Bulunur Elbet / Mustafa Işık

Dünyanın zehrini emerek büyüdüm, adıma ad verirdin dudağa yapış kelamla, çatlayıp durdu sabır taşı yaprağın teni rüzgara emanetti Ben ki ezberi eksik hafız Mushaf’ın kutsallığında bulurdum seni, gitmeliydim bu seherde heybemde hep uzak şehrin talihi yollar beni beklerdi, saatler ki uyandırmaya hep geç kalırdı Mağara tenhalığı terkedilmiş fırtınada, kentler de ölümlüdür diye özlemler, eski dilden […]

Dil Burcu / Mustafa Işık

ben dil burcundayım ustam yarı akîl yarı deli fesleğen kokulu gömleğim kuyuları yorumlayan rüyam geceyi kahra gömen gözlerim kolsuz kanatsız yüreğim… yani, en zengininizim usta dil burcundayım ustam cebimde kekik nane kokusu dilimde kefaret ister yeminler aşk bende, yarısı kayıp ay şavkı diğer yarısı da ben olabilirim dil burcundayım ustam aynasız ölmeyi reddederim, zaman çözemez […]

Geceye Yorgun Bir Şiir-2 / Mustafa Işık

* Senin dilin bin bir dağ lalesi hüznündeyken parmağa boyun bükmüş tespih tanesinin özleyişi boşluğu adımlamakla yorulurdu üşüyen ellerim değil çocukluğumdu arka cebimde artakalan, uzakları düşünüp azalırdım sonra en güzel şiiri yazmaya yetmiş iki dilden mürekkep kelimeler biriktirirdim iyileşmeyecek yaradan inceden ahla yanan ateşten önce gözlerini kurtarırdım söylenecek söz kalmazken dilde kalbimden ah’lar damıtırdım anneye […]

Anne ve Mutluluk / Mustafa Işık

‘’İnsan daha iyi kalplidir mutlu olduğu zaman’’ Oscar Wilde. Mezarlığa ilk kez tek başına gidecekti. Defalarca yanında geçip gitmişti oysa. Her defasında ölüme çaka satarak.  Ama bu defa bir farklıydı yürek kafesindeki kuşun kanat çırpışı. Yarın daha iyi kalpli olacaktı. Mezarlık deyince hayalinde hep günahkârların günahlarından usanmışlığıyla kaskatı kesilen mermerler, dua bekleyen ölüler gibi solmaya […]

Eski Zaman Şehrinin Kederi / Mustafa Işık

Bulutların terk ettiği şehirler ortasında her yalnız kalışım bir Taç Mahal ederdi gönül aşka gelince, bin mâşuka bedeldi Çarpışa çarpışa çığlığı kesilmiş kılıcım eski duayı kıpırdayan dudağa benzerdi düşmana ne gerek, gözler birer mızraktı Ey uzaktan üşüyen o kandillerin titrek ışığı kitaplar ortasında kuruyan güllere sorun bir elmanın zehrini kaç cüce tükürebilirdi Gidilen yola çokça […]

Kirli Gölge / Mustafa Işık

suya inen ceylanın oynaşan gölgesi kadar narin bir kelebek ve senin dilinde bir tutam besmele hüzün harman olur yüreğinde ellerinde senin gül bahçesinde bülbül ufuklarla sarmaş dolaş bir çift göz kapında kirli bir gölge gibi özlemin büyüsünü büyütürüz bir lâl ahına kuşandım adına adımı uladım kolla kendini ey mucnûn dili her sözü leyla diye çöllere […]

Al Fistanlım / Mustafa Işık

  Gökkuşağı renginde ne çok yanın var senin: sabah ezanında mümin yeşili dağ tepesinde taze gelincik toyda halay başısın al fistanlım kirpik uçların Ferhat külüngü senden gayrısına değmedi gözüm.. ötelerden gelen kervan gibisin Mısır’da Yusuf, panayır adresin ah! Kenan’da harap gözlerim Şirin dağları delsin de kuyulara su verin al fistanlım doğradığın kanın Züleyha avucu senden […]

Terzinin Dikemediği / Mustafa Işık

-Şair Abdurrahman Adıyan’a ithafen- Göğün siyah gölgesine mavi düğümler atan terzi iğnesinden sarkan ipin hangi kozanın ipliği olduğunu biliyor muydu? En afili haberleri kodlayan mors tuşlarının keyfi hep infaz emirleriyle anılırdı/ ki en çok da küfürlü bir iğne, durmadan rüyayı hep orta yerinden dikerdi. Âdem cennetten itilmiş ilk maktul olduğundan bîhaber miydi yoksa? Oysa İdris, […]

Islığı Dilinden Eksilmeyen Şair – Terzi  ya da “Düşlerim Özgür Olsaydı” / Mustafa Işık

 İnsan yazın hayatında, deyim yerindeyse ikinci kırkını çıkardıktan sonra hatıraların satır aralarında bir daha gezme ihtiyacı hisseder, dönüp geçmişe doğru seyrüsefere çıkmak ister. Hangi hatıra yüreğini kanatlandırır, hangi hatırada yüreğinde bir yerlerin kanadığını hissederek derinden bir of çeker. Çekilen bu of’ların karşısında yıkılacak bir dağ bulur mu bilinmez. Sözün ehli ustalar da öyledir. Bazen geriye […]

Dağın Ağlamaklı Hali / Mustafa Işık

Bu sürgünlük, suskunluğa tanık yüreğin hikâyesidir. Dağa heybetini tescilleyen lirik bir ağıt, ceylanların kaç gün kaç gece suya inmeyişi, eşkıyanın, kınsız bir rüzgarla ustura ağzı titreği, hangi mecliste okunan meseldi, bir bilsen. Bir bilsen dağlar nasıl ağlamaklıdır şimdi. Düşleri rahvan koşan at genç adamın şahdamarına konan misafirdi. Ben tenimin esmerliğini buğday tanesinden aşırdım, bilen yok. […]

Gecenin Piri / Mustafa Işık

                                                                     • Müştehir Karakaya’ya Ben kapına gelirsem, yüreğini aç, Pirim. Ben dergâhına varırsam, başa kurul. Dünyanın en tenha aralığı yüreğimdir, sensiz geçen […]

Müştehir Karakaya ve ‘Dört Şehir Dört Kapı’ Romanına Değerlendirme / Mustafa IŞIK

           Şiirin az sözle çok anlam ifadesinin yolu olduğu hepimizin malumudur ve yazılması için hiçbir neden yoktur. Söz ustasının terennümü her zaman gönül alıcıdır. Şiir, yaşamayı beceremeyenlerin nefes alışıdır sözü, Üstat Müştehir KARAKAYA ile ezber bozar. O, ayak tırnaklarından saç tellerine kadar şairdir. Söz, gerçek anlamıyla bir ab-ı hayattır, kitaplarında. Şehrin canhıraş […]

Kovgun / Mustafa Işık

Ölülerini kalbine gömen kavim bin parçalı düşle yüzünü yamardı. Kırlangıç kanadında süzülen umut gamlı yüreklere mahpus rüyaydı. Kalbim, bu gece yosunlu kayada uyuklayan dağ lalesi hüznünü giyinmiştir. Susarak, senle en güzelinden bin ıslak serin rüzgara yaslanır. Tüm kalelerin ardı Alamut, sessizlik kendini vedaya bırakır. Ruhu mumyaya sarılı bu kavim Nil kadar, çaresiz boynunu büker. Her […]