DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Dün, Bugün ve Yarına Dair / Gülcihan Sinem Öztürk

Herkes kendi dünyasında ve zamanında yaşıyor bu yüzden bazılarından da nasıl yapılmazı öğrenir insan… İnsanlara çoğu zaman sitem etmedim, ortaya önce yüreğimi, sonra gönül ve mesafe koydum… Olması gerektiği gibi… Çünkü yüreğini ortaya koyanlar vicdanlarıyla baş başa kalınca keşkelerde ve pişman olmazlar… Hatasız olduğumu hiç düşünmedim, hiçbir zaman mükemmele yakın olmak da değildi niyetim… Elimden geldiğince, dilim döndüğünce, gönlüm elverdiğince kendimce ilerleme gayreti gösterdim… Çoğu zaman bir şeylere yetişme çabasıyla da hareket etmedim, olabildiğince her insan kadar dinlendim, içinde bulunduğum zamanı, olanakları mümkün olduğunca değerlendirmeyi bildim…

Yılların bana fısıldadığı bir şeyler var bugünlerde, her şey geçer acı ve tatlı ne varsa, her an bir şekilde biter, her insan değişir… Olduğu gibi yaşamak, kendine zaman ayırmak ve kendi kendine ilaç olmak gerekir… Kendi yaşam öyküsünü kendisi yazar insan hem de yaşam yolculuğunda yürek tüketerek… Bu yüzden enerjimiz bitmez, hevesimiz tükenmez değildir hiçbir zaman… Bir kalemde yazdıklarımı, bir silgi ile silebilir, her şeyin altını-üstünü bir anda çizebilirim… Bir kalemim tükenmez benim, o da sustukça çağladım herkes kadar diyebilirim…

Yorulduğum zamanlarda yazarak, çizerek dinlenmeyi seçtim. Olabildiğince aktif yaşayabileceğim zamanlar geçirmeye çalıştım. Hiçbir yorgunluğum da öylesine olmadı, hep birincil niyetim olarak etik, ahlaki, esnek fakat sosyal davranış normlarına uygun hareket etmekte buldum çareyi… Zamanla fark ettim ki bazı insanlar için verdiğim değer fazlaydı, çünkü beklentisiz yaşadığımı gören insanlar, yaptıkları art niyetlerinin karşılıksız kaldığını görünce üslup ve tutum konusunda hadlerini aşmaya başladılar. İnsaniyette bir yere kadar diyerek frenledim kendimi. Bazen de iyi ya da kötü hiçbir tavır takınmadan sessizleşmek gerekirdi.

Her anın bir hava durumu vardı insanda kar taneleri sessizdi ve sessiz, soğuk kalabilmenin ne demek olduğunu onlar öğretebilirdi insana… Yağmurlar en temiz duyguları arındırır ve gözyaşlarını teşvik ederdi… Güneş küçük bir mutlulukla birlikte doğardı anlarımıza… Bulutlar zihinde küçük bir kararsızlıkla birlikte, karamsarlık bazen de deneyimlemek ve kazanmak demekti… Kendi iklimini duygularında fark etti insanoğlu, bunu davranışlarına nakletti ve mutluluk için güneşi bekledi. Güneşin doğması demek yeni bir gün demekti.

Gaz lambasının titreyen aleviyle masallar, hikâyeler dinleyerek büyüdük bizler. Bu hikâyeler aile büyüklerinden dinlenir, sonrasında sıcacık sobanın yakınına serilen yün yataklarda uykuyla pekiştirilir ve sabahları sıkı bir kahvaltıyla yeni güne, yeni bir serüvene başlanırdı. Yeni bir güne umutsuz uyanılmazdı, kaldırımlar süpürülerek tek katlı evlerin olduğu sokaklarda sabah karşılanırdı.  Belki de bu yüzden şehrin soğuk yüzünü samimiyetsiz karşılamalarımız, insan olarak en çok kendi içimize karışmalarımız. Dünle bugünü, bugünle yarının beklentilerini hep kıyaslayarak kendi arzularımızda çağ atlıyoruz. İsteklerimiz sorumluluklarımızla birlikte çoğaldıkça kaynaklarımız ve samimiyetimiz azalıyor. Yüzü gülüyor nostaljik yanlarımızın bununla birlikte bir daha ulaşılmıyor günü geçmiş zamanlarımıza…

Beyaz kireç badanalı evlerin gül dolu duvar kenarlıklı bahçesinde, sardunyalar ekiyorduk katı yağ tenekelerine… Güneşten önce uyandırdığımız umutların gölgesinde büyüyordu çınar ağaçları, gün yüzü görmeden hep gölgelerle birlikte…

Bilincimizin altı üstüne geldiğinde fark ettik yaşayan canlılar olduğumuzu, bizim de güzel günlere ihtiyacımız olduğunu ve bir adımlık mesafede doğayla buluşmalarımızı özgürlük sandığımızı… İnsandık, toyduk biraz, yaşantımızdan ne aldıysak heybemize bir ömür o doyuracaktı nefesimizi ya da hep oksijenle hayat veren ağaçlara imrenerek bakacaktık buğulu, balık kokulu bir sahil boyu kasabasından.

Dün kuşların kanatlarına takılıp çok özgür sanmıştık günlerimizi, bilmedik ki yarınların umudunu yüklenip gidiyorlar, yanıyor kanatları gökyüzünün alevinden… Bugün güne günyüzünden bakmayı öğrenecektik, yarınsa değişecekti iklimler yaşanabilirlikten yana…

Şimdi söyleyin bana heba olmuş bir nesil miyiz biz? Biraz duygularına tutsak, esrik miyiz? Ya da boşverin onu bunu size bir çay dolduralım yokluğun muradından, bana bir kahve yapalım varlığın ayarından karşılıklı içelim hayallerimizin güzelliğini aç olan anılarımızdan…

Dün, Bugün ve Yarına Dair / Gülcihan Sinem Öztürk” eseri için 2 yorum:

  1. Canım Gülcihan Hocam, satırlarında hayatın izini, yüreğin sesini ve zamanın bilgeliğini hissettim. Okurken durup düşündüren, insana kendini hatırlatan çok özel bir yazı olmuş. Kaleminin gücü, yüreğinin zarafetiyle birleşmiş. Böyle yazılar yazmaya, bizlere dokunmaya devam et… İyi ki yollarımız kesişmiş, iyi ki varsın can dostum👏👏👏🥰🥰🥰💗🧿💐

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir