Sevdanın Çöl Kavrukları / Ayşe Karaca

Vakit gecenin tam orta yerine merdiven dayamış, neredeyse yıldızların saçlarından tutunmak üzere karanlık. Yokluğunun matemine inat zorla kapatıyorum gözlerimi… Lâkin yine gözlerimde çöl kuraklığı ve kalbimde Züleyha’nın koca dünyaya sığmayan hasreti.

Dizlerim ardında koşmaktan hep kırık dökük hep kanamalı.  Öyle acılarım var ki söylenmesi mümkün değil hep üstü kapalı. Bakıyorum uzaklara, gül naz makamında, bülbül kendinden geçmiş yarınları ağır yaralı.

Sürüklene sürüklene geçtim sevdanın çöl kavruklarından. Türküler yaktım adına, her biri sen diye uğuldayan budanmış dallarıma aldırmadan.  Artık İsyan ediyorum sensizliğe duyuluyor mu sesim? Karabasanlar çöktü mehtabıma, bir deniz rıhtımında biter mi ki sensizliğim. Biter mi ki sensizliğin bu yalın ayak zamanları…

Ben yine hasret nöbetlerinde savrulurken Kasımdan Nisanlara yokluğun doldururken tüm kâinatı, dudaklarım kapalı haykırdım her korkulu rüyadan uyanışta “Seni seviyorum sevgili” diye. Bir sızı bir yanış bir serzeniş var, neye niçindir bilemedim. Açılmalı kilidi aklımın, ulaşmalıyım sana… Bak yine belki de diyerek bin bir sızılı güller dikiyorum yollarına.

Döndüm dönmesi mümkün olmayan yolların girdabından. Gecenin son demlerinde zaman daha da hızlandı gün ağarırken. Hüzünle tutuştu kalbim ve kekremsi bir ayrılık sancısı koyup da gidiyorken…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir