DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Bir Yarışma, Bir Ödül ve Bir Kitap / Ramazan Seydaoğlu

Başlıkta belirtilen bir yarışma haberi ile gireceğim söze.. Çalışanların yaşam ve maaş durumlarını iyileştirmeye yönelik her yıl yapılagelen işveren (hükümet) ve çalışanları temsilen sendikaların görüşmeleri esnasında, emeklileri temsil etmek üzere yetki kazanmak, daha doğrusu yetkiye aday olacak bir sendika olma mücadelesi veren Memur-Sen konfederasyonu altındaki Emekli Memur-Sen’in üyeleri arasında yaptığı manidar bir yarışma yapıldı.

Yarışmanın adı: “Dünün Tecrübesi Yarının Pusulası” idi. Sendikanın il başkanı olarak ben de yarışmayı tüm üyelerimize gerekli duyuruyu yapmıştık. Yoğun bir ilgi geldiğini duymuştum. Ancak ilimizden ne kadar ürün gittiğini bilmediğimden ben de çorbada bir tuzumuz olsun misali, yarışma kriterlerini zorlayacak bir uzunlukta olan bir anımla katılmıştım.
Anı yarışmasında 1. 2. 3. ye ve özel ödül ile birlikte bir de mansiyon verilecekti. Yarışmayı unutmuştuk artık…

Bir gün, bir telefon geldi. Arayan genel başkanımız Sayın Ali Küçükkösen Beyefendi idi. Ürünleri ön elemeden geçirip jüriye teslim eden heyetten bir uyarıyı ilettiler bana. Hikayemsi bir dille yazdığım anımı beğenmişler, ancak çok uzun olduğundan eleneceğimi söylüyordu. Ben de rica ile eğer beğenmişlerse hikayeyi kısaltabileceğimi söyledim, kabul ettiler.

Bu bir yol hikayesiydi. Asker öğretmen olarak görev yerime giderken iklim şartlarıyla yaptığımız mücadeleyi ve dokuz hanelik köyde yaşadıklarımı hikaye etmiştim..

Hikayenin iki ismi vardı. Orjinal halinin ismi “Ölüme Sıkılan Kurşun” idi. İkinci ismi de “Kar ve Tebeşir” İkinci Hikayenin köy yaşantısı ve daha sonraki bölümlerini kesip göndermiştim.

Yarışma sonuçlarının ilan edilmesini beklerken önce genel başkanım mesaj çekti, daha sonra genel merkezden arayarak, Ankara’da yapılacak olan panel sonrasında anı yarışması yapılacağını ve benim de ilk 10 da olmamdan dolayı mutlaka gelmemi istediler..

Elbette… Yarışma ve derece olmasa da il başkanlarının katılacağı bir ortamda elbette bulunmak isterdim..

Önceden yol hazırlığı, bilen rezervasyonu falan yapıldı. biletler alındı ve YHT ile Ankara yoluna girildi günü gelince.

Yol hikayeleri… Herkesin mutlaka bir yol hikayesi vardır. Benimse ömrümün ciddi bir bölümü yollarda geçmiştir, bu kesin. Sanki, annem ben doğarken göbek bağımı bir çerçinin atının semerine koymuş gibi. Oradan oraya savrulmuş durmuşum. Sadece ben mi? Ailece savrulmuşuz. Gâh cuntacı ihtilalciların sürgünü, gah vahşet gösterilerinden kaçış, gah görev sürgünleri… Konuyu dağıtmadan bizim Ankara yolculuğuna gelelim. Yolda yola dair duygularımı grubun iletişim kanalına atmıştım, bir çok güzel tepki geldi. Onu buradan sizinle de paylaşmak isterim..


Merhaba dostlar. Çok eski bir alışkanlığım vardı. Kara tren hikayeleri yazardım bir zamanlar. Bilgisayarım bozulunca hikayeler uçtu gitti. Uzun zamandır trene binmemiştim. Şu Ankara işi iyi oldu. Yolda giderken bir şeyler karaladım.. Sayın Genel Başkanımın affına sığınarak grup amacına uymasa da bunu sizinle paylaşmak istedim.
Sürç-i lisan edersem affola. Tren ve klavye hatası deyin gitsin.. 🙂

Sitem
YHT ile Ankara’ya gidiyorum..
Ankara, hani diyorlar ya:
“Ankara! Ankara! Bahtı kara, seninki benden kara!”
Kim demiş, neden demiş bilmem.. bilmek de istemem doğrusu… Kim bilir hangi sosyolojik gerçekler barınıyordur bu sözün içinde.
Karalık Allah vergisisiyse baş üste yeri var. “Kara Afrika”nin kara insanları bizdendir. Hep bağrımıza basmışızdır o karaları.. Habeşli Bilal gönül medeniyetimizin ölümsüz sembolü olan bir kara değil midir?
Ama karalık sonradan yapıştırılmışsa bir insanın ya da şehrin önüne!
Eyvahlar olsun!..

Şehirlerin ‘karalığı’nın arkasında nahoş birçok resim vardır. Bu sıfat şehrin coğrafyasından çok şehre hakim olan zihniyetten ve o zihniyetin halka yansıyan tarihi gerçeklerindendir.

Merkezin halka reva gördüğü ceberrutluk, halkın ensesinde pişirilen bozalar bu sözleri yapıştırmaya neden olmuş olabilir..

Şehrin ve dahi bazı insanların sıfatlarına yapıştırılan sıfatlar ile Ankara’nın karası arasında fark var elbette.

“Karaköse, Karacahisar, Karagümrük, Karaca Ahmet vd…” bu tabirler kimi coğrafi, kimi fiziki özelliklerden gelen münhasır sıfatlardır. Ancak Ankara’nın karası ziftten de kara…

‘Kara’ kelimesi hep hüznü ve acıyı sembolize etmiştir.. Ve olumsuz durumları haber eder. ‘Bahtı kara’ bir şehirse eğer, durmadan ‘kara haber’ler yayıyordur demek..

‘Kara’ dedik de, Karakuş, Karataş, kara kedi, Kara kuru… gibi terimlerle birlikte bir de dilimize iyice yerleşmiş ‘kara tren’ tabirimiz de var. Burada bir sitemde bulunacağım..

İnsanları bir yerden başka bir yere ulaştırma işini yüzyıllardır gururla yapan bu trenler her zaman hayırla yapmazlar bunu… Şimdi oturup da bunlar nelerdir diye yazarsak sabrınızı zorlarım biliyorum.. Ancak savaşlara asker taşıyan, insanları yerlerinden ve yurtlarından edip sürgüne gönderen trenleri anmak sanırım yeterli olacaktır..
Trenler hele bir de sevenleri ayırmışsa… bu kara çok çok kara olur. En kara ve belki de ‘angara’ olur.

Sevgilinin gözleri yollardan ayrılmaz olur.. Hep bir haber bekler, giden gelsin diye bekler… Ama o kara tren hep gecikir ve bazen hiç gelmiyor.. Gelince de, nedense ne onu getiriyor ve ondan bir haber…
Kara tren gecikir belki de hiç gelmez… diye umutsuz ve çaresiz serzenişler duyurulur..
Sitemde bulunacağım demiştim ya… Sitemim bindiğim şu YHT’nin ve günümüz trenlerinin renklerine..
Sırf şarkılara ve türkülere konu olmuş bu trenlerin renklerini kara yapamazlar mıydı? Tüm treni kara yapmıyorsunuz, bari motor kısmının rengini kara yapın be Ankara!..
Öyle yapın ki sizinki daha kara olmasın..
Duydun mu Ankara! .
Vesselam..

Mizahvari bu yazıma cevap veren Sivas İl başkanımız “Kefensiz” mahlaslı İsmet Topdağ şöyle bir cevap yazmıştı mesajıma:

Bir SİVAS’lı olarak gelen Asist değerlendirilmeli. “Kara Tren Gecikir Belki Hiç Gelmez” türküsü Sivas Yöresine aittir. Ve bizim için acı bir hikayesi vardır. 1. Cihan Harbinde Sivas Lisesinden Çanakkale ye giden ve geri gelmeyen 34 şehit için ağıt olarak söylenmiş daha sonra ise Özhan EREN tarafından notaya alınmıştır. Geçtiğimiz yıllarda bugün ki Sivas Lisesi’nin önünde Kavşağa da bir anıt ve havuzu Sivas Belediyesi yapmıştır. Konu daha uzun ama siz dostları sıkmamak adına kısa geçiyorum. Muhabbetle… KEFENSİZ.

Kefensiz İsmet kardeşimin tepkisi hoşuma gitmişti. Ama izahatındaki detayları verirse inşallah bunu DergiZan’daki Türkü Türkü Anadolu köşemizde yayınlarız. Gerçi bu türküye dair bir hikaye vardı, ancak genel hatlarıyla tüm Anadolu coğrafyası kastedilerek yazılmıştı. Bunu coğrafi işaretle yazmak ve varsa belgelendirmek lazımdır.

Ankara’ya ulaştıktan sonra, Ankara Gar’ından EBS Hotelimizin olduğu Kurtuluş semtine gitmek için yine bir trene binmemiz gerekiyor. Metro ile Kurtuluş’a vardıktan sonra İstanbul il Başkanımız Arslan Özüduruk Beyefendinin telefondan rehberliğiyle oteli buluyorum. Girişte Mardin il başkanımız Salih Çulhan Bey ile oturmuş sohbet ediyorlardı. İkisiyle de tokalaşıp kucaklaşıyoruz. Odama yerleşmek üzere izin istiyorum. Daha sonra gece geç saatlere kadar her ilden gelen başkanlarımızla sohbetler ediyor ve anıları donduruyoruz..

İl başkanlarıyla otel lobisinde sohbetle birlikte o tatlı anları dondururken..

Ertesi gün, Elli altı ilden gelen il başkanlarımızla bir istişare toplantısı yaparak, sendikal mücadelede kat edilen mesafe ile geleceğe yönelik yapılacaklarla ilgili fikir teatisinde bulunuldu.

Toplantı sonrası genel merkez binasına geçerek orada Memur-Sen Genel başkanının da katılımıyla iki saati geçen bir panel yapıldı. Çok verimli geçen panel sonrası “Dünün Tecrübesi Yarının Pusulası” ödül törenine geçildi. Yarışmada dereceye giren ve yayınlanmaya değer bulunan eserler de kitap haline getirilmiş ve salondaki tüm katılımcılara hediye edildi. Yarışmaya dereceye girenleri Birinci mansiyon ile davet ettiler sahneye.. İlk mansiyon Kars ili başkanımız, eski mesai arkadaşım, okul müdürüm Cihangir Boz‘a verilmişti. Cihangir Hoca’mdan sonra dokuz tane mansiyon derecesi daha çıkarıldı sahneye. Mansiyon geçişlerinden sonra “Mehmet Akif İnan Özel Ödülü” ile birlikte benim adım anons edildi. Birincilik, İkincilik, Üçüncülük dereceleri artık bir değeri yoktu. Bu isimle bir ödüle layık görülmem benim için büyük şeref olarak kabul ettim.

ödül töreninde derece alanlar ve genel başkanlarımızla..

Daha sonra incelediğim kitapta birbirinden değerli son derece anıyı içerdiğini gerçekten her anıyı bitirmeden bırakamayacağınız türden şeyler…

Yarışmada ödül alan ve yayınlanmaya değer bulunan eserlerin kitabı.

Programı baştan sona planlayan ve gerçekleşmesi için koşuşturan genel başkanlarımızdan en alt memura kadar, otelde hizmet eden personelden servis şoförüne kadar herkese çok teşekkür eder, sendikal hak mücadelemiz için mücadele eden tüm il başkanlarımıza da katılımlarından dolayı teşekkür eder ve başarılar dilerim.

İnşallah kısa zamanda emeklileri masada temsil edecek bir sendikal hak konusundaki mücadelemiz kabul görür ve özlük haklarından, sosyal yaşantısına kadar bir çok alanda hizmet edecek bir yasal sendikaya kavuşmuş oluruz..

Bu yazıyı paylaş:

One thought on “Bir Yarışma, Bir Ödül ve Bir Kitap / Ramazan Seydaoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 77 eseri bulunmaktadır.