DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Düş/e Düşürülmüş Bir Ömrün Bekleyeni / Mustafa Işık

  • İnsan bir ömür neye düşer ki…

Şair – Yazar Yavuz Balı… Bursa doğumlu, Bursa’da mukîm, Türk dili ve edebiyatı öğretmeni bir edip. Edebiyat dergilerinde yazı ve şiirlerine aşina olduğumuz güçlü bir kalem.

Eylül Anıtları (Şiir-2020), Defterimdeki On Suret (Portre-2021), Hikmet Burcunda Bir Şair Mustafa Aydoğan (İnceleme-2023), Günümüz Şiirinde Sekmeler (Eleştiri-2024) kitaplarının akabinde “Ömrüm Boyunca Düştüğüm” adlı iki bölüm ve 31 şiirden oluşan ikinci şiir kitabıyla okurlarını yeniden selamlıyor.

İçimdeki saat gürültülü çalışıyor.
Yargın yazgıma dokunduğunda. Gözlerimi
Fırlatıyorlar suret sathından.
Varış noktası neresi diye sormaya kalmıyor,
Yürürken içine birden düştüğüm bir kuytu gibi,
Düşüyor gözlerim gözlerinden içeri.
Aydınlık bir yer burası. Biraz kalalım

‘‘İçimdeki Saat’’ şiiriyle kelime yolculuğuna başlıyor şair. Şiirsel bir yoğunlukla, içsel bir zaman yolculuğuna başlıyor. Gözlerin fırlatılması, yüzeyden koparılıp derinliğe düşüşüdür adeta. Şairin yürüyüşünde sığınağı bir kuytuya dönüşüyor. Ve nihayet, gözlerin başka gözlere düşmesiyle açılan “aydınlık yer” arayışının ardı Kaf oluyor ve orası huzurun Hira’sı…

Umudun kıyısından esintilerle yol alan bir gemide, ömürden arta kalan yıkıntıların kalıntılarından dile dolanmış türküleri söyler şair Balı. Şiirden sorusudur Yavuz Balı’nın: İnsan bir ömür neye düşer ki?

Aşka düşer insan; ayrılığa, düşe, gerçeğe, yalnızlığa, anılara, geçmişe, geleceğe, acıya, karanlığa, huzursuzluğa; yer ile gök arasındaki boşluğa… Belki yaprak gibi, bir ağacın ardına, ömrün sonbaharında… Belki ilkbaharda yeniden baş vermeye, tohum diye, düşer toprağın bağrına… Sonsuza, dirilmeye…

Şair, şiarıyla bir ömür gelgitlere asar kelamın sırrını. Yel savurur asılı kalan sesi, soluk yüzü, kesik nefesi… Bir ömür çağıldayan huzuru, huzursuzluk hengâmesiyle zamana adar, tuvale resmeder, gök boşluğuna savurur. Kör kuyunun dibine atar siyah taş misali, kırk akıllı; işi gücü bırakıp çıkarmaya uğraşsın diye/ ki şair, delilik ve velilik aşırması bir gömleği giyen değil midir?

Güzelliğinin altını araladıkça çıkan
Senin bu beşer haritan
İnsanlardan soğuyan yanıma maruz bırakır…

Yukarıda izahı deruni olan mısralarla “İns” şiirinde deruni ve mistik bir yolculuğa çıkarıyor bizi şair, Yunusça bir söylemle: Yani güzellik yüzeyde parlıyor ama derinlere indikçe insana özgü karmaşalar beliriyor, diyor Şair Balı. İnsan nisyandır, isyandır, unutandır; dışsal cazibesinin ardında yatan karmaşayı, güzelliğin içindeki çelişkili dokuyu açığa çıkarmak da şaire düşmüştür. Bir yandan sevecenlik ve yumuşaklığı çekip alacak, diğer yandan kaybettiren, uzaklaştıran bir motifle kötülük resmini iyileştirmeye çabalayacak. Zaten hayat dediğimiz; beşerden ins/ana yolculuk değil midir, ey şair?

İşte buradasın / Seni görmeye en çok alışık olduğum yerde…

Ömrün efsununu, alışkanlıklarını, bekleyişlerini nakış nakış işler satır aralarına. Düşüncenin labirentlerinde çıkılan yolculuk, çalkantılar ve bütün bir ömrün dönen çarkında durulmaya amade bir ruh, şair ruhu, şiir ruhu… Kelimeleriyle hudut çizer şair, her yol başında bekleyen kendisidir, her nöbet kulübesinde nöbetteki askerdir o, kuyudaki taşları çıkarmak için ışığı tutan da odur, gece bekçisi olup sokağı, caddeyi, mahalleyi, şehri bekleyen de odur. Ondandır belki bir ömür bekleyişe düşmüştür. Kalbimizdeki ve kafamızdaki çatlaklardan sızan ışıktan başka ne olabilir ki şiir?

Dağ Türkülerini Dinliyor ve bize de dinletiyor, şair:

Dağın içine düştüm ilkin
En kısa yolculuğumdu bu.
Sonra göğsüne yapıştım.
İnsanoğlunun en âcizi olarak
Canıma dokunmadı hiç kimse.

Bir ömre nice ömürle yaşanılacak olanı sığdırandır şair, savaş meydanında iki elinde iki hançer, damladan derya koparmak için kan revan içindedir. Ama sığınağı yine anneyedir, dağınadır. Dünyaya alışık değildir ne de olsa, yaşamayı bilmez o, korunmayı da… Sığınmalı daima… Belki insani sığınak belki İlahi dayanak…

Sessizce bir direnişin çetelesini tutar şair Balı. Geriye çekilip satırlarda zengince ve rahatça yaşamak bir ömrü ama hazan ve hüzündür şairin nasibi. Biline… Derinlerdeki sızıyı hissetmeye, hafifletebilmeye… Varoluşsal eksikliği tamlamaya üç adım geri durmaya… Hira’ya, hayırlı olana ve huzura yol almaya. Ayna bu, hayat bu. Ama arkası kocaman bir karadır bu aynanın. Şekilsiz, tarifsiz, tedirgin, heyula… Biri bin gösteren ayna. Şair bugünüyle dünü arayan değil mi zaten?

Yavuz Balı, modern söylemle geleneği içselleştirip şair duyarlılığı ve edip tezyiniyle estetize eder imgelerini, kelimelerini, dizelerini; duygularını, ifadelerini güçlü bir lirizmle okurun gönlüne armağan eder. Zengin ve etkileyici çağrışımlarıyla, imge ve imajlarıyla hüznü, arayışı, korkuyu, sesi, nefesi, sezgiyi; ustaca, sade, akıcı bir hassasiyetle işler. Divan şiirinin ahenk ve estetiğini bize yeniden tattırır dizeleriyle. Kelimelere şairce ince ama sıcak tutan bir gömlek giydirir.

Bana dinmeyen yağmurların sesini bırakarak
Beni kapından öylece yolcu ettin

Okurunu, yağmurun sesiyle başlayan bir “Elveda”yla uğurlar Yavuz Balı. Şair ki yağmur sesini söylerken ıslanandır.

“Ömrüm Boyunca Düştüğüm” kitabının hayırlı olması temennisiyle güçlü kalem Yavuz Balı Hoca’mıza yol açıklığı dileriz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir