Gerçekliğin Algısal İzdüşümü / Muhittin Ece

 Eyy Yolcu!

Nereden geldin?  Varlıktan mı geldin?  Hiçlikten mi yoksa?  Yoksa varlığın umursamaz tarafına mı denk geldin?  Yoksa varlığın yokluğundan yoksun, duygusal fedakârlığın en nükseli yaratılışı ana yüreğinin merhametsiz(!) şefkatinden mi? Kimin umrundasın? Bendeki senin mi, yoksa sendeki benim mi?

Sen hep yalnızdın… Hep susamış… Neye mi susamıştın? Anne karnındaki iki büklümlük cennete… Cennet ve cehennemin danışıklı dövüş sahnesi dünyaya… Kabil’in en hasetine… Habil’in en sebebine…

Hayallere… Gerçeklere… Gözyaşına…

Sevgilinin bakışının, duruşunun en sadakatine… -En fırsatsızından ve en fıtratından… –

Ve…

En önemlisi kendine… Evet yanlış duymadın! Kendine… Soruyorum sana ve(ya) kendime: En son ne zaman kendin olabildin ki başkalarını oynamaktan? Veya en son ne zaman kendine dokunabildin?  Zira kendine en mahiyetli anlamıyla ulaştığın an bu yolculuğun biter…  Çünkü varlık; algıların ihtişamından kopan, soyut ve(ya) somut kavramların Med-Cezir platformundaki arayıştır. Ömür dediğin bu arayış değil midir?

Kendinde kendinden başka var olan tüm bakışların kovuluşundan kalan kendini gördüğün an… İşte o an; acı vatandan anavatana ilk teşrif ediştir…

Aslında ilk yokluğun sonu, hiçlikten varlığın en başı… -En temiz… En Ademi’nden… En sonsuzundan…-

Var olabilmek… Esasen hiç olabilmek… Hiçlik! “Ne gaddar bir ifade öyle!  Ağzından yel alsın!” diyorsun içinden… Bir hiç olmak… Ne büyük kabus(!)… Benliğe saplanan en acınası ve en acımasız hançerdir… Oysaki yaratıcının en büyük mucizesidir hiçlik… Ama anlayana… Acaba içimizde var mı hiç olabilmeyi başaran?

Hiçlik; erdemliliğin ilk adımı (Ademi)… Mütevaziliğin en utangaç yüzü… Özgürlüğün en kanatlısı/kanatsızı… Bir babanın en vefalı yolculuğu… En derininden… Karanlığın en aydınlık yüzü… Ve güneşin en zifiri karanlığı… Hiçliğin bencilliğinden usanan hiçlik… Ve hiçliğin hiçliğe tahammülsüz çocuğu nefis…

O nefis ki; Ademiyetin varlığı… Ademiyetin cehennemi/cenneti.. Şeytanın en küçük hiçliği ve(ya) en büyük varlığı… Şeytanın en masumane isyan ilhamı… En bahanesinden… Ve en Sebebi Cüz-i’sinden… Yolculuk nereye? Vefasızlığın şefkatine mi? Mutluluğun umuduna mı?  Cennet bahçesindeki cehenneme mi? Yoksa korkak yürekli ışıklara sığınan masum geceye mi?

Haydi uğurlar olsun…

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

2 thoughts on “Gerçekliğin Algısal İzdüşümü / Muhittin Ece

    Semiramis

    (25 Mart 2018 - 00:43)

    Insan kalabilmek ve kendin olabilmek..yüreğinize sağlık..

    Muhittin ECE

    (17 Mayıs 2018 - 11:37)

    Kendin olabilmek… Varlığın en ihtişamlı noktası, hiçliğin en mütevazı varlığı… Teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir