DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Dayé / Zeynep Sümer

 

Size uzun yıllar önce on yedi yaşında bir kız çocuğunun Van yolculuğundan, onun dilinden bahsedeceğim:

“Evlenip eşimin görevi dolayısıyla Van’a gittim ilk tayin yerimizdi yeni bir hayat yeni bir başlangıç belki bir ders belki de tecrübeydi hayat mücadelemin şaha kalktığı yerdi o cennet bahçesi…

Henüz öğrenemeden adımlamayı aniden büyümek ne zormuş yapamıyorum.. Zemheri kış birden bastırdı günlerdir kar yağıyor tahmin edemedik böyle olacağını sarıldık battaniyelere olmuyor ısınamıyorsun Adana gibi sıcak bir iklime alışkın olmak çok zorluyor… Yan tarafta büyük bir bahçe içinde köhne bir ev var bize ‘hoşgeldin’e geldiler.

Anne baba ve beş çocuğu.. Anne ve baba Türkçe bilmiyor. Çocukları ise çat pat konuşuyor. Sultan liseye gidiyor Fatma benim yaşımda evin işleriyle meşgul. Burhan daha küçük Mehmet ve Ömer abi de inşaatlarda tarlalarda çalışıyorlar. En güzel Türkçeyi Sultan konuşuyor okula giden sadece o var, onun etkisi büyük tabi ki…

Dayé’mi bana yoğurt getirdiği gün daha iyi tanıdım eline bir bakraç yoğurt almış Fatma ile beraber bize geldi gülen yüzüyle; “Ana kurban yoğurt getirdim size.” dedi. Bütün gün bana yardım ettiler soba kuruldu, odun kömür taşındı bir de nasıl soba yakacağımı öğretti bana dayém…

Sonra sarıldı “Birşey istersen söyle ana kurban” derken gözlerindeki o sevgi ışığını unutamam.. Tabi ki bunları Kürtçe söylüyor, Fatma’da bozuk Türkçesi ile bana çeviriyordu.

Geç de olsa öğrendim Kürtçeyi de sonra anlaşmaya başladık…

Dayém herşeyi ekerdi bahçesine. Patates domates fasulye maydanoz..  İki de ineği vardı. Sütü, yoğurdu kendilerine yeterdi. Geri kalanını da satarlardı. Bütün bunları dışardan almak lükstü onlar için. Bulgurlarını, ekmeklerini de kendileri yaparlardı ben orada kaldığım süre içerisinde süte, yoğurda para vermedim vermek istedim hiç kabul etmedi zaten. Bahçe, benim bahçem gibiydi sahibi bendim sanki…

Dayém beni  hiç kızlarından ayırt etmedi… Türkçesi “Yaşam, hayat” demekmiş, orada hâlâ bana “Jiyan” derler..

Dizinde uyuduğum çok olmuştur o koca yürekli kadının… Benim dayém çölde bulduğum bir damla suydu, benim dayem hayattı, benim dayem candı…

Alışmadığım bilmediğim bir kültürde  bana her zaman canı yürekten sarılan, Türkçe bilmeyen, zemheriye meydan okuyan kalplerinde kocaman yemyeşil bir dünya barındıran derya, deniz insanlardı… Stranlarına (türkülerine) yağmur karışınca çağlayan olurlardı, akarlardı gürül gürül onlar…

Tam karşımızda askeri kışla var. Dayem tandırda ekmek yaptığında üst üste koyar yoğurt bakraçlarını alır askerlere götürürdü. “Noşi can be” afiyet olsun der tel örgülerden uzanarak sevgiyle sarılırdı askerlere.. Hiç aksatmazdı. Ne zaman tandır yansa o ekmekler o yoğurt mutlaka gidecekti… Ben dayémden sevmenin hasını gördüm gurbette. Usul usul ağladığım gri günlerde ışık oldu sığınacak bir çift kanat oldu dayem bana…

Bugün bir haber geldi. DAYEM Hak’kın rahmetine kavuşmuş.. Ahh daye! Kürtçe ağıt yakmayı sen öğretmiştin bana ardımdan söyle dercesine…

Herım kuda herim kuda /Nereye gideyim nereye gideyim
Li dest te da herım kuda / Elinden nereye gideyim
Ji xwe eze birîndarim / Zaten ben yaralıyım
Dayika min a delal herim kuda // canım annem nerelere gideyim.

Mekanın cennet olsun cennet bahçelerinde uyu Daye…
Vefatından önce çocuklarına vasiyet  etmiş…
Sakın ola “Askerlerin yoğurdunu peynirini  unutmayasınız!”

 

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 5 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları