DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Sıcak Ekmek /  Büşra Aktaş

Tek başına yavrusunu hastaneye götüren, içinde telaşı saklayan bir anne… O küçük yaşına rağmen her şeyin farkında olan bir kız çocuğu… İkisi de birbirine iyi görünmeye niyet etmişti. Birbirinden beslenen iki yürek, havada asılı duran o ağırlığı birlikte hafifletmeye çalışıyordu.

O gün hastaneye giden yol uzun gelmişti. Annesinin elinden tutarak doktora giden hasta bir kız çocuğuydum. O küçük yaşıma rağmen tüm o hislerin farkındaydım. Ona iyi görünmeye niyetliydim, o da bana.

Hastanede reçete verildikten sonra geri dönüş yolunda oldukça yorgun ve acıkmış haldeydik. Yol sanki uzadıkça uzuyor, bitmek bilmiyordu. Annem her şeyi güzelleştirmeyi bilen bir kadındı. İçinde beliren duyguları, karşılaştığımız durumları benden saklamazdı. Ne yöne adım atacağımıza beraber karar verirdik. Küçük bir kız çocuğunun düşüncelerini incelikle dinler, dikkate alırdı. Adımları bile benimle ortaktı.

O gün de yanımızda cebimizde birkaç bozukluk vardı. Bana dönüp,

“Eve gidince elbette güzel şeyler hazırlarım ama acıktıysan söyle, bir şeyler alalım” dedi.

Acıkmıştık, hem de nasıl… O sırada önünden geçtiğimiz bir fırından sıcak ekmek kokuları gelmeye başladı. Annem sevinç içerisinde bana “Sen sıcak ekmek seversin hadi alalım” dedi. Ses tonuyla bana verdiği ilgiyle  o anı sevinçle dolu bir hale büründürmüştü. Birkaç bozukluk, o sıcak ekmekler için oldukça yeterliydi.

“Cebimizdeki bu iki lirayla sıcacık bir ekmek alır, şu köşedeki çiçeklerle donatılmış parkta biraz dinlenir, ekmeğimizi bölüşerek yeriz,” dedi annem.

O gün belki çok imkanımız yoktu ama annem varlığıyla o anın içerisine renk katmıştı. Elimizde var olanları nasıl kullanacağımızı, imkânlar ne kadar kısıtlı olursa olsun bir çözüm bulunabileceğini bana öğreten bu güzel kadın, benim için hem bir öğreti hem de bir güç kaynağıydı.

Yol üstündeki küçük fırına girdi.Dışarı çıktığında elinde sıcak bir ekmek vardı. Anne yüreği kadar sıcacık ekmeğimiz bizimleydi.

Çiçekli bir park köşesinde oturduk.

O güne dair hatırladığım çok duygu var. Şükretmeyi, sevinçle hayatın içerisinde var olmayı, küçük imkanlarla bile büyük anılar biriktirilebileceğini öğrenmiştim.

Hatırladığım şey yalnızca ekmeğin tadı değil, o anın içindeki sıcaklıktı. Aç olmamıza, yorgun olmamıza rağmen kendi hâlimize gülüyorduk “bu önemsiz gözüken bir lira ne kadar değerliymiş meğer” diyorduk asıl değerli olansa “iki bozuk lira değil , küçük imkanlarla “mutluluk” oluşturmamızdı, sevgi ile var olan sevinçti”. Cebimizde birkaç kuruş para vardı ama biz, bir park köşesinde sıcak bir ekmekle mutlu olmayı başarmıştık. Şimdi düşününce o anı hâlâ biraz buruk ama güzel bir tebessüm bırakır içimde.

O ekmeği birlikte yedik. Ve belki de sonradan yediğim çoğu lezzetli şeyden bile daha özeldi. Bugün hâlâ hayatımda yediğim en lezzetli ekmek olduğunu net şekilde hatırlıyorum. Belki de onu özel yapan şey tadı değil, o anın kendisiydi.

Bir annenin çocuğuna bırakabileceği en büyük mirasın maddi şeyler olmadığını düşünüyorum. Bazen asıl miras yalnızca bir bakış açısıdır; dünyayı güzel görebilme becerisi… En zor anların içinde bile küçük bir sıcaklık, hatta bir sevinç kırıntısı kurabilmek, insanın ömrü boyunca içinde taşıdığı en kıymetli öğretilerden biri olarak kalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir