DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Ekran Görüntüsü / Ceylan Mumoğlu

 İster inanın, ister inanmayın hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Önceleri böyle şeyleri hiç kafama takmazdım ve hep güler geçerdim. Benjamin Button’ın muammalı hikâyesi filminde bir kaza sahnesi var. Kaza anına kadar bütün olaylar ince bir şekilde sıralanıyor ve güzel bir biçimde, ders niteliğinde seyircilere gösteriliyor.. Mesaj olarak bize anlatılan; hayatta yaşamadığımız bazı olayları önceden tahmin edemeyeceğimiz anlatılmaktadır. Aynı zamanda, hayatda, kısmetler ve yollar zinciri bir yerlerde kesişiyor ve bunu insanoğlu kontrol edemiyor.

Başıma gelen şimdi anlatacağım hikaye de o filmdeki olay gibi önceden tahmin ede bilmediğim ve yaşanmaması kaçınılmaz olan hadiseler dendi.

– Yeni işçimiz sizsiniz, galiba? – sordum.

–  İşe yeni başladınız galiba? – diye sordum.

– Evet, yeni bugün – diye cevapladı.

Elindeki A4 kağıtları yazıcıya koyduktan sonra butona bastı və kağıtlar ağaçtan düşen yapraklar gibi bir-bir makinadan dökülüverdi.

Gözlerini süzerek, İsmim Damla, söyledi.

– Ne güzel! Memnun oldum. Ben de Solmaz! – dedim.

Bu şirkette çalışanlar sık sık değişirdi. Az sayıda tecrübeli çalışan vardı ve yerlerini sağlama almışlardı. Bunlardan biri de ben sayılırdım. Damla ile tanışmamız çok uzun sürmedi. Çoğu kız gibi biz de çabucak birbirimize alıştık. Birkaç gün sonra birlikte öğlen yemeği yedik. Bu yemekte sanki mucizeyle karşılaşmıştık ikimiz de. Günler geçtikçe birbirimizi daha iyi tanıyor, hoşlandığımız şeyleri, zevklerimizi öğreniyorduk. Sohbetlerimiz esnasında malum oluyordu ki, aynı müzik türlerinden, aynı kitaplardan, televizyon programları ve filmlerden hoşlanıyormuşuz.

– En çok sevdiğin aktör kim? – diye sordum bir sefer

– Fahreddin Manafov! – söyledi Damla.

– Olamaz! Benim de! Özellikle, onun “Tehmine ve Zaur” filmindeki rolüne bayılıyorum!

Aynı gün film hakkında o kadar çok sohbet ettik ki, sohbete o kadar dalmışız ki, mesai bitmiş ve şirkette bizden başka kimse kalmamıştı. Bu halimize doyasıya güldük.

Böylece, Damla ile aramızda olan ilişkimiz bizi her gün biraz daha samimi ediyordu. İşten sonraki zamanlarımızı da birlikte geçirmeye başlamıştık. Alış-veriş merkezlerine koşuyor, kütüphaneleri ziyaret ediyor, hafta sonları eğlence merkezleri ve sinemaya gidiyor, parklarda zaman geçiriyorduk. Her gün telefonlaşma, her gün mesajlaşma, her gün whatsapp!.. Hatta telefonlarımızın şifrelerine kadar biliyorduk..

Bir sefer parkta doyasıya gezdikten sonra bir banka dinlenmek için oturduğumuzda, Damla:

– Solmaz, sen çok iyi bir kızsın, senin gibi bir arkadaşa sahip olduğum için şanslıyım, – dedi.

Ben de:

– Bir de bana sor! Çok memnunum! – diye cevap verdim.

Gerçekten de, ilişkimiz için çok mutluydum.

Bir gün işe geldiğimizde, yeni bir işçi kızın işe alındığını gördük. Onunla da tanıştık və öğlen yemeğini üçümüz birlikte yemeyi diye teklif ettim. Teklifime Damla öyle bir surat astı ki, anlatamam! Zavallı yeni arkadaşımız durumu idare etmek için kendinde bahane uydurdu ve bize katılmayacağını söyledi.

Üç gün sonra sınıf arkadaşlarımdan biri beni doğum günü partisine davet etti. Damla’ya da söyledim, ama suratında benimle aynı hisleri paylaşmadığını görüp hayal kırıklığına uğradım. Niye gitmek istemediğini sordum. Gönülsüz bir şekilde:

– Tamam, gidelim, dedi.

Doğum günü partisinde Damla tamamen başka bir insana dönüşmüştü sanki. Eski günlerdeki gibi yüzü gülmüyordu ve hüsrana uğramışçasına etrafı izliyordu. Bazen de umursamazcasına kafasını aşağı sallayıp susuyordu. İşin ilginç tarafı ise, etrafımda olan bütün kızları rahatsız ediyordu ve her kese yerli yersiz laf sokmakla beni hayrete düşürmüştü. Bir türlü söyleyemiyorum, neden böyle yapıyorsun diye?  Belki Damla böyle sesli, karmaşık yerleri, partileri sevmiyordur, diye düşündüm. Aynı zamanda, böyle mekanlara sıkça davet edersem ve gelirse, kıskançlığı da gider diye düşünmüştüm.

Eskiden okuldan tanıştığım arkadaşım vardı, Mahir. Yurtdışındaki eğitimini tamamladıktan sonra ailesini ziyaret ettikten sonra, ilk iş bana uğramıştı. İlkokulda herkesin hasetle baktığı çiftlerdendik. Lakin kader Mahir’i alıp uzaklara götürmüştü ve bu kısmete boyun eğmiştim.

Şimdi yeniden geri dönmesi ve benimle ilgilenmesine çok seviniyordum. Aradan yıllar geçse de Mahir beni unutmamıştı. Bu sevincimi Damla’yla da bölüştüm.

– Damla, sana iyi bir haberim var! Ortaokulda bana aşık olan oğlan geri döndü ve biz yarım kalan ilişkimize devam etmeye karar verdik, dedim.

– Senin adına çok sevindim! dedi. Ama bunu söylerken yüzündeki zorunlu bir tebessüm sezdim, ses tonunda ise bir türlü gizleyemediği hırs vardı.

– Aman ha dikkatli ol! Erkeklerin nasıl olduğunu biliyorsun. Göründükleri gibi değillerdir.

Damla’nın bu tepkisi bana garip bir rahatsızlık verse de, bu meselenin üzerinden çok da durmamaya karar verdim. Aynı hafta cumartesi, Damla’nın alışveriş merkezine gitme teklifine mecburen hayır dedim. Çünkü Mahir’le randevum vardı. Bir anda Damla’nın gözleri doldu ve gözyaşlarına boğuldu:

– Ümid ederim ki, sevgili bulur-bulmaz diğer kızlar gibi sen de arkadaşını eken umursamaz kızlardan değilsin. Benim için ne kadar önemli olduğunu biliyor musun? Sen en iyi arkadaşımsın! dedi Damla.

Bütün bunlar kendimi Damla’ya karşı günahkar hissetmeme sebep oldu. Onun gönlünü almak ve durumu telafi etmek için pazar günü görüşmeyi teklif ettim. Bu zaman sinirli şekilde gözlerimin içine baktı, gözyaşlarını sildi və “Meşgulüm!” dedi ve ayrıldı. Ne olduğunu anlamasam da, bundan sonra Damla’nın hareketlerine takmamaya karar verdim.

Cumartesi Mahir’le birlikte “Sky Grill” restoranında baş-başa oturup tatlı sohbete dalmıştık ki, telefonuma ard-arda mesajlar gelmeye başladı. Durmadan gelen mesaj sesi etraftaki müşterilerin de dikkatini çekmişti. Mesajı kutusuna baktım: “Sana ne almış?”, “Hangi restorandasınız?” gibi sorularla bir sürü mesaj.

Alelacele “Sonra anlatırım” yazdım, telefonumu sessize alıp kenara koydum. O gece Mahir beni eve bıraktıktan sonra telefonumu açtım ve şok oldum. Damla’dan gelmiş yüze yakın mesaj vardı. Hepsini okuyamadım, çünkü yalnız küfür ve aşağılayıcı cümlelerle doluydu. Sanki korku filmlerindeki kahramanlar gibi Damla’nın da içine cin girmişti ve bütün şeytani hisselerini bana iletmişti. Sonuncu mesajı gördüğümde şok oldum. Damla bütün nefretini o mesaja dökmüştü: “Canın Cehenneme!” ve bir sürü edepsiz kelimeler.

Mesajların etkisinden kendimi çok kötü hissetmeye başladım, hem de nasıl!.. Elimde olmadan koltuğa yıkılıverdim. “Bu kız deli olmuş!” söyleyene-söylene Mahiri aradım. Olanları yarım-yamalak anlattıktan sonra, Mahir her şeyi olduğu gibi bırakmamı ve sabah bu meseleni iyice konuşacağımızı söyledi. Daha sonra konuşmayı sonlandırıp, telefonu kapattım.

Pazartesi ofise geçtiğimde Damla da oradaydı. Bana yaklaşıp özür dilemeye başladı.

– Çok teessüf ederim. Böyle olmamalıydı. Galiba, içtiğim zıkkımın ölçüsünü fazla kaçırmışım. Kötü bir kızım, biliyorum. Ama beni affedebilecek misin?

Ne yapacağımı bilemedim, nasıl tepki göstereceğimi bilemedim. Şimdiki Damla bir gün önce bana hakaretler yağdıran Damla değildi, ama yüzündeki tatlı hayvan yavrularına has tebessümü inandırıcı görünmüyordu. Bunu hissediyordum.

– Bir müddet ilişkimize ara versek iyi olacak, dedim.

Damlanın deminki tatlı yüz ifadesi değişti ve sesi bir anda köpek mırıldamasına dönüverdi.

– Mükemmel! dedi. Sesinde aşağılama tonu vardı. Neden böyle değiştiğini anlamıyordum.

– Benimle oynamaksa maksadın, öyle olsun! Zaten böyle sahtekar olduğunu anlamıştım!  Çemkirerek benden uzaklaştı.

 Damla’nın ard-arda olan sözlü darbelerine maruz kaldıktan sonra kendimi daha da kötü hissetmeye başlamıştım. Titriyordum. Son kelimeleri hayra alamet değildi. Dostluğu düşmanlığa çevirmişti.

Bütün hafta ondan uzak durdum, çünkü yeni mide bulandırıcı tavırları ile karşılaşmak istemiyordum. Bu uzaklaşmanın eski hoş ilişkimizi geçmişte geri bırakacağını düşündüm.

Ertesi gün mesai arkadaşlarımdan biri bana gelip, Damla’nın hakkımda garip şeyler söylediğini bana bildirdi. Lakin bunu gizli bir şekilde, ortaya laf atarak söyledi. Açık konuşmaya utandığını fark ettim. İş arkadaşımın söylediklerinden anladığım, Damla iş yerinde hakkımda dedikodu yapıyormuş, bir kaç sefer iş masamı bilerekten boş bırakıp gittiğimden, sorumsuz davrandığında, barlarda içki içtiğimden ağız dolusu konuşuyormuş. İlaveten, güya her gece eve erkek de atıyormuşum. Kısa olarak hakkımda ayyaş ve ahlaksız bir kadın algısı yaratmaya çalışıyormuş. O gün gözyaşları içinde eve döndüm. Damla’nın akli dengesinin yerinde olmayan biri olma ihtimali aklımda canlandı. Onunla karşılaşmaktan çekiniyordum. Korkaklık değildi bu. Ne olduğunu anlamaya çalışmamın sıkıntısıydı.

Hafta içinde patronum beni odasına çağırdı. Şirkette konuşulanların genel olarak sakıncalı bir ortam oluşturduğunu söyledi. Bütün bunların şirket ortamına uygun olmadığını ve işten ayrılmam gerektiğini bana bildirdi. Bir anda elimde olmadan gözyaşlarım yağmur gibi dökülmeye başladı.

Damla’nın çirkin oyununu harekete geçirmişti. Yapıp ettiklerine karşı ben ciddi bir tepki göstermemiştim şimdiye kadar. Bundan sonra tepki versem de artık boşunaydı. O kafasına koyduğunu yapacak ve beni mahvedecekti.

Benim için tehlike çanları çalmaya başlamıştı..

Patrona her şeyi anlattım ve Damla’nın attığı mesajları ona göstermek için koşarak odama doğru telefonumu almaya gittim. Telefonu alıp mesaj kutusuna baktım. Ama o da ne? Damla’nın hiçbir mesajı telefonumda yoktu, hepsi silinmişti. O küfürlü, ahlaksız içerikli mesajların hiç biri yoktu. Hepsi silinmişti. Yalnızca geçmişten, ilk dönemlerdeki samimi mesajlarımız kalmıştı. Bunun da Damla’nın işi olduğunu anlamakta zorluk çekmedim. Nasıl olmuşsa telefona ulaşıp mesajları sile bilmişti. Aniden eskiden bir birimizin telefon şifrelerini paylaştığımızı hatırladım. Değişmeyi unutmuştum maalesef. 

Ellerim kafamda ne yapacağımı bilmeden odanın içerisinde dolanıyordum. Aniden Mahir geldi aklıma. Onu arayıp başıma gelenleri yürek acısıyla kendisiyle paylaştım. Mahir beni sakinleştirmeye çalışarak:

– Canım, hiç seni yalnız bırakır mıyım, saçından bir tek tel eksilmesine razı olur muyum?  dedi.

– Yok, yok, sen onu bilmiyorsun. Damla başka karakterde bir insan. O her kes gibi değil, dedim.

– Biliyorum, dedi.

Mahirin bu cevabından sonra epey kafamı yitirdim. Nasıl yanii, biliyor? Mahir’de mi Damla’yla birlikte? Şüpheler beynimde kıvılcım gibiydi. Artık aklımı yitireceğimi düşünüyordum ki, Mahir telefonundan bana seslenerek:

– Sakinleş, geliyorum, dedi.

– İş hayatım mahvoluyor, sen ise “sakinleş” diyorsun!

Bütün sinirlerimi Mahire döktüm. Mahir stajyer olduğu firmadan izin alıp geldiğinde, ben müdüre ağlayarak Damla’nın mesajlarımı silmesini gösteriyordum. Müdür ise inanmayan bir yüz ifadesiyle bir bana, bir de pencere tarafına bakarak gözlerini kabartıyordu. 

Allah’ım! Kendimi bu kadar çaresiz hissettiğimi hatırlamıyorum. Gözyaşlarıma ve bu halime bir bak! Ne günlere düşmüştüm.

Mahir’in izin alarak odaya girmesi, kendimi toparlamam ve ağlamayı kesmek için büyük destek gibiydi ve öyle bir güç verdi ki bana… Mahir müdürü karşına alıp sandalyeye oturduğunda bana da kafasıyla dışarı çıkmamı işaret etti. Sakin adımlarla odadan çıktım.

On beş dakika sonra Mahir yüzünde tebessümle odadan dışarı çıktı ve iş hayatıma devam edeceğimi söyledi:

– Sana söylemedim mi, hiç izin verir miyim sana bir zarar gelmesine? dedi.

– Bunu nasıl başardın? Hadi söyle bana,

Biraz önce gözyaşlarına boğulan kız şimdi savcı gibi durmadan soru yağdırıyordu. Kendime gülüyordum.

Mahir telefonunu bana gösterip:

– Çok sade. Ama bunu sana göstersem, beni öldüreceksin! dedi.

Anladım ki pazar günü buluştuğumuzda ben tuvalete gittiğimde Mahir telefonumu kurcalamış və Damla’nın mesajların ekran görüntüsünü alarak kendi telefonuna kaydetmiş. Geleceğin başarılı avukatı gibi işini kusursuz yapmıştı.

Telefonumu kurcalamasına kızsamda, mesajların ekran görüntülerini almasına kızmadım. Öyle ki bu ekran görüntüleri iş hayatıma kurtarmak bir yana, Damla’dan da kurtulmam için müthiş bir sebep olmuştu. Onu işten kovmuşlardı. Bense sadece telefon numaramı değiştim.

İster inanın, ister inanmayın hiç bir şey göründüğü gibi olmuyor. Belki de, Damla şimdi başka bir yerde, başka bir işte bir sonraki kurbanı ile arkadaşlık kurmakta.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 4 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları