Düşüncenin Dilemması: Tevhid ve Şirk / M. Latif Bakış

Sözlük anlamı itibariyle Birlemek anlamına gelen “Tevhid”, dini bir inanç ve akide olarak daha fazla bir anlam içeriğine sahiptir. Tevhid, en başta, Yüce Yaratıcı’nın eşsiz ve benzersiz oluşunun, O’na denk bir şeyin bulunmayışının, benzeri olmadığı gibi, zıddının da olmadığının bir ifadesidir. Tevhid, esasen yegâne bir ilah inancına tabi olup, sonradan varlığa geçirilmişlerin saltanatına başkaldırı mücadelesinin de bir başka açıdan ilanıdır. Tevhid, nisyanla malul olan akl-ı beşer’in, çoklukta yönünü kaybetmemesi için sığınacağı bir aydınlıklı iklim; maddepesentlik girdabından necata ereceği bir huzur adasıdır. Buna mukabil “Şirk”, sözlükte şeriklik yani ortaklık, ortak olmak, ortak koşmak anlamlarına gelip, Tevhid’in zıddı olarak birden fazla mabut kabulü anlamına gelmektedir. Tek bir ilaha karşı çıkarken, her varlığa bende olmak zilletine aklı ve ruhu duçar eylemenin adıdır şirk.
Yanı sıra şirk karanlıklı bir dehliz, ufuksuz bir muğlak iklim, antinomik bir debeleniş ve ruhsal-düşünsel bir tükenişin adıdır. İslam’ın dışında kalan her yol ve inanç ve dahi ideolojilerin tamamı esasen şirk dairesinde bulunur diyebiliriz. Zira İslam’da Allah’ın rızasını esas almak ve O’nun her daim hazır ve nazır bulunuşunu hesaba katarak ilkeli ve uyumlu birer fert olarak sosyal toplumun bir uyumlu parçası olmaya çalışmak vardır. Yönelmek, bir tür yüceltmek ve tapmaklık olduğundan, yönelinen şeyde Allah rızası veya İslâm’ın akaidine uygunluk yoksa, o yönelinen şey putlaştırılmaya doğru evrilir.
Sevmek, sevdiğinin emir ve müsaadelerine göre hayatını tanzim etmek demek olduğundan; yönelme de bir sevgi izharı olduğuna göre, izharı yapılan sevginin neye olduğu önem arz eder.
Hz. Peygamber (sav)’in şu Hadis-i Şerifleri bu konuya dair oldukça mühim bir bilgi sunmaktadır: “Kim neye hicret ederse, ona hicret ettiği vardır.” Devamında da kimin hicreti Allah’ın rızası ise ona o vardır, kimin de hicreti kadına ise ona ancak o vardır. Hicret bir yöneliştir. Aynı zamanda bir kaçıştır da. Bir şeye yönelmek, bir başka şeyden kaçmak olduğuna göre; İslâm’a (Tevhid’e) yönelmek, şirklerden uzaklaşmak anlamına gelirken; İsâm’ın tevhid akidesinden her uzaklaşan adım, cehri veya hafi, her türlü şirke adım adım yakınlaşmak anlamına gelecektir.
İlk insan ve ilk peygamber olarak Hz. Âdem (as)’dan son peygamber olan Fahr-ı Kâinat’a dek tüm peygamberlerin üzerinde bulundukları yegane kaide ve din İslam idi. Her birinin, beraberinde getirdiği ritüel ve uygulamalar ise birer şeriat olup lokal kalmakta idi. İnsanın sadece birer yönüne hitap etmekle kısıtlı kalan şeriatler İslam’ın tamama ermesine imkân vermemekte idi. İnsanın üç boyutlu bir varlık olduğunu hesaba katmadan bir işte muvaffakiyet sağlanması kolay olmayacaktır.
Nedir insanın o üç yönü? Şudur: 1-Felsefi Varlık (Düşünebilen Varlık), 2-Psikolojik Varlık (Hissedebilen Varlık), 3-Sosyal Varlık (Yaşayan/eyleyen Varlık) …
Hz. İsa’nın şeriatı insanın sadece Psikolojik varlık olarak gerçeğine hitap ederken, diğer iki yönüne hitap edemediği için onun şeriatiyle İslâm kemale erememiştir. Keza Hz. Musa’nın şeriati insanın sadece sosyal yönüne, Hz. İbrahim’in şeriati ise insanın sadece felsefi yönüne hitap ederken, diğer iki boyutu karşılık bulamamıştır. O nedenle o inanç çeşitleri lokal kalmıştır. Kavim ve kabile dinleri olmaktan öteye geçememişlerdir. Ancak Hz. Resülullah Efendimizin şeriatinde ve ona verilen kutsal ve Kerim Kur’ân’da insanın her üç yönüne hiçbir çelişiklik oluşmaksızın hitap edilebilmiş, o nedenle de onun şeriatiyle süregelen tevhid akaidi İslam namıyla kemal ve isim bulmuştur.
Nitekim sonrasında tahrifata tabi olmuş olan İsevilik ve Musevilik de birer ırk veya mensubiyetin sadece ideolojik düzlemde ismi olarak kalabilmiştir. Dolayısıyla da Din’den beklenen hukuk, huzur, barış, bilgi, bilim, ilerleme, ıslah etme, olgunlaştırma, iki dünya dengesini sağlama vb. ilke ve güzelliklerin tamamından mahrum bir duruma düşürülmüş olarak varlık iddialarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.
Hıristiyanlığın Deist (emekliye ayrılmış Tanrı) anlayışı ile Yahudiliğin Tanrı Kralı arasında hiçbir fark yoktur. Birinde Tanrı adına denilerek insanların metafiziksel beklentileri salt vaatlerle marine edilirken ve bunun da akabinde ve derununda mal mülk yığmak yatarken; diğerinde de Yahve/Yehova adına katliamlar ve ifsat meşrulaştırılmaya çalışılmakta ve yine derununda mal ve mülk edinme hırsı tezahür etmektedir. Bu hırs ve materyalist yaklaşımın adına ne dendiğinin artık bir önemi yoktur. Zira yöneliş artık Yaratıcıya değil, nefsin arzularına ve dünyevi tutkulara olmuştur.
Sözün burasında bizi alakadar eden mesajı ile kısa bir özetle konuyu nihayete erdirecek olursak diyebiliriz ki; aklımız ve vicdanımız her ne kadar başka bir ilah daha kabul etmiyor görünse de kalbimizde sevgisi, aklımızda da fikri, Allah sevgisinin ve düşüncesinin önünde yer alan her şey bir puta dönüşür ve alınlar secdeye giderken de akıllar inkâra kayabilmektedir. Bu nedenle şirkin sadece belli bir zaman diliminde ve tarihin derinliğinde kaldığını zannetmek büyük bir yanılgı olur.
“Beyni bulanık dili dolanık, alnı secdede aklı inkarda” nesillerin türemekte olduğunu esefle müşahede edebildiğimiz bir çağda, şirkin çeşitlerine ve risklerine karşı tevhid bilincinin hafızalara kazınması sadece yazı ve hitapla değil; daha ziyade eylem ve fiille de gerçekleştirilmesi gerekir. Yaparak yaşayarak öğrenme diye bilinen en etkili eğitim metodunu bu sahada da hayata hâkim kılmak gerekir. Grup içinde eğitim mümkün olduğundan, tevhid akidesine halel getirmeyen ortamlarda nesillerin inşasına azami gayret sarfetmek mecburiyeti vardır. Şirkin çeşitlerinden birisinin de ötekileştirici ve dışlayıcı tavır sergilemek, kabuğuna çekilmek ve daha fazla dindar olduğu iddiasıyla kibre kapılmak olduğu da unutulmamalıdır.
Şirkin, varlığa atılmış mahlukata karşı bir cinayet ve suç olduğu hesaba katılarak tevhidin güzelliğinin ve özelliğinin derk edilmesinde büyük fayda mülahaza edilmelidir.
Kulaklarımıza ezanla isimlerimizin okunduğu alemden, salalarla uğurlanacağımız o son vakit gelip çattığında, lisanımızdan zikr-i tevhid ve teşehhüd’ün eksik olmaması duası ve temennisiyle!..


Bu kada derinliği olan bir konuyu bu denli anlaşılır bir üslupla kaleme aldığınız için teşekkür ederiz .Allah razı olsun M. Latif hocam