Şadi Kocabaş’tan Kuş Günlükleri / Tunay Özer

Şiir, hikâye ve eleştiri yazıları Edebiyat Ortamı, Türk Edebiyatı, Dergâh, Yedi İklim, Türk Dili gibi köklü edebiyat dergilerinde düzenli olarak yayımlanan Şadi Kocabaş, şiirlerini Kuş Günlükleri ismiyle kitaplaştırdı.

Bir yaraya dokunmuyorsa yazılan şey şiir değildir, der İsmet Özel. Şadi Kocabaş da aynı fikirde:

“şiir hem yara hem yaraya merhem
düşünmenin sonsuzluğa çıkan treni
sırtımızı verdiğimiz bir lacivert dağ
aşkın ve devrimin işaret dili”  (“en güzel şiir”)

O’nun şiirlerinde mısralardan akan ince lirizm içinde, derin bir hüzün hissediliyor. Şahit olunan savaş, kıyım ve yoksulluk görüntüleridir ona şiir yazdıran etmenlerden biri:

“kıyılara vurmuş çocuk bütün kaygıları yerli…” (“turkuvaz”)

Film yönetmeni Ahmet Uluçay: “Ben çocukluğuna ağlayan birisiyim hâlâ. Kendimi hem zamansal hem de mekânsal gurbette hissediyorum.” diyor. Bu hakikatin izdüşümünü şiirlerde de görmek mümkün. Şadi Kocabaş, oğlu Ozan’a 10. yaşı vesilesiyle ithaf ettiği şiirde, ebeveynlere tercüman olarak onun şahsında tüm çocuklara şu mısraları armağan eder:

”her gün büyüyen kanatlarından anlıyorum
ha uçtu ha uçacak hevesli bir kuş sanki
uykulardan bir kahraman gibi uyanıyorsun
yüzünde kocaman gökyüzü bütün ev mavi

dilerim ışığını alsın yaşamın
gülümseyen masum bakışlarından
ekmeğinde bir zerrecik günah olmasın
ayrılma hiç onurla yürünen patikalardan”

 

Derin ukdeleri bulunanların, gurbeti içinde hissedenlerin ve kalbi kırıkların kitabıdır Kuş Günlükleri. Şair, dünyanın yoran sesine ancak yazarak direnebiliyor. Bunu hissetmek mümkün. Çocukluk ve aşk temaları, edebiyat için büyük birer imkân ve kaynaktır. İzlek olarak başka konular da mevcut, lakin fonda hep “aşk” var. Gerçi, Danimarkalı şair Henrik Nordbrandt “Aşk şiiridir bütün şiirler” der. Kuşkusuz, bir yönüyle de yadsınamaz bir gerçektir bu.

Çoğunlukla, ikili, dörtlü, beşli ve altılı mısralardan oluşan bentler halinde kaleme almış şiirlerini Şadi Kocabaş. İlk şiirlerinde sembolistleri andıran, görece karamsar, elem verici bir hava aksettiren izlekler mevcut. Son dönem şiirlerinde ise hayatla hesaplaşmasını yapmanın verdiği; durulmuş, oturmuş, bilgece bir kabulleniş, kadere teslimiyet, olgun bir eda, yetkin bir duyuş ve düşünüş hâkim. Buna karşın, bölümler arasında kopmayan ve güçlenerek devam eden bir akış, bir bağ da söz konusu.

Şiirini, tabiatla, çocukluk izleriyle, uzak hatıralarla beslese de, şairin son toplamda büyük kentlerin şiirini yazdığını söylemek zor değil. Semt ve istasyon adları, metrolar, tramvaylar, kozmik başkentler, Birleşmiş Milletler, İstanbul, Kapalıçarşı, martılar, kirlenmiş denizler gibi modern zamanlara ilişkin terimler ve imajlar öne çıkıyor.

İlk şiirlerinde, folklorik söyleyişe kaçmadan, biçem olarak hece veznine sık sık başvurmuş şair. Yalın ve hikmetli sözleri çağları aşıp gelen ölümsüz ozan Yunus Emre’yi selâmlayan bir duyuşu ve sesi var bu mısraların.

İstanbul’da yaşayan her şairin ya bir İstanbul şiiri vardır, ya da onu yazma isteği. Şadi Kocabaş’ın ”İstanbul” şiirinde, bugüne kadar okuduğumuz İstanbul şiirlerini çağrıştırmayan, bambaşka bir tad var:

”…Karaköy’de balıkçılar
aç bir kurt yavrusu gibi küçücük balıkçılar
olta olta bölüşüyor çırpınan umutları
yalıların çizdiği beyaz hatlardan
hayli kullanılmış dünya düşüyor
martıların yorgun kanatlarına…”

Şiirleri durulmuş, oturmuş bir üslup, mütevekkil bir hâl ve olgun bir eda besliyor. Temiz, yalın ve rahat bir söyleyiş hâkim. Özünde, kolay okunan, arı duru bir tarzı var Şadi Kocabaş’ın. Lakin Orhan Veli’nin deyimiyle, “Her kolay anlaşılır şiirin kolayca yazıldığını kim iddia edebilir?!” Kitabın en büyük artıları ise; samimiyeti, ruha ve dimağa huzur bahşeden atmosferi; şiirdeki uzun vadeli ceht ve ısrarın ihsas edilmiş olmasıdır.

Sadece tasvir yapmıyor Şadi Kocabaş, bizzat hayatın içinden, analizci bir şiir de yazıyor. Yukarıda da belirtildiği üzere, bir meselesi olan, büyük/aşkın atmosfere dokunan, soyut veya somut bir varlık ve anlam dünyasından elde edilen verimlerdir bunlar. Kendi duygularına aşırı abanmadan, şiir benini verimsiz bir soyutlukta zayıflatmadan, iç dünyasını başka öğeler üzerinden aksettiren şiirler kaleme almış. Şiirlerde; ses/söyleyiş, anlam bütünlüğü ve uyumunu kollamış; ritim ve müzikaliteye önem vermiştir.

Kitabın dikkat çeken şiirlerinden biri de “Ayrılık Çeşmesi”dir. “Ayrılık Çeşmesi” yaygınlaşıp tanınmaya aday, şairini hatırlatacak ve diğer ürünlerini merak ettirecek bir şiirdir kanımca. Değerli hikâyeci Recep Seyhan sözkonusu eserle ilgili şunu ifade etmiştir: “Kadıköy’de, İbrahimağa Mahallesi’nde bugünkü Ayrılık Çeşmesi’nin bulunduğu alan eskiden yemyeşil bir çayırlık imiş. İstanbul’dan ayrılanlar buradaki çeşmeden son kez İstanbul suyu içerlermiş. Hac yolculukları buradan başlar ve Surre alayları İstanbul’dan Harem-i Şerif’e dualarla, tekbirlerle buradan uğurlanırmış. Sefere çıkan ordunun uğurlandığı yer de burası imiş. Bu çeşmenin şiiri yazılmalıydı ve yazıldı. Teşekkürler Şadi Kocabaş.” İşte o şiirden bir dörtlük:

“bir durağa böyle isim konur mu
tadında hüzün var adında veda
Sirkeci’den hemen sonra Üsküdar’dan ötesi
ah ayrılık çeşmesi ah ayrılık çeşmesi”

Gerçek bir şiir işçisi, hayata mütemadiyen şiir penceresinden bakar. Böylece ayrıntıları daha iyi gözlemlemeye başlar. Her şey ruhuna ve dimağına dokunur. Öte yandan, günümüz şairlerinin kayda değer bir kısmı hayatın içinde değil; sözgelimi, sokağı, mahalleyi, köyü, tarlayı vs. yaşamadan yazıyor. Bu da yazılanlara olumsuz şekilde yansıyor ne yazık ki. Her şeyi birebir yaşamak mümkün olmuyor, kurgulamak da önemli, lakin mümkün mertebe hayatın içinde olmak gerekiyor ki yazılanlar insana dokunabilsin. İşte, Şair Şadi Kocabaş’ın şiiri hayatın tam içinden çıkıp geliyor ve bu yüzden bir içtenliğin eseri. Temennim odur ki onun seçkin kaleminden daha çok şiir okuma imkânına kavuşuruz.

Şadi Kocabaş,
Kuş Günlükleri,
İncir Yayıncılık, 2016, Kayseri

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir