Vicdan / Ayla Mediha Eser

Dünyaya geldiğimiz andan,  gelişim evremizi tamamladığımız ana kadar bizi biz yapan duyguların başında gelir vicdan. Bu duyguyu taşıyan insanoğlu, kendi özelliklerini kimi zaman erken kimi zaman geç fark eder. Bu farkındalığı yine kişinin kendisi saptar. Farkındalıklarımızdır bizi biz yapan ve hayatı mutlu, huzurlu kılan hatta koruyucu kollayıcı hale getiren… İnsanın fark edebildiği vicdan duygusu, hayat içindeki yaşam izlerini takip etmeye yönelik çizilmiş yolda el fenerimizdir. Benim el fenerimi  acı deneyimimle fark etmem çocukluk yıllarıma dayanır.

Henüz ilkokula başlamadığım yaşlardayım. Babası ve abileri av meraklısı olan ailenin küçük kızıyım o yıllarda. Onlardan aşağı kalır yanım yok av merakında ve babama abilerime fazlasıyla özenmekteydim. Abilerim yaptığı lastik sapanla oynarken bense teneke kutusuna atış yapıp kendimi denerdim. İyi bir avcı olup olmadığımı merak ederdim. Bir gün erkenden kalkıp bir elime lastik sapanı alıp diğer elime taşları topladım. Avcı mıyım değil miyim o gün öğrenecektim artık. Pırıl pırıl güneşli günde bir sürü kuş yere konup tekrar havalanıyordu. Birbirlerinden yerdeki yiyecekleri kaçırıp kavgayla uçuşuyorlardı. Yiyecekler mideye indikçe hepsi yerde toplanıyordu. Bense öylesine sabırsızdım ki; avcı mıyım değil miyim merakı ve heyecanıyla en ortadaki serçeyi vurmak için kendimle bahse girdim. Abilerimden öğrendiğim lastik sapanın tekniği mıh gibi aklımdaydı. Vurmak istiyorsan “göz, gez, arpacık” tekniğini kullanmalısın demişlerdi. Lastik sapanın içine taşı yerleştirdim ellerim titrerken. Öyle ya bende avcı olmalıyım diye içimden geçirirken ortadaki serçeyi hedef aldım. Lastik sapanı gerdim, nefesimi tuttum, göz gez arpacık tekniğimle haydi diye haykırdım ve serçeyi vurdum. Bir anda bütün serçeler kanat çırparak uçup giderken hedef aldığım serçenin sesiyle irkildim. Öyle acı yüklüydü ki kesik kesik Cik’liyordu. O anda sanki bütün evren donmuş buz kesmiştim. O güzelim güneşin pırıltısı sönmüş kapkara bir dehlizde serçe ve ben kalmıştık. O an panikleyerek içimdeki korkunç acıyı hissettim. Hemen serçenin yanına geldim ve onu avucuma aldım. Avcumun içinde göğsü inip inip çıkıyor, kalbi parmaklarımın arasında atıyordu. Gözleri ise nemli nemli açılıp kapanıyordu. Onun acısına öyle bir yandım ki, benim ağlama sesimle serçenin acı dolu sesi birbirine karışmıştı. Ölmek üzere olduğunu anladığımda yalvarıyordum Allah’ım ne olur yaşasın diye. Ne yapacağımı bilemeden ağzımdaki tükürüğü serçeye içiriyordum. Serçe çırpındıkça daha da çok ağlıyordum ve canlanması için yalvarıyordum. Serçe biraz gözlerini açınca sanki bir anda o kara dehlizden çıkıp Güneş’i hissettim, yine pırıl pırıl ışıldamaya başlamıştı. Serçe avuçlarımda evin kapısına dayanmıştım. Bu küçük canlıya iki gün baktım ve sonunda onu iyileştirdim. Annesi bekler diye özgürlüğüne bıraktım onu ve uçurdum.

Küçücükken yaşadığım bu anım hep içimi kanatır ve aklıma geldikçe derinden sızlama hissederim. Ben o yaşta hangi dine bile sahip olduğumu bilmezken, yalnızca ailemi ve iyi kötü yaşantımızı biliyordum. Serçeyi vurduğum andan itibaren ise vicdan denilen duyguyu selamlamaya ve böylece dinimi de bilmeye başladım. Artık yaşantıma, duygularıma, hayat felsefeme yön veren duyguların başında vicdanımın sesi geliyordu. Şimdi soruyorum kendi kendime… Vicdan, din değil midir? Din, vicdanın içerisinde saklı ulvi sır değil midir?

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Vicdan / Ayla Mediha Eser

    Semiramis

    (20 Ekim 2018 - 12:41)

    Ta kendisidir… Yüreğinize sağlık… Kaleminiz hic susmasın..selam ve dua ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir