Başarmak / Sebahat Şahin

Başarmak! İnsanoğlunun dünyaya  geldiği ilk andan itibaren, en büyük meselesi…

Aslında dünyaya gelmek için gösterdiği ilk başarı, anne karnında başlıyor.

Binlerce sperm arasından yumurtaya ulaşarak, yaşam savaşındaki ilk başarımıza ulaşıyoruz. Daha o aşamada gösterdiğimiz gayret sonucunda; Yaşam hakkını ele geçirmek!

Sonrasında verilen dokuz aylık bir mücadele ve doğabilmeyi başarmak! Doğdunuz, ilk kırk günü atlatabilmeniz, annenizin memesini tutabilmeniz…

Hepsi ama hepsi bir başarı…

Tüm bunları yaptınız ve hayatta kalmayı başardınız diyelim sıra yürümeye geliyor. Evet buradan bakıldığında basit gibi görünen bu davranışdaki mücadeleyi, bebeğin hayatındaki ilk adımlarını atma çabalarını izlerken daha iyi anlayabiliriz. Yüzlerce kere düşer kalkar ama asla denemekten vazgeçmez. Çünkü içgüdüleriyle başarmak için, başarısızlığın şart olduğunu bilir. Denemenin sayısı, başarıya giden yolda asla yıldırmaz bebeği, sonunda yapabileceğini biliyor olmaktır bebekdeki ısrar. Halen korku denen kısır döngüyle tanışmamış olmanın verdiği rahatlık ve özgüven vardır. Daha sonra öğrenerek, bileklerimize taktığımız “korku” denen kelepçe, başarmanın önündeki en büyük engeldir.

İnsanoğlu tarihi boyunca, birçok tecrübeyi deneme-yanılma yoluyla edinmiştir. En büyük buluşların, binlerce kere denemelerden ve başarısız sonuçlar aldıktan sonra gerçekleştiğini hatırlarsak  yaşamda insanın istediğinde ulaşamayacağı bir zafer olmadığını görürüz sanıyorum.

Örneğin Edison’un elektriği bulma çabasını anımsayalım. Yaklaşık iki bin deney sonucunda lambanın ortasında yanacak maddeyi bulmak için gösterdiği çaba ve inat, gerçekten takdire şayan bir durumdur. Edison bir gün dinamo makinesini icat eden William Wallace’in araştırma merkezine iş ziyaretinde bulunur. Burada elektrikli ampulü de görür ve bunlardan çok etkilenir. İki plakayı birleştiren plakalar elektrik enerjisiyle birleşince mavi ışık yaymaktadır. Ancak bu plakalar hemen eridiği için tam olarak verim alınamamaktadır.

İnsanlar ampulü icat ederken mum, gazyağı ve bunun gibi pek çok maddeyi denemiş ancak kesin bir sonuç alınamamıştı. Edison’un aklına elektrik enerjisiyle çalışan bir ampül icat etme fikri işte burada geldi. Bunun için Edison plakalar yerine başka bir dayanıklı maddenin olması gerektiğini düşünüyordu. Bunun için pek çok eşya ve madde üzerinde elektrik çalışmaları yapmaya başladı.

Kurduğu kırk kişilik bir ekiple çalışmalarını gece gündüz devam ettiren Edison burada elektriğin kızgın hale getirdiği ama uzun süre buna dayanan bir madde arayışı içerisindeydi. Kimi maddeler uzun süreli olmasına rağmen çok pahalıydı, kimisi ise ucuz ama kalitesizdi. Edison hem ucuz hem de dayanıklı bir madde arıyordu. Araştırmalar bir türlü sonuç vermiyordu. Artık bu durumdan Edison’un arkadaşları da sıkılmış ve çalışmayı bırakmayı teklif etmişlerdi. Ancak Edison her şeye rağmen çalışmaya devam etmek istiyordu. O güne kadar 2 binden fazla madde üzerinde çalışmış ve hepsinde başarısız olmuşlardı.

Bir gün ofisinde dalgın bir şekilde otururken düğmesinden bir iplik parçası sarktığını gördü. Birden aklına bir fikir geldi ve laboratuvara gitti. Arkadaşlarına bir avuç iplik bulmalarını söyledi. İplikler kömürleştirildi ve elektrik verildi. İplikler iki plakanın arasına yerleştirildi ve etrafı havasız bir camla kapatıldı. Elektrik verilince lambanın içinde sarı bir ışık oluştu. Bu ampülü saatlerce yakmalarına rağmen ışık sönmedi. Sonunda ampül için dayanıklı bir madde bulmuşlardı. Bundan sonra 14 bin ampulü böylece ürettiler. 900 binada elektrik şebekesi kuruldu ve ampuller bu binalara tek tek yerleştirildi. 1882 yılında ABD’de onlarca mahalle artık ışıl ışıldı. Bu büyük icat sayesinde artık her ev kolaylıkla aydınlatılabiliyordu. Bu icatla birlikte Edison’un ünü her yerde duyuldu.

O halde bizi başarıya götüren şeyin, vazgeçmemek olduğunu söyleyebilir miyiz? Vazgeçmeden yolumuza devam etmek, kendimize inanmak…

İnanarak çıktığınız her yolun sonunda mutlaka başarı vardır. Başarı insanların hamuruna işlenmiştir. Nedense büyürken,  inancımızı yitiriyoruz ve denemekten korkuyoruz. Bizden önceki insanların yaptığı gibi yılmamak ve başarısızlığın birikiminden başarının doğduğunu unutmamak! İşte bütün mesele burada…

Başarmak için öncelikle başarısızlığı tatmalısın. Bununla birlikte gelen başarının zevkine paha biçilemez. Öyleyse gelin hep birlikte kendi mucizelerimizi yaratmanın hazzını, “kaybederek” kazanmanın mutluluğunu yaşayalım. Ne dersiniz?

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir