DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Kaçış / Sinan Kökdemir

Kaçmalardan yorulmuştu ama kaçmaktan başka da çıkış yolu görünmüyordu, özünde hiç bir sıkıntının yer almadığı çile vasıflı bu algılar dünyasından. Hakiki bir çözüm olmasa da, bu yapay dert yumakları ile baş edebilmenin en kolay yollarından, biriydi kaçmak. Çakma bir liman. Ama ne kadar kaçarsa kaçsın, eninde sonunda, kuduran dalgalar bu limana ulaşıyor gerçeklerin soğuk fırtınaları yine sızlatıyordu yüreğini. Çünkü liman da düşman da kendi zihninin dert, sıkıntı ve acı diye nitelediği veya böyle nitelemekten vazgeçtiği algılardan başka bir şey değildi zaten. Üstelik içini karartan, uykularını kaçıran birçok şey, aynı durumlarla karşılaşan başka kişilerde en ufak bir kaygı belirtisi dahi oluşturmuyordu. Labirent gibi olsa da çıkışı bulmak için özgürce yürüdüğü alanlar geçici mutluluk ve huzur damlacıkları olarak yağıyordu bir süre. Ta ki çıkmaz sokağa girip, gerçek tabelasını görene kadar. Ama olsun ne kadar çıkmaz sokak, ne kadar gerçek tabelası varsa, o kadar da kendini kendinden gizleyip, zamanın neler getireceğini umut ve sabırla bekleyebileceği yeni kaçış ve kandırmaca oyunları mevcuttu dağarcığında. İçine dalıp kaybolması pek kolay olan. Zihni, yeni baldıran otlarının tohumlarını serperken bir yandan da yeni damar yolları açıyordu kaçışa giden. Bu kaçış yolu üzerinde yer alan ve bilinen en eski ve en meşhur istasyona girip, önünde neon harflerle “boşver, ölümlü dünya değil mi?” yazan, en aldatıcı bahane çukuruna atlamakta mümkündü elbet. Bir müddet gizlendikten sonra, yeni arzu yeşermelerinin iç gıcıklaması ile çıkardı nasıl olsa başını gömdüğü bu kumdan delikten. Tekrar tekrar, fani dünyanın makyajlı cazibesine kapılır, yeni serüvenler uğruna taze hayal kırıklıklarına doğru yelken açardı yine. Daha önce hiç fırtınaya yakalanmamış, hiç alabora olmamış gibi davranırdı bu durumlarda. Gemisi çarşaf gibi denizde süzülüp gider, tatlı esintiler yüzünü okşar, denizkızları ile yarışır, şakalaşır ve sevişirdi. Ta ki denizkızları topal bir korsana kuyruksallayana kadar. Böyle zamanlar, dümeni okyanusa doğru kırar, dev dalgaların kendisini sarmalayıp alıp götürmesini çok isterdi. Ama yapamazdı hiç bir zaman. Çünkü deniz kızları kadar körpe fidanları da çok severdi. Gerekirse denizkızlarını köpek balıklarına yem ederdi de, fidanlarının bir tanesinin bir yaprağı yere düşsün istemezdi.

Karşılaştığı her şey, genelde determinist bir döngünün sonuçları gibi görünse de, sebeplere bağlayamadığı bazı sonuçlar aklını karıştırıyordu. “Vardır bir hikmeti..” deyip kabullenmek mi lazımdı, yoksa sorgulayıp boşlukları tamamlamak mı gerekirdi? O hep ikinciyi tercih ederdi ama deneyimsizlik, bilgisizlik ve güçsüzlük boynunu büker, çaresiz yine bir kaçış rüyasına dalardı. “Yok yok, olan her şey bir sınav, bizi bilinmeyene ve sonsuza hazırlayan” dediği zamanlarda da, mutmain değildi benliği. Ama vahiy kitabında çok net belirtilmişti bu husus. Öyleyse neden bu huzursuzluk, neden bu sorgulamalar? Cevap yine kendi zihninden geldi. “Akletmeye çalışıyorum ama beceremiyorum…” Demek ki akıl da tek başına yeterli değil. Bir bilene mi sorsa yoksa? Ama ne olacak ki, yanıtlar genelde bir “kil ü kal” dan ibaret değil mi sanki. Yani o şunu dedi, bu şunu dedi şeklinde. Bunlar her kalbe kolayca giriveren cevaplar olsaydı, hiç devam eder miydi bu kadim arayış.

Hem aklın hem kalbin onaylamadığı şeyler, birer kaçış noktasından başka bir şey değil aslında. Sadece kalbin onayı yeterli olsaydı, Musa hiç rabbini görmek ister miydi? Ya da İbrahim’e, ölülerin dirilişine örnek gösterilir miydi? Aklın onayı yeterli olsaydı, Kant da mutlu olurdu, Nietzche de. Üzülmezdi bu kadar Dawkins.

Yaşam bir düş mü yoksa, ya da bir masal? Yaşam; sadece yaşamdır işte. Hiç bir anlam yüklemeye gerek olmayan. Ne duruyorsun? Tadını çıkar, o zaman hayatın. Sevmiyorsan dans etme. İstemiyorsan sevişme. İstiyorsan komşunun bahçesinden bir tane erik aşır. Oku ,ya da okuma, geç ateşten denizleri, yüz karlı ormanlarda, sürüklen bulutlarla… Kaç kaçabildiğince, son nefesine kadar!..

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 3 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları