DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Hüzünlü Aldanış / Raife Akkanat

Sabahları sahilde yürüyüşe çıktığımda, kocaman bir köpek eşlik ediyor bana. İlk günler ondan çekiniyordum. Kocaman alacalı bir köpek. Her sabah, aynı saatte beni bekleyip yürüyüşü bitirene kadar, gözümün içine bakarak, yanımda yürüyen, uzun tüyleri kocaman diliyle benimle ritim tutan bu köpekle, aramızda gizli bir bağ oluştu.

Her şeye sessizce inanıyorum. Sahil yoluna inene kadar geçtiğim yollara, evimin önüne çıktığımda kuraklığa rağmen akacağını sandığım dereye, biraz yürüdüğümde yolumun üzerindeki esnafa, sağlık ocağında sıra bekleyen hastalara, eczanede çöpü döken beyaz önlüklü o kıza, gözlükçüye, kasaba…

Dere, deniz, ıhlamur ağacı, güneş hepsi de beni inandırmak için hareket ediyor.

Kimi hırsıma, kimi enerjime, kimi varlığıma dokunuyor. Kimseye inanmamak, güvenmemek, sevmemek için hüznü çağırıyorum. Gökyüzünden, bulutların arasından gelip sarmalıyor beni. İncecik bir dal gibi sallanıyorum, sararıyorum, yola dökülmüş yapraklar gibi…

Köpekle beraber artık sahil yolundayım. Hızımı arttırıyorum yavaş yavaş. O da benimle birlikte hızlanıyor. Yürüyüş yolunun bir tarafı deniz, diğer tarafı yol, arabalar yanımızdan geçiyor. Zaman zaman arabaları izliyoruz yürürken, bazen ters yönden gelen bir arabayı izlerken dengemizi kaybediyoruz. Ben gülümseyerek ona bakıyorum. O da bana dilini sarkıtarak eşlik ediyor, yanıma sokuluyor. Sırnaşık şey.

Ona dönerek; “ileride balıkçı barınağı var oraya kadar yürüyeceğiz daha” diyorum. Beni anlıyor, zaten her sabah oraya kadar yürümüyor muyuz? Beni kandırmaya çalışıyor, yanımda ileri geri yürüyor, “dönelim” der gibi…

Yolda babamın bir arkadaşına rastlıyorum, oldukça yaşlanmış, zaten babamdan bir hayli büyüktü. Yanından geçerken selam vermek istiyorum tanımıyor, belki de artık iyi görmüyor gözleri. Gözlerine bakıyorum, kırışmış göz kenarlarının içinde ufalmış gözlerine… O gözlerden içeri giriyorum, babamı görüyorum. Babamın gözlerini. İşte bak yine kandırdılar beni… Babamı görmem artık mümkün değil ki…

Niçin, bu güzel havanın bahardan kalma güneşli bir sabahında; soba yanan bir evde, yer sofrasına oturmuş, çay ve sıcak ekmek kokusunu hissettim iliklerime kadar? Bir de babamın kokusunu. Hatırda kalır mı baba kokusu? Gitmez mi hiç bellekten? Belki, yine bir şeylere kanıyorumdur kim bilir…

Barınağa varamadan aniden düştüm. Yerde çığlık atarak büzüldüm. Köpek hemen yanıma geldi. Çevremde dolanmaya başladı. Dizim kanıyor… Yavaşça yerden kalkıyorum gözlerim yaşlı…

Sendeleyerek, yakında bir banka oturuyorum. Yanımda yaşlı bir teyze, önce yaramla ilgileniyor. Ona iyi olduğumu söylüyorum. Sohbet ediyoruz usulca. Ne kadar zaman geçiyor bilmiyorum, yaşlı teyzede nasıl bir sihir var, bütün içimi döküyorum ona, o da bana bütün hayatını anlatıyor. Eşinin resmini gösteriyor. Onunla yaşadıkları aşkı anlatıyor. Orada uzunca bir süre, aşk hikayesini dinliyorum yaşlı kadının. Köpek ayağımızın dibinde çenesini ayakkabıma dayamış bekliyor.

Neden sonra kalkıyorum yerimden, bir daha asla görmeyeceğim yaşlı kadınla vedalaşıyorum. “Yine görüşelim” diye sesleniyor peşimden, bir daha görüşemeyeceğimizi bildiği halde o da kandırıyor beni…

Usulca, daha yavaş bir tempoyla yürüyorum. Aklımda yaşlı kadının aşk hikayesi, o yılları ve yaşlı kadının eşini düşünüyorum. O dönemin aşklarını, gerçek aşkı, bunca yıl muhabbetle, sevgiyle geçen seneleri, aşka kanarak yürüyorum…

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 2 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları