Hangi Emel Tul-i Emel? / Nur Dinçkan

Fani dünyanın fani insanları  olarak hep sınırsız hayaller kurup, durarız.  Hayallerde  mutluluklar üzerine kurulur zaten.  Gerçekleşmesi imkansız gibi de olsa, sonucunun sükut-u hayal olduğunu bile bile yine de vazgeçmeyiz hayallerimizden.   Ama daha gerçekçi olabilenlerimiz daha az hayal kurarak daha az üzülmeyi başarırlar.  Sınırlı olan insan hayatına sınırsız işler sığdırılamaz.  En iyisi, lüzumlu işler planlanmalı ve sabırla, gayretle onları gerçekleştirmeye uğraşılmalıdır.  Hayallerde gerçekler üzerinden kurulunca bizi üzüntüye boğan hayal kırıklıkları da daha az  yaşanır o vakit.

Hz.   Peygamber(sav) Abdullah İbn-i Ömer’e(ra) hitaben, şöyle  buyurmuştur: “Sabaha çıktığın vakit,   akşama çıkacağını düşünme.   Akşama çıktığın vakit de,  sabahlayacağını hatırına getirme.   Hayatından, ölümün ve sıhhatinden hastalığın için ayır.  Ey Abdullah! Yarın adının ne olacağını bilemezsin.” buyurmuştur.  Abdullah İbn-i Mes’ud(ra) şöyle anlatıyor: Resul-ü Ekrem bize dört köşeli bir çizgi çizdi.  Sonra ortasına düz bir çizgi daha çekti.  Ve bu çizginin sağında ve solunda birçok çizgiler çizdi.  Bunun üzerine ortadaki düz çizgi için; “İşte bu insandır.”, etrafını kuşatan çizgi için de “Bu eceldir.”, “Bu taşradaki çizgiler de emelidir.  Onların peşinde dolaşır,  birini kaybederse diğeriyle  karşılaşır.” buyurdu(Buhari).   Enes(ra)’ın  rivayetinde de, Hz.  Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Ademoğlu ihtiyarladığı halde kendisinde iki haslet kalır: Onlar da hırs ve tul-i emeldir.” Tul-i emel; sadece dünya için  düşünülen istek, arzu ve ümitlerdir.  Dünya kelime anlamı itibariyle; adi, alçak, düşük manalarına gelir.  Kur’an’da kullanılan “elhatüddünya” ifadesi, ”alçak hayat” demektir.  Burada dünya, günlük  Türkçemizde  kullandığımız anlamda üzerinde yaşadığımız gezegen değil, bu gezegen üzerinde sadece duyularımızı hedef alarak yaşadığımız  yaşam biçimi anlamına gelir.   Gezegen anlamına gelen manasıyla kullanmak istersek; “arz” kelimesini kullanmak daha isabetli olacaktır.  Arz üzerinde orayı imal etmek için halife olarak yaratılan insan,  dünya hayatını Allah’ın bir ayeti olarak okur ve ahiretin tarlası olarak görürse,  alçak  hayatdan kurtulur.   Allah’a ve ahirete bakan yönüyle, bu anlamda dünya hayatı  mü’min için büyük bir nimet ve  imkan  olur.   Tul-i emel bu bağlamda Allah ve ahiretden kopuk , sadece dünya hayatını önceleyen hedefler olarak  düşünülmeli ve bundan kurtulmak için ciddi anlamda çalışılmalı.   İçinde yaşadığımız hayat , Allah ve ahiretden kopuk olarak  temellendirildiği için müslümanlarda bugün ,  kalbi anlamda dünyevileşmenin içerisine düşmüşlerdir.  Emellerde bu anlamda tamamen dünyevileşmiştir.   Tul-i emelin iki sebebi vardır:Biri cehalet, diğeri de dünya hayatının sevgisidir.  İnsanoğlu dünyanın şehvet ve zevkleri ile  ünsiyet edip, onunla ilgilendiği vakit , artık dünyadan ayrılmak ağrına gider.  Dünya ile ünsiyet hayatı,  ahiret merkezli yaşamayı unutturur.   Ahirete imanın böyle bir yaşam içerisinde etkisi silikleşir.  Ölümü unutur ve yaklaştığını düşünmez.   Kapitalist  tüketim toplumunun etkisiyle  ihtiyaçlarına sınır koyamaz .  Bir ihtiyacı tüketirken, hemen diğeri yerini alır.  Ve beklemediği anda ölüm kendisini yakalar.   Tul-i emelin ikinci sebebi ise; İleride yaparım anlayışıdır.  Bununla dünya hayatı öncelenirken, İslami hayat ise ertelenir.  Bir hadiste de ifade edildiği gibi,  “Sonra, sonra diyerek erteleyenler helak olmuşlardır.” Cehennemliklerin çoğunun feryadı ise; bugün yapması gereken işi yarına ertelenmektendir.   Emellerimiz tabiî ki olmalı.   Fakat bu emeller dünya ile sınırlı olmamalı.  Emellerimizi Allah ve ahirete imanımızla  beraber oluşturmalıyız.   Allah yolunda cihat ve şehadet  niyeti ve emeli olmadan yaşamak,  münafıklıktan bir özelliği taşıyor olduğumuz anlamına gelir.   Hadislerde olumsuzlanan tul-i emeli bu çerçevede anlamamız gerekir.   Kıyamet koparken bile elimizdeki fidanı dikmemizi  Efendimiz (a.  s) bize emretmektedir.   Pragmatist-seküler kültür ile zihni kirlenmiş  bir insanın bu hadisi anlaması imkansızdır.  Meyvesinden yemeyeceğim, gölgesinde oturamayacağım, çocuklarıma ve torunlarıma kalmayacak bir fidanı niye dikeyim? der.   Müslümanca  düşünceye  göre ise insan ; “yaptığım bu eylemin karşılığını ahirette alacağım” der.

Tüm emellerimiz ve eylemlerimiz Allah için olmalı.  Zira Allah’ı ve ahireti dışarıda  tutan emeller ve eylemler,   bu alçak dünya ile kalarak alçaklığıa mahkum olacaktır.

20/01/2019

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir