Yağmurlu Bir Nisan Akşamı / Leyla Yiğit Kaya

Yağmurlu bir Nisan akşamıydı gidişi,
Ne bir elveda vardı, ne de bir hoşça kal.
Ceketini bile almadan çıkıp gitmişti,
Soranlara “selam edin… gelemem artık” der gibi.
Dilinde, ıslıkla çalınan bir türkü,
Türkünün içinde bir ağıt,
Ağıdın içinde kendisi saklıydı.
Nasıl oldu bilinmez…
O gece, en uzun geceydi.
Vurulmuştu…
Bir doksan boyuyla uzanmış,
Hiç tanımadığı bir el sarmıştı bedenini.
Herkes feryat figan ona koşarken,
O, aynı türküyü mırıldanmaya devam etti.
Şafak söktü yine…
“Sunam uyanmaz,
Hasret çeken gönül derde dayanmaz…”
Nasıl anlatılırdı ki içindeki bunca dert?
Kimse anlamamış, kimse dinlememişti.
O ise herkese yetişmişti bir bir,
Tükenmişliği bundandı belki de…
Anlaşılamamaktan.
Göğe bakarken yumuverdi gözlerini,
Ahlar, ağıtlar, feryatlar çare değildi.
Issız o gemiye bir yolcu daha binerken,
Ardında kalanlar vazgeçmedi umuttan:
Aynı inançla fısıldadılar—
“O gemi bir gün gelecek…”

