Çağımızın Hastalık Sebebi: Kandida (2) / Eşref Bolukçu

Bağırsaklarda normalde azınlık durumda olan kandida, beslenme ve diğer sebeplerden dolayı hızla çoğalmaya başlar ve çoğunluğu elde eder. Bağırsaklardaki faydalı bakteri sayısını aşmış olur ve tehlike bu noktada başlar. Artık, alınan gıdalar uygun ve yeterli sindirilmez. Bu durumda insan organizması hastalıklara daha açık hale gelir.

Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla, vücudun savunma mekanizması da hızla çökmeye başlar.

Kandida’nın, hastalığa sebep olabilecek duruma gelmesi ince bağırsaktaki un, karbonhidrat ve şekeri kullanmak suretiyle, bunları etil alkol ve metil alkol gibi çok zehirli kimyasallara dönüştürmektedir. Kana karışan bu kimyevîlerle organizma zehirlenmeye başlar ve zamanla durum daha da ağırlaşacaktır. Kandida mantarının, şekeri kullanmasıyla ortaya çıkan toksik yapılar, daha sonra hormon sistemini bozmakta; astıma, burun tıkanıklıklarına, mide ve pankreas asitlerinin zayıflamasına, sindirim güçlüğüne, bağışıklık sistemi hastalıklarına, alerjiye ve daha birçok hastalığın başlamasına yol açmaktadır. Bu arada ortaya çıkan asetaldehit, kırmızı kan hücrelerinin işlevini bozarak, dokulara oksijen taşınmasını azaltmakta, beyinde hücreler arası iletişimi sağlayan maddeler ve oksijen ile birleşerek beyin hücrelerinin etkinliğini düşürmektedir.

Sadece Almanya’da yapılan araştırmalara göre Alman halkının yüzde 70’inde hastalık yapan düzeyde kandida mantarı olduğu tahmin ediliyor. Amerika için bu rakam biraz daha yüksek seyrediyor.

Kan yoluyla bütün vücudumuza dağılan kandida, ağız, vajina, rektum gibi mukuslu bölgelerde yoğunlaşmasının yanı sıra cilt, boğaz, yumurtalıklar ve kalp kapakçıklarına da yerleşebilir.

Kandida mantarları, vücutta kolonileşmeyi sever. Kolonileştikleri bölgelerde oksijensiz alanlar oluşturur. Bu oksijensiz alanlar, kanser hücrelerinin oluşumu için elverişli ortamlardır. Kandida şeker ile beslenir. Kanser hücreleri de şeker ile beslenir.

Birçok hastalığın “kök” sebeplerinden biri de kandida mantarı… İnsülin direnci, sızdıran bağırsak sendromu, kronik inflamasyon, kronik yorgunluk, depresyon…

Bazı hastalıklar karşısında çaresiz kalan Batı tıbbının, hastalara yoğun kortizon kullandırması ya da başka bir deyişle, pisliği halının altına süpürmesi, bağırsak florasındaki faydalı bakterilerin, yani probiyotiklerin zarar görmesine bağlı olarak, sindirim sisteminin bozulmasına yol açması ve gerekli gereksiz, herhangi bir kültür yapılmaksızın, gelişi güzel antibiyotik kullandırılmasıdır. Özellikle tabiîlikten uzak, katkı maddeleriyle dolu, işlenmiş endüstriyel hazır gıdalarla beslenen bütün gençler, maalesef bugün büyük bir risk altındadır. Diyabet dolayısıyla kan şekerindeki yükselme, kandida mayasının gelişmesine ve bağırsaklardaki faydalı bakterileri bastırarak, orada kandida için uygun bir ortam hazırlanmasına sebep olmaktadır.

Gıda maddelerinin nerede ise tamamı katkı maddeleri ile sağlıklı beslenme amacından saptırılmıştır. Raf ömrü düşünülerek marketlere doldurulan gıdalar aslında hastalık saçmaktadır. Tat ve lezzet veren kimyevîlerle aldatıcı ve besin değeri olmayan endüstri ürünleri haline getirilmiştir. Hayvanlarda hastalık ve ölüm oranlarını düşürmek, hayvanların hızla büyüyerek fazla kilo almalarını sağlamak, dolayısıyla daha fazla kâr sağlamak için, hayvanlara aşırı miktarda antibiyotik yüklenmektedir. Hayvan yemlerine karıştırılan, çeşitli zararlı maddeler, et ve süt ürünleri ile insan organizmasına dönüş yaparak, akıl ve hayale gelmeyen hastalıklara sebep olmaktadır.

Yoğun antibiyotik kullanılması, bakterilerin direnç kazanmasına yol açmakta ve dirençli bakterilerle gelişen enfeksiyonların tedavisi zorlaşmaktadır.

Kandida yukarıda sıralanan durumlar sonucu hızla gelişerek, çeşitli hastalık formlarına sebep olmaktadır.

Kandida’nın bir maya olması dolayısıyla, çoğalmak için şekere ihtiyaç duyması önemlidir. Bu sebeple, şeker ve şekere dönüşen rafine karbonhidratlar kandinanın hızla çoğalmasına sebep olmaktadır.

Kandida’nın faaliyetini arttıran en önemli sebeplerden biri de içtiğimiz ve kullandığımız sularda uygulanan klordur. Suların klorlanması, yalnızca kandidanın çoğalmasına sebep olmayıp, vücutta gelişen biyokimyevî işlemler sonucu, kanserojen etkileri de tetikler. Yapılan araştırmalar sonucunda, kanser ile klorlanmış su arasında ciddî bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Meselâ, kesinlikle klorlanmış su içmeyen Fransızlarda, kanser oranının düşük olması da bu açıdan oldukça enteresandır. Klor, suya ilâve edildiğinde, su içerisindeki diğer tabiî bileşiklerle reaksiyona girmek suretiyle ortaya çıkan yan ürün, vücutta serbest radikallerin üretimini tetiklemek suretiyle sağlıklı hücrelerin hücre yapısının bozulmasına sebep olma özelliği ile yüksek kanserojen özelliği taşımaktadır.

Kandida’nın faaliyetini arttıran daha birçok madde sayılabilir. En yaygın kullanım alanı diş macunları olan florür de bağırsaklardaki faydalı bakterilerin yok edilmesine ve kandida sayısının insan organizmasını tehlike sınırına ulaştıracağı da unutulmamalıdır.

Not: “Nizamettin Sırrı Kazancı’nın Çağın Hastalığı Kandida” isimli kitabından yararlanılmıştır.

Bu konu, çok geniş bir konu…. Amacım, bilinç oluşturmak… Bu konuda sizlerin gerekli bilgiyi ilgili uzmanlardan almanızı tavsiye diyorum…

Sağlıklı kalın…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Çağımızın Hastalık Sebebi: Kandida (2) / Eşref Bolukçu

    Ahmet

    (10 Kasım 2019 - 16:31)

    Hocam kaleminize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir