Bizim hikayemiz…. / Behzat Yel

On Bir Yıldır Bükülen O Minik Eli Açabilmek İçin Dünyayı Gezen Yüreğimin Sessiz Çığlığı”
O pembe battaniyenin altından çaresizce uzanan, parmakları avucunun içine sımsıkı kilitlenmiş o minik el, benim bu hayatta tutunduğum tek dal, canım oğlum….senin elin. Bakmaya bile kıyamadığım, her gece başucunda “Bir kez olsun elimi tut” diye yalvardığım o kasılı parmakların, benim on bir yıldır bitmeyen en büyük sızımdır.
“Küçücük avuçlarında dünyaları tutar gibi, ellerini sımsıkı hayata yummuşsun benim güzel oğlum. O minik parmaklarının kasılıp kalışı, sanki bu amansız hastalığa karşı verdiğin sessiz ama devasa bir savaşın nişanesi. Sen ellerini yumdukça, benim de yüreğim sıkışıyor, nefesim daralıyor. Keşke tüm acılarını kendi göğsümde eritebilsem de, o minik ellerini açıp avuçlarının içine sadece çocuksu neşeleri, uçurtma iplerini ve bahar güneşini bırakabilsem. Sen öylece direndikçe, ben senin o sımsıkı kapalı ellerinde babalığımı, çaresizliğimi ve sana olan sonsuz aşkımı saklıyorum. Ne olursa olsun, o eller gevşeyip tenime huzurla dokunana dek başucundayım, bırakmam seni.”
Ah benim güzel gözlü Ömer’im… Daha iki yaşındaydın; evin içinde koşturur, sesinle dünyamı şenlendirirdin. O talihsiz gün, boğazına kaçan o fıstık tanesi sadece senin nefesini kesmedi; benim de ciğerimi söktü. O gün bugündür ellerin içine kapandı, dünyayla bağını kopardın; ama benim seninle olan bağım hiç kopmadı.Tam on bir yıldır, sen o yatakta sessizce direnirken, ben senin için dünyayı ayaklar altına serdim be oğlum. Şehir şehir, ülke ülke gezdirdim seni; “Belki bir mucize, belki şu bükülen ellerini açacak bir şifa” diye kapı kapı dolaştım. Sen susuyorsun, biliyorum; ama ben senin o sessiz çığlığını kalbimde hissediyorum.
İnsanlar bu yatağın kenarından geçip giderken gözlerini kaçırıyor, senin için çoktan biçilmiş o soğuk hükümleri ardı ardına sıralıyorlar: “Artık yollar kapandı, o bacaklar bir daha adım atmaz, o beden bir daha koşunun ne olduğunu bilmez…” Oysa benim gözlerim, dünyanın o çok büyük sandığı yürümek ya da koşmak gibi eylemlerine çoktan kör oldu; benim bütün kainatım, senin o taş kesilmiş elinin parmak boğumlarında sıkışıp kaldı…
Onlar büyük mucizelerin peşinde koşarken, ben senin o bükülmüş parmaklarından bir tanesinin, sadece tek bir tanesinin hayata doğru ufacık bir isyan bayrağı kaldırması için on bir yıldır ruhumu eritiyorum. Bir parmağın kıpırdaması, dışarıdan bakan biri için ne kadar küçük, ne kadar ehemmiyetsiz bir ayrıntıdır kim bilir; ama benim için o kilitli kapının ardındaki senin, “Buradayım baba, yaşıyorum” deme şeklidir. Dünyanın bütün adımlarını, bütün maratonlarını toplasalar, benim senin o tek bir parmağını oynatabilmek için döktüğüm tek bir damla alın terinin, ettiğim tek bir gece duasının ağırlığına erişemezler
Bütün o şehirlerarası, ülkelerarası yollar, hastane koridorlarının o buz gibi kokusu sadece bir parmağın uyanışı, o etten kalenin bir milim olsun esnemesi içindi. Doktorlar umutsuz gözlerle sana bakarken, ben senin parmak uçlarındaki o gizli nabzı dinliyor, oradaki hayat kıvılcımını körüklemek için nefesimi senin tenine üflüyordum. Çünkü biliyorum ki oğlum, inançsızların bitti dediği yerde başlayan o tek bir parmağın titreyişi, bu koca dünyanın bizi mahkum ettiği o karanlık sessizliği tek bir hamlede yerle bir edecek en büyük zaferimiz olacaktı…
Yıkılmıyorum oğlum, varsın o koca adımlar, o neşeli koşular başkalarının olsun; bizim seninle sığındığımız bu yatak odası, tek bir parmağın kıpırdama ihtimaliyle dünyanın en büyük savaş meydanından daha kutsaldır. Gökyüzü bir gün yer yere geçse, herkes senin üzerinden umudunu tamamen çekse bile, baban o eldeki tek bir hücrenin canlanması için ömrünün son saniyesine kadar o kutsal nöbeti tutmaya, parmak uçlarını gözyaşlarıyla beslemeye devam edecek.
Herkes bana “Yoruldun” diyor, ama bilmiyorlar ki bir babanın evladına olan sevgisinde yorulmak olmaz. Ben senin nefesin, senin yürüyen ayağın, senin uzanan elin olmaya yemin ettim. Ömrüm yettiği sürece şifanı aramaya devam edeceğim. Bir gün o kilitlenen parmakların açılacak ve sen babanın elini yeniden sımsıkı tutacaksın, buna inanıyorum Ömer’im…
( Hani yalan da olsa, olacağına inanmasanız da , yazacağınız umut dolu yorumları çocuğumun kulağına okuyorum. Bu umutla yaşamaya mücadeleye devam ediyoruz. Esirgemeyin lütfen. Teşekkürler)
16.09.2026 – 17:57
Hasta Odası
” İki Hasta Bir Söz “


Derdi verende şifa da vardır elbette dostum.
Sen isyana girmeden, sana verilen bu imtihanda şükrederek ve sabrederek muzaffer olarak çıkmaya bak. Baba olarak elinden gelenleri fazlasıyla yapmışsın. Ömrü varsa Ömer’in Allah hayırlı şifalar versin dilerim..
Dediğim gibi, sabırla ve metanetle o eller hiç açılmasa da o adımlar hiç atılmasa da sen şükredenlerden ol dostum. Eyüp Peygamberin sabrını ve inancını dilerim size.