DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Korku İmparatorluğu Üzerine / Ramazan Seydaoğlu

Binlerce bilemedim, yüzbinlerce, daha da ileri gidersek milyon yıllardır ki bu sayı hiç önemli değil, yeryüzüne insan nesli indiğinden bu yana bir mücadele içindeyiz. İlk insan Âdem babamızın çocukları arasında başlayan kavga günümüze değin süregelmektedir.

Yeryüzünde her gün yaşanan türlü hadiseler baş döndürücü bir hızla devam ediyor. Saldırılar, patlamalar, ölümler ve adaletsiz savaşlar… ile başlamış ve gidiyordu bu düzen. “Gidiyordu” da duruyoruz çünkü artık işin rengi ve boyutu başka bir hale geldi.

Savaşların ve adil olmayan ölümlerin merkezi haline gelen coğrafyamızı kaşıyan emperyaller rotayı, ekonomik ve siyasal alanlarda hesap edilmeyen gelişmeler gösteren ülkemize mi çeviriyor? dedik… Haçlı seferlerinden bu yana Anadolu’yu yurt edinen Müslüman toplumlara yönelik süregelen saldırılarda insanlığı dize getiren Anadolu’yu boydan boya yetmedi Avrupa içlerine kadar uzanan bir toplumu yok etme, silahla olmasa da binbir türlü oyunlarla onları dize getirme eylem ve planları her zaman hazırdır bu güçlerin. Bizi dört bir yandan saran mengenevari bir kıskaca alan bu zihniyet İslâm mefkûresinden bizi uzak tutup milliyetçi ve şövenist duygularla birbirimize düşman ettiler ve bunları fazlasıyla becerdiler. Bütün İslâm ülkelerini masa başlarında bir cetvelle sınırlara ayırıp ve onları birbirlerine düşman kıldılar. Düşmanlıkları körükleyici yönetimler ve ırkçı politikacılar getirip başlarına oturttular. Sözde sanatçı tipler türetip sınırların içindeki homojen olmayan toplumların içine hergün artarak zehir zerk ettiler. Bizi bir daha bir araya gelemezcesine ayırdılar.

Emellerine ulaşmak için planladıkları oyunları bozacak tek kuvvet olan İslam dünyasını istedikleri kıvama getiren emperyal güçler şimdi de dünyanın başına planladıkları çorabı örmeye başladılar. Tek tip insan ya da yönetilebilen insan tipini uygulamaya koymak için birinci safha için düğmeye bastılar. Virüs Salgını ya da gavurca ismiyle pandemi.

Evet, bu salgın/pandemi her şeyden önce bir korku imparatorluğu kurmakla başladı işe. Aman yaklaşma, dokunma, sosyal mesafeden ağzın burnun kapalı (maskeyle) konuşun. Hımmm Ağzım burnum kapalıyken biraz da sağa-sola / sağımdakine-solumdakine çarpmadan yürüyen ve dikkat eden kendimi bir robota benzetiyorum. Evet, zaten onların da bizden istedikleri bu belki de.. Robotlaşın. Büyüklerinize gitmeyin onlara virüs bulaşacak. Çocuklarınızı da çıkarmayın, onlar da virüs kapmaya müsait bünyeleri.. Dedeler-neneler ve torunlar birbirini görmeden yaşasın. Dedeler ve neneler korkudan kapatıldıkları evlerden ceset olarak çıkarılıp gittiklerinde biz geçmişle bağları kopan çocukları rahatlıkla yönetebiliriz.

Bizi evlerimize kapatan bu korkuyla ilgili İbni Sina’nın çok güzel bir deneyi var..

İki kuzuyu iki ayrı kafese koyar üstat.. Ayni koyundan, ayni batında doğan, ayni cüsse, ayni kiloda iki kardeş kuzu.. İkisini de ayni yemlerle besler. Yani iki kuzunun fiziksel tüm yaşam şartları eşittir. Fark iç dünyalarındadır.
Oraya bir üçüncü kafes daha koyar. İçinde de bir kurt.. Büyük alim, kurt kafesini öyle yerleştirmiştir ki, kuzulardan ancak biri görebilir kendisine iştahla bakan vahşi hayvanı..
Günler haftalar geçerken, kurdu gören kuzu giderek huzursuz olmaya, iyi yem yememeye ve iyi uyumamaya başlar. Günden güne zayıflar, çelimsizleşir ve ölür. Kurdu görmeyen kardeşi sağlıkla büyür, gelişir oysa..
İbni Sina, kurdu gören kuzunun korkunun verdiği huzursuzluk ve gerginlik yüzünden, yaşam düzenini kaybettiğini ve bu yüzden öldüğünü söyler ve “Onu öldüren içindeki korkuydu” der.”

Evet, ister doğal olsun ister -kuvvetli bir ihtimalle de- labaratuvar ortamlarında üretilen bir virüsle tüm dünyayı bir korkuya saldılar. Şimdi bundan sonra, eskisi gibi olmayacak dünyada emperyal güçler bize çeşitli aşılar ve gelecekte de “çip” olarak tabir edilen bir takip cihazı takacaklar… Bu cihazlarla araçlarımızı uydudan takip eder gibi insanları takip edecekler ve onların bilinçaltlarına şaytanvâri sinyaller / düşünceler yollayacaklar. (Bu “şeytanvari” lafımı unutmayın, gelecek yazımda size şeytanı nasıl gördüğümü yazacağım.)

Herşey korkuyla başladı. Kanalize edildik, evlere kapatıldık, çarşı-pazar yasaklandı, ibadethanelerimiz kapatıldı, her türlü sosyal ve turistik faaliyetlerimiz iptal edildi ve korkutularak yönetilmeye devam edileceğiz.

Sözün sonunda “Korku” ile ilgili dilimizde meşhur bir sözümüz de var: “Korku dağları bekler.” Bununla ilgili bir de hikayemiz var, onunla bitirelim bugünkü yazımızı:

“Zamanında, Osmanlı, Bolu Dağlarındaki eşkıya ile baş etmek için bir zabit ve birkaç asker yollamış. Bunu duyan eşkıya başı gülmüş..
Bizi buncacık askerle mi korkutacaklar. Koskoca Bolu dağlarını bu 3.5 asker nasıl bekler?. Bu sözü duyan zabit cevap vermiş:
Ben beklemeyeceğim o dağları.. Ama öyle bir korku salacağım ki, dağları o korku bekleyecek.. 

 

Bu yazıyı paylaş:

One thought on “Korku İmparatorluğu Üzerine / Ramazan Seydaoğlu

  1. Ramazan Bey makalenizi okudum.Amerikan men’şe ‘li kapitalist sermayenin “Dijital sapık Bill Geyts”in projeleri ile harekete geçtiği ,Dünya Sağlık Örgütü namlı paravan örgütü kullanarak insanları Mayiyeti henüz bilinemeyen Covd 19 Korku İmparatorluğunu ve amaçlarını çok iyi anlatmuşsınız…Ortada gerçekten bir insanlık adına yalanı ile insanlık suçu işliyorlar.Çok açık itiraf ettiler.Hiç birşey eskisi gibi olmayacak.Ya Tanrı mğdahale eder de elektrik miğmetini alırsa hayattan ne yapacaklar. Tanrının verdiği niğmetlere şükretmek varken azgın nefislerini tatmin edebilmek için hergün bir başka şeytanlık düşünüyorlar.Biz müslümanlar artık bunlarla ortaklığımızı. Her alanda ayırmalıyız.Selamlar.Hayırlı iftarlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 54 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları