Gözyaşı Yolculuğu / Zeynep Sena Uğurlu

Sarılmış her taraf zifiri bir sis bulutuyla. Önümü dönsem göremiyorum hiçbir şey. Arkamı dönsem… Dönüp bakacağım hiç kimsem yok. Sadece sis. Ne etrafta bir ses ne de acıma bir çare var. Kolum kanadım kırılmış sanki, hareket edemiyorum. Bir adım atıyorum ileri doğru, ama basabileceğim hiçbir yer yok orada, ayağım havada asılı kalıyor. Tökezliyorum fakat düşmüyorum. Görünmez kollar tarafından dimdik tutuluyorum. Yine arkamı dönmeye yelteniyorum. Kimse yok.
Çaresizce buradan çıkabilmek için bana yol gösterecek bir ışık arıyorum. Her yer karanlık. Panikle ilerlerken düşüyorum bu sefer. Ellerim yara bere içinde, ağlıyorum. Hala gideceğim yolu bulamıyorum, gittikçe kayboluyorum. Kafamda yüzlerce ses dolaşıyor. Herkes farklı bir yol gösteriyor, kendilerine doğru olan yol benim içinde doğruymuş gibi…
Daha da çok karışıyor kafam. Bir ses bana geri dön diyor, farklı olacakmış bu sefer her şey. Peki ne farklı olacak? Derimi yırtarcasına dışarı çıkan acı çığlıklarım mı? Yoksa kapısını kapadığım yüreğimin kilidi mi? Muhtaç olduğum sevgi geri mi gelecek? Ne değişecek?
En iyisi bir başıma kalıp bu karanlığı kabul etmek. Belki de çoktan ait olduğum yer burasıydı zaten. Belki de ışığa ulaşmaya çalışmak bir hataydı. Ben mutsuzluğun kendisiydim belki. Ama emin olmadan yolumdan vazgeçmeyecektim. Önümü göremeden de yürüyebilirdim. Her sesi tek tek takip edip sonunda o ışığa ulaşabilirdim. Bu yüzden yerimden kalktım ve bir daha düşeceğimi bilerek adım atmaya devam ettim.
Bir süre sonra tenime buz gibi bir soğuk hücum etti. Sanki bu yola devam edersen sonuna kadar gidemeyeceksin demek için… Kollarımı birbirine doladım, beni iten ve düşürmeye çalışan o sert rüzgâra karşı koydum. Adımlarım artık daha sert ve güçlüydü. İçimdeki acı bana sadece ilerle diyordu. İlerle ve kendini yakala.
Sesler kesilmeye başladığında hafif bir müzik sesi kulaklarıma doldu. Yolumun sonuna gelmiştim. O seslere aldırmadan kendi şarkımı çalabilmiş, kendi müziğimi dinleyebilmiştim. Gözlerimi sakince açtım, çok ağrıyorlardı. Islanmış yastığımın kılıfını yavaşça çıkardım, yenisiyle değiştirdim. Gözyaşlarının ıslaklığı, sıcaklığı o anı hep tazeymiş gibi yaşatıyordu bu yastıkta. Bu yüzden belki gittiğim her yere kendi yastığımı götürüyor, her gece onunla uyuyordum. Anılarımın bir değeri yokmuş gibi üstlerine basılmasına izin veremezdim.
Hava bu gece yıldızlardan yoksundu. Zaten umutsuz olan bu kalbimin üstüne geliyorlardı. Bazen neden diye sormaktan kendimi alıkoyamıyordum. Neden bu acıların hepsi benimdi ki? Neden tüm bu acılar bana layık görülmüştü…
Kulaklığımı yeniden takıp başımı sıcacık yastığıma koydum. Kulaklığın en yüksek sesiyle birlikte bir şarkı daha açtım. Yaşlar akmaya devam ederken daha da yorulmasınlar diye gözlerimi kapadım, bir yolculuğa daha çıktım.
Bu sefer sadece şarkı vardı yolda. Adımlarım melodilere dönüşüyor, melankolik şarkılar çalıyordu. Her adımda şarkı sözleri daha da ağırlaşıyor. Hayatımın eski güzel anılarını hüzünle bana anımsatıyordu. Kulaklığımı daha da iyi duymak için bastırdım. Duyabileceğim kadar çok söz duymak, daha çok hatırlamak istiyordum. Beni içten içe bitirse de…
Yeniden arkamı döndüm. Uzun zamandır önüme gelemeyen o yüzle karşılaştım, elimi yavaş atsın diye kalbimin üstüne koydum. Lütfen dedim sadece, geri gel yine. Ve gözümü açtım. Şarkı bitmişti ama ben daha ona doyamamıştım. Aynı şarkıyı bir daha açtım.
Sesi daha farklı şeyler hissettirdi bu sefer. Daha deminki hüzünlü havanın üstüne pus çökmüştü. Yine arkamı dönmeye yeltendim ama dönemedim. Artık sadece ileri adım atabilecek yer kalmıştı. Bazen zorlamanın gerçekten bir anlamı yoktu. Hızla öne doğru adımımı attım ama bu sefer hiç olmadığı kadar uzun bir düşüşe başladım. Bir yerlerde tutunmak için çok uğraştım ama müziğin sesi bile zayıflıyordu. Şarkıyı durdurdum, yataktan kalktım.
Evde adımlarım yok gibiydi artık. Arka taraftaki kapıdan çıktım başımda kulaklığımla zayıf bir ışık gördüğüm için. Yaklaştıkça uzaklaşıyordu, bir anlam veremedim. Yürürken kulaklığım yere düştü ama yine dönüp alamadım.
Şarkılarım bile beni terk etmişti…

