Rengini Bilmediğim Gözler / Onur Arslan

Burada olmam, senin gözünde sapıklık
sayılabilirdi.
Ama ben uzaktan güzel bir peynirin kokusunu
almak istemedim;
aynı pis bir fare gibi…
Tüh be!
Kapana yakalandım.
Kahrolası şu burnum!
Eşsiz esintiyi almış olmalı ki
iki ayaklı bir merdane oldum sanki.
Belki…
Belki şöyledir, böyledir…
Alınma ama o kadar güzel,
o kadar iyi sözler ve nakaratlar biliyorum ki…
Şu an hepsini söyleyebilirdim sana.
Ama ne yazık ki
rengini bile bilmediğim gözlerim yapamıyor;
bakıyor ama göremiyor gibi.
Özür dilerim…
Özür dilerim…
Ve özür dilerim.
Baksana, yazamıyorum bile.
Başaramıyorum.
Aynı ay tutulması gibi…
Ancak ay benim.
“Neden?” diye aklını tırmalıyorsa bu düşünce,
açıklamak isterim.
Tanıştığım
ama tanımadığım biri olsan da…
Baktığında aynalar çatlıyor.
Çirkin olduğundan değil,
güzelliğine dayanamadığından.
Yasaklanan bir elma gibisin.
Zehrin olduğundan değil,
bana saklandığından.
Şu mısramdaki gibi…
Ben tutulan ayın,
sen de güneşim olurdun.
Sen güzelliğinle ışık saçarken,
ben o ışığı saklayan olurdum.
Kimse görmesin diye.
Ama sen,
her zaman ve her gün
aynı sanatı yapmaya devam ederdin.
Ben bu hadiseleri yaşamak isterdim.
Yaşadım da…
Kalbimde ya da beynimde.
Sen yaşamasan da mutlu kal.
Üzülme sakın.
Unutma…
Benim için değil,
kendin için yap.
Ve sonuna yaklaşsak da
bu tren raylarının…
Uzakta da olsan, Jüliet…
Buradayım.
Bekliyorum.
Bekliyorum.
Ama unutamıyorum.

