Ellinci Basamak / Müştehir Karakaya 

ey elli yaşımın hergelesi bir sahte mutluluk neyine gerek hani uçuktun kaçıktın ufacıktın dört uzun geceden nergis kopararaktan şehirleri dürttün tozuttun üzerine buz örttün aldığın yaraların temmuzlarda dondun / aralıklarda ayıldın bir gülücükken sevdan küçücük öldürdün yemyeşil vahalarda sevimsiz gölgelerin içindeki ateşi tuttun bir öpücükle derin kuyulara attın gel bu yaşın sırlarını ince bir urgana […]

Aşk Olsun / Müştehir Karakaya

Şimdi düşünüyorum da aşk üzerine ne söylersek söyleyelim, herkes ya Mevlana’dan, ya Yunus’tan, ya İbni Arabi’den, ya Şems’ten ya Fuzuli’den ya Baki’den ya da İbni Hazm’den, Yunus’tan bir iki şey söyleyecektir. Ya da….ya da…y.a da… Baktık olmadı, ilahi aşk, beşeri aşk, başka bir anlatımla, Rabbani aşk, insani aşk, daha da olmadı yaratıcıya olan aşk, yaratılana […]

İçimdeki Şehri Yaktığında Nisan Değildi / Müştehir Karakaya

içimdeki şehri yıktığında nisan değildi, biliyorum bir yağmuru çok çok damdaki kediler sevmez cehennem olsa iki yanımız içimizdeki cennete koşalım ah ne olacak bu üçü/lem sol yanında sancı var sağ yanına dön de gel içimdeki şehri yaktığında nisan değildi, biliyorum ölümü ve aşkı öper gibi gel büyütelim yorgun bedenlere sığınan gece ikilemi şüphesiz canla cananın […]

Belkıs’ın Bileği Kar Mevsimi / Müştehir Karakaya

hani ya derdi belkıs’ın ayak bileklerindeki billur akis ıslatmasın diye eteklerini çektiği tüm mevsimlerin yasına bedel bir yangın içinde sular da akar toprak da yanar mangal içinde sevesin diye incir çekirdeğine koca bir ömrü sığdırma gayreti dut yapraklarından ördüğü kozalarını bir bir söken kelebeklerin sancısını bu dünyada bir günlük bir ömür için saymasa tüm dut […]

Vakitsiz Akşamdır Ölüm Hançer Kalemlerden Damlayan / Müştehir Karakaya

ey ölüm bir daha vur akşamdı geldi saçlarıma dolandı yaz dedim yazdı alnıma bir çizik sivri hançeriyle tanrı bağbozumum, katilim şerrin kahpe yobazı geldi ve vurdu dörtnal koşan atlarla ey hicran iki gün kelebek kanatları sabah bir dağın başında akşam ovanın engin bir çayı üşürken, Allah saklasın gözlerimi çıkarıp yedim ilenç bir tay gibi beni […]

Güz Nevrotik Vakadır Gamzelerine / Müştehir Karakaya

bana rengini göster sana bin dereden sesleneyim ve okşa bir kedi tüyünü okşadığın gibi yücelt ve kanırt dimağıma bırakılmış acıyı gel ve şımart şişemde yarım kalan zehiri kır uysal bir kedi ol uyut içimde uyumayan sancıyı benim öyle histerik kahkahamı koyver gitsin çapulcular götürdüyse götürmüştür ruhum bir annenin şehla gözüdür gamzelerine dört yapraklı bin yonca […]

Ah İstanbul… Vah İstanbul! / Müştehir Karakaya

İstanbul’la tanışıklığım çok eskilere dayanır, 71 veya 72’li yıllar olacak. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisi olmalıyım. Beykoz Ortaçeşme’de üç yıl, ilkokul dört-beş-altı. O zaman altı yoktu tabi. Fevzi Çakmak Ortaokulu. İstanbul İstanbul’du o zaman, gerçi şimdi de odur ancak, ben mi ruhumu yitirdim, metropol mu yitirdi, insanlar mı yitirmesine katkı yaptılar bilmiyorum. Sonra iki yıl daha […]