DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Sessiz Hesap / Yelda Kılıçarslan

Hayatta hiçbir güç sonsuza kadar sürmez. Kuş her gün karınca yer; ama gün gelir, o kuş ölür, karıncalar onu sessizce parçalar. Ne intikam vardır işin içinde, ne öfke… Sadece doğal bir döngüdür bu.

Makam da böyledir, koltuk da, hayat da… Dün yüksekten bakanlar, bugün sıradan bir sırada oturur. Dün kapısından herkesin saygıyla geçtiği oda, bugün başkasının elindedir. Ve hayat o hesabı sessizce keser.

Faturada “kibir” yazar, “düşüş” diye tahsil eder.

Ne çok gördük bu örnekleri… Dün astlarına tepeden bakan müdür, emekli olup devlet dairesinde sıra beklerken kendi zamanında terslediği memurun önünde “Rica etsem…” demek zorunda kalır. Dün köylüsüne dudak büken siyasetçi, bir seçimde sandığın önünde “Yolun sonu.” tabelasını görür. Dün en güçlü sanılan patron, bir krizle beraber işçisinin maaşına muhtaç hale gelir.

Ve bu sadece makamla sınırlı değildir. Evlatlarını küçülterek, döverek, yok sayarak büyüten anne babalar da aynı sessiz hesabı yaşar. Bir ömür boyu sevgiyi esirgeyenin, yaşlılığında o sevgiyi beklemeye hakkı olmaz. Çocuğun kalbinde açtığı yara, gün gelir sessizce karşısına çıkar.

Unutulur şu basit gerçek:
Hiçbir koltuk kalıcı değildir.
Hiçbir güç baki değildir.
Hiçbir evlat, ezildiği yerde filizlenemez.

Kibir, insanı kendini zamanın efendisi sanmaya iter. Ama zaman çok sabırlıdır; sessizce bekler. Gün gelir, o yükseklikten aşağıya “tak” diye baktırır. Ve emin olun, iniş çıkıştan çok daha öğreticidir.

Asıl mesele, düşüşte onurunun kalmasıdır. Yüksekteyken insanlara nasıl baktıysan, alçaldığında o bakışın karşılığını bulursun. Merhametsiz yükselen, merhametsiz düşer.

Hayatın hesabı ağır değil, sessizdir. Ama mutlaka kesilir.

Dün emir veren, bugün rica eder.
Dün “Beni bekletmeyin.” diyen, bugün saatlerce kapı önünde bekler.
Dün hor gören, bugün hatırlanmaz.
Dün astına bağıran, bugün torununa sözünü dinletemez.
Dün makamına güvenen, bugün bir sandalyeye muhtaç kalır.
Dün “Sensiz yapamam.” diyenleri küçümseyen, bugün kimseyi yanında bulamaz.
Dün adını altın harflerle yazdırmak isteyen, bugün bir mezar taşında unutulur.
Dün sevgiyi esirgeyen anne baba, bugün sevgisizliğin yalnızlığını tadar.

Zaman çok net cevaplar verir.

Kibirle şişen, sevgisiz büyüten, kalbini taşa çeviren herkes; günü geldiğinde hayatın soğuk tokadıyla yere serilir.

O an geldiğinde ne koltuk tutar, ne unvan taşır, ne mal ne makam işe yarar.

Geride kalan tek şey, yaptıklarının yankısıdır; neyi ektiysen onu biçersin.

Bir gün sana geri dönecek olan, alkışların değil; incittiklerinin sessiz suskunluğu ya da gönüllere ektiğin sıcaklıktır.

Çünkü hiçbir unvan mezar taşına kazınmaz; orada sadece “insan” yazılıdır.

Ve işte o an, kim olduğunu değil, nasıl biri olduğunu gösterir.

“Nasıl bilirdiniz?” diye sorulduğunda, gerçekten “İyi bilirdik.” diyenlerden olabilmek…
İşte bütün mesele budur.

Sessiz Hesap / Yelda Kılıçarslan” eseri için 6 yorum:

  1. Ne kadar derin ve düşündürücü bir yazı olmuş hocam… Güç, unvan ya da statü gelip geçici ama nezaket kalıcı… Kaleminize, yüreğinize sağlık 🌸🙏🏻

    1. Çok teşekkür ederim canım Sümeyracım .Kalıcı olan tek şey yaşarken ne yaşattığımız güzel yüreğinden öpüyorum 🥰🫶🩷

  2. maşallahın var hele tahsilini çok önce başlasaydın sizi tutamıyacakmışık ne güzel yazmışsın kalemine gönlüne sağlık selamlar sevgiler güzel kızımız

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir