelerde hiç küfür kullanılmadığını, dikkat edildiğini söylesek de inandıramadık.

Çünkü kendisi de küfrün ve nezaketsizliğin, hakim olduğu çevrelerde yetişmiş!

Hâlbuki zerafet, nezaket her zaman için hayatı güzelleştiren önemli unsur, önemli değerlerdir.

Nezaketli insan aynı zamanda değerleri olan ve değerli insandır.

Nezaketli, tatlı dilli, güler yüzlü, arı duru tertemiz sözlü insanlarla yaşamak bir başka güzel olur. Bu güzel insanlar girdikleri ortamı güzelleştirirler.

Nezaketin girdiği ortam cennettir adeta. Tadına doyum olmaz.

Nezaketi, hoşluğu yaşadığımız topluma hâkim kılmak için çok daha fazla çalışmak, beklide ek çalışmalar yapmak gerekiyor.

Okullarda; adab-ı mu’aşeret gibi, görgü kuralları, Dil ve davranışın önemini anlatan ek dersler olmalı. Bunlar seçmeli değil zaruri dersler olmalı. TV programlarıyla desteklenmeli, dizi ve filmlere  nezaketin, inceliğin önemi ciddiyetle yerleştirilmeli.

Karnelerde akademik kariyer açısından, sol taraf kadar sağ tarafta etkili olmalı.

Bu esnada sağ taraf, daha kapsamlı bir şekilde geliştirilmeli.

Matematik, Türkçe, Fen gibi dersler nasıl ortalamayı etkiliyorsa, karnenin davranış bölümü de etkili olmalı.

Önce insan yetiştirmeliyiz.

İnsan gibi insan.

Yoksa durum daha kötüye gider ve toplum olarak aramızdaki az sayıda bulunan; nezaketli, güzel düşünen ve kibar insanları zayıf veya aptal zannedip ezmeye devam eder, toplumsal çürümenin önünü alamayız.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 17 eseri bulunmaktadır.