DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Eski Bayramların Yeni Yüzü: Bayramın 12. Hali / Naz Çağla Katırcı

Adı ayakkabı kutularında saklanan bayramdır benim düşümde.

Bayramın geldiğini takvimlerden değil, annemin mutfaktan yayılan o ağır şerbet kokusundan anlarım ben. 12 yaşındayım; çocuklukla büyüklük arasında bir yerdeyim ama bayram sabahları hâlâ o eski heyecanla uyanıyorum. İçimde biriktirdiğim hayalleri düşünüyorum. En çok da o kalabalığı seviyorum. Kuzenlerle gizli köşelerde toplanıp “Bu sene kim ne kadar topladı?” diye yaptığımız o muhabbetlerin aslında bir harçlık meselesi değil, bir arada olmanın verdiği o güven duygusu olduğunu yeni yeni anlıyorum. Bayram, sadece bir tatil değil, bizim birbirimize sıkıca tutunduğumuz o en güzel düğümmüş. “Eskimeyen bayramların yeni çocuğuyum”, kendime bu adı verdim.

Her bayram aynı soruları duyarım: “Nerede o eski bayramlar?” Ben o eski bayramları görmedim ama benim yaşadığım bayramlar da hiç fena sayılmaz. 12 yaşın verdiği o “ben artık büyüdüm” havasıyla sokağa çıktığımda, hâlâ şeker toplamak için kapıları aşındıran küçüklere bakıp gülümsüyorum.

Bizim bayramlarımız; annemin binbir emekle sardığı o sarmalar, tatlılar demek. Her gittiğimiz yerde boyumun ne kadar uzadığına dair yapılan o bitmek bilmeyen yorumlar demek. Evet, belki artık harçlık isterken biraz daha mahcubuz ama o parayı cebimize koyduğumuzdaki mutluluk hiç değişmiyor. Bayram benim için, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bir el öpmenin ve bir sıcak gülümsemenin asla modasının geçmeyeceğini kanıtlayan o büyülü gündür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir