DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Hakkısüküt / Gürhan Gürses

“Sükût bürünmüşse dillere, yara derindir.

Yara derinse Allah kerimdir.”

İçten içe büyüyen bir derdin ifrazatıdır bu acizane satırlar.

Her bir kelimesi de bir kasap gibi gelip kalbi –naçizane- satırlar.

Gelip de şu perişan kalbe şefkatli elleri, merhametli gözleri ve vicdanlı sözleriyle  “Sen derdinle kal ama bil ki biz de seninle bu yolda hemhaliz.” diyebilecek sırdaş-ı cânlar var mı? Öyle bir vakte eriştik ki hassas kalplerin cehennemidir bugünler. Gözyaşlarının tek damlası dahi en acımasız şekilde yargılanır, ağlamalarının en sessiz tonu dahi onları kırmak için kullanılır. Bu yüzden acılar saklanmalı, hüzünler örtülmeli…

Kimseye “Bak benim yara’m budur.” ya da “Derdim bu, bak da gör.” dememeli…Sizi tam da derdinizden vurur, kanayan yerinizden –resmen- ameliyat ederler. Dost zannettikleriniz o yaraya tuz eker, arkadaş addettikleriniz o yarayı deşer, hısım saydıklarınız da o yarayı kanatır. Siz de inanmışlığınızla kalırsınız, aldanmışlığınızla…

Derdiniz varsa sükût içinde bırakın derdinizi.

Kimseye ayan etmeyin.

Faş etmeyin.

Rabbimiz varken başkasına da ihtiyacımız yok. Şifa niyetine üzerimize düşeni yapalım ve rabbimize sığınalım. Rabbimizden başka şafi yoktur. Derdimizi söyleyip inşiraha ereceğimiz kapıdır rabbimiz.

Kabuk bağlayan yaralar derinin üstündedir ve herkes o kabuk bağlayan yarayı kaldırmak ve kanatmak için içten içe sadistçe bir zevk içinde fırsat bekler. Kalpteki yaraları  görmemeleri ve o yarayı kazımamaları için de yara sahibi yarasını  daha derinlere saklama çabası içinde ve figanını duyurmama adına kendisini suskunluğa mahkum etmektedir.

Mahremidir insanoğlunun kalbindeki o derin yara. Dokunabilecek var mıdır o yaraya? Onu bir ömür boyu iki dudağının arasına hapsedebilecek olan peki? Derdin aşikar kılınması o derdin ucuzlaması demektir ve pek de makbul sayılmaz. Bu yüzden saklar derdini en derûnuna ehli kalp, kimse kolayca derdine vasıl olmasın ve o derdi cümle âleme ayan etmesin diye.

Öyle bir sükûtla idame etmekteyim ki yaşama, içimdeki derin yara da bu sükûtun bir nevi hüviyeti kıymetindedir. “Lütfen hüviyetinizi verin!” diyen herkese de  hemen hüznümün aynası olarak gözlerimi gösteriyorum. Daha fazlası yok.

Hekim adına şifa verebilecek… Hakim namına afiyet dileyecek… Merhem niyetine samimi sözlerini kalbe sürecek… Onulmaz sanılan kalbi birkaç iltifatla iyileştirebilecek bir insan var mı etrafınızda?

Sükût ikrardan gelir. Derdi kabullenmek de peşinen… Devaya uzak durmak da… Sadra şifa verecek kimse de yok dost namına bugün. Kimsenin görmediği, bilmediği ve anlamadığı bir yaranın kalpteki yansımasıdır bu feryat. Dil susar bu derin yaranın azameti karşısında, bunun mukabili olarak da asla şifa istemez kimseden. Bilir ki kul o yarayı deşifre eder ve ayyuka çıkarır. Bu yüzden bize de hakkısükût  düşer bu kurtlar sofrasında. Derdimizle baş başa kalırız. Hiç değilse başkasının yaramızı kanatmasına ve yaramızın kabuğunu kaldırmasına imkan vermeyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir