Şiirler / Havva Nur Kalaycı

Sanmak

Kendimle en çok kavga ettiğim an,
Sessizliğin ortasında konuşmaya çalıştığım andı.
Saat tik taklarını unuttuğunda yelkovan ilerlemekten vazgeçip
Kendi kuyruğunu ısıran bir daireye dönüştü.
O an, düşüncelerim gözümde çırpınan bir kuştu,
Göğe değil, içine kanat çırpan bir kuş…
Konuşmak istedim.
Zihnimdeki uğultu duvara çarpıp biçim değiştirdi.
“İyiyim” dedim, sesimden “kayboldum” döküldü.
Bazen içimde biri uyanıyor,
ağır aksak ayağa kalkıyor.
Üzerindeki tozu silkeler gibi
geçmişin kırıntılarını döküyor omuzlarından.
Parmak uçlarıyla duvarları yokluyor,
Hatırlamak istiyor dokunduğu yerin çatlaklarını.
Kaç kapısı var bu uğultulu hanın
Her kapısının ardında bir göl.
Ne yüzen var ne batan
Yalnızca bekleyen.
Elleriyle zamanı tutmaya çalışan,
Tuttukça dağılan,
Elleri hep ıslak kalan.

Geçerken Kalanlar
Geçmiş, ardımda bırakılmış bir zaman değil;
içinden geçerek bugüne ulaştığım hayatın ta kendisi.
Bazen yolumu daraltan bir boğaz, bazen durup düşünmeye zorlayan bir yokuş,
bazen de cümlemi tamamlamakta zorlandığım bir hikâye.
Herkes gibi tökezlediğim zamanlar oldu tabi;
ama bu beni eksiltmedi.
Aksine, taşıyamadıklarımı benden aldı.
Böylece hangi yükün bana ait olduğunu öğrendim.
Zaman ilerledikçe geçmişin sayfaları da arttı.
Her yıl eklenen satırlar, eskilerini silmedi;
onları daha da okunur kıldı.
Bugün vardığım noktada kusursuzluk yok.
Hâlâ öğreneceğim çok şey var.
Ancak bütün bu olanların sonunda, durup kendime şunu söyleyebiliyorum:
Yolculuğumu seviyorum.

Tanıdık İzler
Her sabah biraz daha artarak uyanan bir yalnızlık var yüzünde.
Kendi içine doğru kıvrılmış ince bir yol gibi…
Bakıldığında dışarıyı değil,
İçeride kaybolmuş eski bir zamanı gösterir.
Dudaklarının kenarında bekleyen o hafif kıvrım,
Göğe ermeden dallarda kalan bir bahara benzer.
Gözlerinde, suskunluğun kendini unuttuğu bir yer var;
Çölün ortasında unutulmuş bir su lekesi kadar gerçek.
Kimseye söylenmemiş bir özrün gölgesi düşmüş çehrene,
Geç kalmış bir şefkat gibi.
Bu yüz, yalnız değil.
Zamanın gölgesine uyum sağlamış,
Sessizliğe alışmış,
İçindeki boşlukla barışmış.

