DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

 Hekimlerin Piri- İbn-i Sina / Güzin Osmancık

Bugün İran da 5. günümüz. İlim ve sanat alanında söz sahibi olan İran’ın Hamedan Eyaletinin aynı isimli taşıyan Hamedan şehrine doğru yol alıyoruz. Burası dünyanın en eski ve en büyük antik şehirlerinden biri olup, Farsça ismiyle Hagmetane, Antik Yunancada ise Ecbatana, aynı zamanda Old Persian adıyla da biliniyor. Ülkenin kuzeybatısında yer alan Hamedan şehri, ünü dünya çapındaki bilginleri, tarihçileri ve sanatçıları ile ünlenmiş bir belde.

İlimsiz iman, imansız ilim olmaz”

Hamedan’ın en önemli ziyaret yerlerinden biri , tıp ilminin Orta Asya da ki en büyük temsilcisi olan İbn-i Sina ve Baba Taher anıtıdır 

Tabiplerin Emiri olarak bilinen İbn-i Sina anıtına gelirken girdiğimiz kent meydanında ünlü alimlerin, sanatçıların, bilim adamlarının heykelleri ile karşılaşıyoruz.  Altlarında isimleri yazılı olan bu ünlülerin hepsi de insanlık adına büyük buluşlar yapmış çok önemli kişiler.

Ama bugün bizim ilk ziyaretimizi yapacağımız yer  Ebu Ali el -Hüseyin olan Orta çağ ilminin kurucusu, hekimlerin piri İbn-i Sina anıtı.  Batı dünyası onu Avicenna adı ile tanıyor. Şimdi 12 sütunlu anıtın içini incelerken bir yandan da tıp ilmine kattığı dahiyane buluşlarını düşünmekteyim. 12 sütun onun sahip olduğu 12 bilim dalını simgeliyormuş. Kabrinin bulunduğu bu yer Hamedan Kent meydanında en yakın arkadaşı olan Ebu Sait Dahuk’un eviymiş. Onun için Erken Tıbbın Babası diyorlar. Tıp alanında öyle buluşları yapmış ki yüz yıllar sonra bile tıp dünyası temellerini onun buluşları üzerine inşa etmişler.

İbn-i Sina 980 yılında Buhara kentinde dünyaya gelmiş. İlim ve Felsefede o kadar ileriymiş ki halk ona Şeyh-ür Reis, Hüccet-ül Hak ve Şeref-ül Mülk gibi lakaplar takmış.  Küçük yaşlarda Babası Abdullah’ ın İslam terbiyesi ile büyüyen İbn-i Sina   İleri derecede Kuran ilmi yanı sıra Sarf, (şekil bilgisi) Nahif, (doğru şekilde kullanma) felsefe, fıkıh, tefsir, tıp, Hint Aritmetiği, mantık, astronomi, geometri ilimleri ile de uğraşmış.

Daha küçük yaşlarda doğa ötesi ilimler ve Kuran doğrultusunda olan her şey onun ilgisini çekmiş. O öylesine bir dehadır ki 10 yaşında hafız, 16 yaşında çağın bütün ilimlerinde en önde gelen bir yetişkin olur. 16 yaşında 2 senelik tıp ilmini bitirip müthiş buluşları ile insanlığa sağlık açısından inanılmaz şifa yollarını sunar. Bugün ki tıp ilmi onun buluşları sayesinde yoluna devam etmektedir. Öyle ki Fransa da Paris Tıp Fakültesinde onun resmi asılıdır. Ay üzerindeki bir kratere onun ismini taşır. Kırgızistan sınırındaki dağlara da ismi verilmiştir. Dante İlahi Komedya eserinde onun adından bahseder. Bütün dünya onun adını bilir ve ona gereken değeri verir.

En önemli eseri 35 yaşında yazdığı Tıbbın Kanunu adlı kitaptır.

İsfehan da hapis kaldığı 4 ay boyunca en önemli eseri olan Kitab-I Şifayı yazar.

Tıbba kattığı en önemli buluşları, kalp ve damar sisteminin temelini oluşturan küçük ve büyük kan dolaşımını birbirinden ayırarak anlatmasıdır. Bunun yanında ameliyatlarda narkoz kullanımı, yüz felcinin tedavisi, deri altına ilacın iğne ile zerk edilmesi, astım hastalığının sebeplerini bulması gibi tıbba büyük katkısı olmuştur. Ona Erken Tıbbın Babası denmesi boşuna değildir. Daha bu kadarla değil, idrardan şeker hastalığının tespiti, besinlerin kan yolu ile taşındığı, hepatit hastalığının bilinmesi, şizofren hastalarının tedavisi, apandis hastalığının ameliyatı hep onun araştırma ve buluşlarının eseridir.  Hastalıkların teşhisi ve tedavi şekilleri ile ilgili araştırmaları günümüze ışık tutmuştur.

Özellikle Kalbin karın ve kapakçık sistemini çözer. Daha mikroskopun olmadığı zamanda mikropların varlığını keşfeder.  Ve bu gözle görülemeyen varlıkların bulaşma sebebi ile hastalıkları meydana getirdiğini yazar. Bu bulaşı mikroplara karşı ilk karantina sistemini getiren de odur. Ayrıca geleneksel tıp dalında günümüzde yeniden hayat bulan Kupa Çekmek, Akupunktur, Hacamat gibi şifa yollarını ilk kullanan da onun dahiyane zekasıdır.

Özbekistan doğumlu olan İbn-i Sina’nın asıl adı Hüseyin olup bazı kaynaklarda Türk, bazı kaynaklarda da Fars olduğu yazılmaktadır.

İlimsiz iman, imansız ilim olmaz” düsturu ile yola çıkan kalplerin tabibi, ilmin iman ile olan ilişkisini anlatan kitaplarında tasavvufi bilgilere de yer vermiş.

Büyük alim Bilgelik kitabın da insanın metafizik alanda iç dünyasını da açıklamayı hedeflemiş. Bu eserinde insanın ulaşabileceği en yüksek mertebenin insanı eşrefi mahluk yapan marifetullah, muhabbetullah (Allahı bilmek, ) kademeleri ile gerçeklerin bilineceğini yazmış. İnsanın kendisini bilmesinin ancak Allah’ı bilmesi ile gerçekleşebileceği gerçeğini anlatmış. Tasavvuf yolunda insanların elbisesi olan bedenin içinde bir bedenleri olduğu, bu nefsten soyutlandığı zaman kutsal aleme ( Seyr-i sülüğü) Allah’a doğru yapılan yolculuğun manevi tekamülünden bahsetmiş.  O hiçbir zaman, zaman aşımına uğramamış bir tabiptir. Bugün ki tıp onun öğretileri üzerine kurulmuştur. Son dönem eserleri El İşaret ve Tenbiat değerinden hiçbir şey kaybetmeden bugüne kadar gündemde kalmış.

Tıbbın Kanunu ve İyileşme eserleri 17.asır Avrupa Üniversitelerinde tıbbın temeli olarak okutulmuş.  Modern İlmin kurucularından olup, ünü yaşadığı ülkenin sınırlarını aşmış. Çünkü o çağının çok ötesinde bir zekanın sahibidir.  Çocuk yaşlarında oyun oynamak yerine bütün vaktini deneyler yaparak geçirmiş.  

Tıp alanında 70 yıl boyunca temel kaynak olarak kullanılan 200 den fazla eser yazan İbn-i Sina’nın  acaba ilmi kendisine bir fayda sağlamış mı diye düşünmeden edemedim. Hayatını araştırdığımda ne yazık ki 57 yaşında Hamedan da şiddetli bir kolite yakalanarak hayata veda ettiğini öğrendim.

Demek ki kader denilen olgu ancak Allah’ın müsaade ettiği kadarı ile yaşanmakta. Sen elinden geleni yap ama kader de çizildiği gibi işlesin. Kader bizim akıl ve mantık hudutlarımızın sınırlarını aşıyor. İlahi iradeye bağlı yaşanan hayat, ancak Yaradan’ın müsaade ettiği kadarı ile devam ediyor.

 Herkesin derdine çare olan İbn-i Sina ne yazık ki kendi derdine ilaç bulamamış. Belgelerde kadere teslim olup tedaviyi kabul etmediği de yazıyor. 12 sütunlu anıtının içinde hayatını düşünürken bir yandan da bugün ziyaret edeceğimiz yerlerin heyecanını yaşamaktayım.

Muhakkak ki her şey bir kaderle takdir edilerek yaratılmıştır.

 Hekimlerin Piri- İbn-i Sina / Güzin Osmancık

Bugün İran da 5. günümüz. İlim ve sanat alanında söz sahibi olan İran’ın Hamedan Eyaletinin aynı isimli taşıyan Hamedan şehrine doğru yol alıyoruz. Burası dünyanın en eski ve en büyük antik şehirlerinden biri olup, Farsça ismiyle Hagmetane, Antik Yunancada ise Ecbatana, aynı zamanda Old Persian adıyla da biliniyor. Ülkenin kuzeybatısında yer alan Hamedan şehri, ünü dünya çapındaki bilginleri, tarihçileri ve sanatçıları ile ünlenmiş bir belde.

İlimsiz iman, imansız ilim olmaz”

Hamedan’ın en önemli ziyaret yerlerinden biri , tıp ilminin Orta Asya da ki en büyük temsilcisi olan İbn-i Sina ve Baba Taher anıtıdır 

Tabiplerin Emiri olarak bilinen İbn-i Sina anıtına gelirken girdiğimiz kent meydanında ünlü alimlerin, sanatçıların, bilim adamlarının heykelleri ile karşılaşıyoruz.  Altlarında isimleri yazılı olan bu ünlülerin hepsi de insanlık adına büyük buluşlar yapmış çok önemli kişiler.

Ama bugün bizim ilk ziyaretimizi yapacağımız yer  Ebu Ali el -Hüseyin olan Orta çağ ilminin kurucusu, hekimlerin piri İbn-i Sina anıtı.  Batı dünyası onu Avicenna adı ile tanıyor. Şimdi 12 sütunlu anıtın içini incelerken bir yandan da tıp ilmine kattığı dahiyane buluşlarını düşünmekteyim. 12 sütun onun sahip olduğu 12 bilim dalını simgeliyormuş. Kabrinin bulunduğu bu yer Hamedan Kent meydanında en yakın arkadaşı olan Ebu Sait Dahuk’un eviymiş. Onun için Erken Tıbbın Babası diyorlar. Tıp alanında öyle buluşları yapmış ki yüz yıllar sonra bile tıp dünyası temellerini onun buluşları üzerine inşa etmişler.

İbn-i Sina 980 yılında Buhara kentinde dünyaya gelmiş. İlim ve Felsefede o kadar ileriymiş ki halk ona Şeyh-ür Reis, Hüccet-ül Hak ve Şeref-ül Mülk gibi lakaplar takmış.  Küçük yaşlarda Babası Abdullah’ ın İslam terbiyesi ile büyüyen İbn-i Sina   İleri derecede Kuran ilmi yanı sıra Sarf, (şekil bilgisi) Nahif, (doğru şekilde kullanma) felsefe, fıkıh, tefsir, tıp, Hint Aritmetiği, mantık, astronomi, geometri ilimleri ile de uğraşmış.

Daha küçük yaşlarda doğa ötesi ilimler ve Kuran doğrultusunda olan her şey onun ilgisini çekmiş. O öylesine bir dehadır ki 10 yaşında hafız, 16 yaşında çağın bütün ilimlerinde en önde gelen bir yetişkin olur. 16 yaşında 2 senelik tıp ilmini bitirip müthiş buluşları ile insanlığa sağlık açısından inanılmaz şifa yollarını sunar. Bugün ki tıp ilmi onun buluşları sayesinde yoluna devam etmektedir. Öyle ki Fransa da Paris Tıp Fakültesinde onun resmi asılıdır. Ay üzerindeki bir kratere onun ismini taşır. Kırgızistan sınırındaki dağlara da ismi verilmiştir. Dante İlahi Komedya eserinde onun adından bahseder. Bütün dünya onun adını bilir ve ona gereken değeri verir.

En önemli eseri 35 yaşında yazdığı Tıbbın Kanunu adlı kitaptır.

İsfehan da hapis kaldığı 4 ay boyunca en önemli eseri olan Kitab-I Şifayı yazar.

Tıbba kattığı en önemli buluşları, kalp ve damar sisteminin temelini oluşturan küçük ve büyük kan dolaşımını birbirinden ayırarak anlatmasıdır. Bunun yanında ameliyatlarda narkoz kullanımı, yüz felcinin tedavisi, deri altına ilacın iğne ile zerk edilmesi, astım hastalığının sebeplerini bulması gibi tıbba büyük katkısı olmuştur. Ona Erken Tıbbın Babası denmesi boşuna değildir. Daha bu kadarla değil, idrardan şeker hastalığının tespiti, besinlerin kan yolu ile taşındığı, hepatit hastalığının bilinmesi, şizofren hastalarının tedavisi, apandis hastalığının ameliyatı hep onun araştırma ve buluşlarının eseridir.  Hastalıkların teşhisi ve tedavi şekilleri ile ilgili araştırmaları günümüze ışık tutmuştur.

Özellikle Kalbin karın ve kapakçık sistemini çözer. Daha mikroskopun olmadığı zamanda mikropların varlığını keşfeder.  Ve bu gözle görülemeyen varlıkların bulaşma sebebi ile hastalıkları meydana getirdiğini yazar. Bu bulaşı mikroplara karşı ilk karantina sistemini getiren de odur. Ayrıca geleneksel tıp dalında günümüzde yeniden hayat bulan Kupa Çekmek, Akupunktur, Hacamat gibi şifa yollarını ilk kullanan da onun dahiyane zekasıdır.

Özbekistan doğumlu olan İbn-i Sina’nın asıl adı Hüseyin olup bazı kaynaklarda Türk, bazı kaynaklarda da Fars olduğu yazılmaktadır.

İlimsiz iman, imansız ilim olmaz” düsturu ile yola çıkan kalplerin tabibi, ilmin iman ile olan ilişkisini anlatan kitaplarında tasavvufi bilgilere de yer vermiş.

Büyük alim Bilgelik kitabın da insanın metafizik alanda iç dünyasını da açıklamayı hedeflemiş. Bu eserinde insanın ulaşabileceği en yüksek mertebenin insanı eşrefi mahluk yapan marifetullah, muhabbetullah (Allahı bilmek, ) kademeleri ile gerçeklerin bilineceğini yazmış. İnsanın kendisini bilmesinin ancak Allah’ı bilmesi ile gerçekleşebileceği gerçeğini anlatmış. Tasavvuf yolunda insanların elbisesi olan bedenin içinde bir bedenleri olduğu, bu nefsten soyutlandığı zaman kutsal aleme ( Seyr-i sülüğü) Allah’a doğru yapılan yolculuğun manevi tekamülünden bahsetmiş.  O hiçbir zaman, zaman aşımına uğramamış bir tabiptir. Bugün ki tıp onun öğretileri üzerine kurulmuştur. Son dönem eserleri El İşaret ve Tenbiat değerinden hiçbir şey kaybetmeden bugüne kadar gündemde kalmış.

Tıbbın Kanunu ve İyileşme eserleri 17.asır Avrupa Üniversitelerinde tıbbın temeli olarak okutulmuş.  Modern İlmin kurucularından olup, ünü yaşadığı ülkenin sınırlarını aşmış. Çünkü o çağının çok ötesinde bir zekanın sahibidir.  Çocuk yaşlarında oyun oynamak yerine bütün vaktini deneyler yaparak geçirmiş.  

Tıp alanında 70 yıl boyunca temel kaynak olarak kullanılan 200 den fazla eser yazan İbn-i Sina’nın  acaba ilmi kendisine bir fayda sağlamış mı diye düşünmeden edemedim. Hayatını araştırdığımda ne yazık ki 57 yaşında Hamedan da şiddetli bir kolite yakalanarak hayata veda ettiğini öğrendim.

Demek ki kader denilen olgu ancak Allah’ın müsaade ettiği kadarı ile yaşanmakta. Sen elinden geleni yap ama kader de çizildiği gibi işlesin. Kader bizim akıl ve mantık hudutlarımızın sınırlarını aşıyor. İlahi iradeye bağlı yaşanan hayat, ancak Yaradan’ın müsaade ettiği kadarı ile devam ediyor.

 Herkesin derdine çare olan İbn-i Sina ne yazık ki kendi derdine ilaç bulamamış. Belgelerde kadere teslim olup tedaviyi kabul etmediği de yazıyor. 12 sütunlu anıtının içinde hayatını düşünürken bir yandan da bugün ziyaret edeceğimiz yerlerin heyecanını yaşamaktayım.

Muhakkak ki her şey bir kaderle takdir edilerek yaratılmıştır.

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 47 eseri bulunmaktadır.

Yazarın diğer yazıları