DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Güle Sitemkâr Bülbülüm / Ayşe Ciplioğlu Kaş

Gülün şebnemleriyle parladığı o işrak vakitlerinde aktı gönül muhhabet bahrine… Sultanın kadem-i mübarekinden ümitle uçtu Huma kuşu aşkla çırptı kanatlarını gayretle. Gözlerden gönüllere akan yaşlarla arzulanan vuslat duaları okunduğunda attı şafak fecr deminde… Cennet yüzlülerin haberlerini beklemekteydi sabah kaderin ördüğü nakışlar içinde… Gama sebep olmuş maşuğun aşığın sevdasından bihaber olması… “Ne olurdu o sevgili ok gibi kirpikleriyle baktığında… Bakışlarının yüreğimize bir hançer gibi saplandığını bilseydi…”

Dizi dizi dertlerin ardı gelesiye ağıtlarla akıtıldığı an gönüller inşiraha hasret feryat ederler. Gülün rengi gibi al aldır yârin yanakları… Gülün kat kat yaprakları gibi türlü türlüdür halleri…Sevgiden öte yol yoktur dervişlerin seherlerinde. Ya Vedud! Diye çağırdıkları Sultan’ın inayetidir ölesiye sevmek…

Gül kokulu sevdaları okudukça çoğalır aşkın letafetli esintileri…Biz bize sevmelerin sonu yoktur aslında…Gönül gönüle vermekle sevdalıklar katmerlenir, kenetlenir eller gönüllerle birlikte. Biz olur artık sevenler ben sen olmaktan vaz geçerler. Aşkın kanattığı yürekleri şifa sözleriyle iyileştirmeye gelen bülbüle kulak verirler… Biz de sevdalansak o arslan yürekliler gibi…Ferhatlar gibi dağları delecek kavi sevdalarımız olsa…Biz de ağlaşsak Züleyha ile Yusuf gibi bir güzelin cemal şehrine adım atsak…

Biz de adım adım izlesek ashabın aşkla koştuğu yolları gülleri özleyerek… O güller ki, gönüller Sultanının (a.s.v) mis kokularını getirirler bize… Ah ettikçe dağların titrediği sevdaları dilemek lazım. Gülü kıskandıran, bülbülü coşturdukça coşturan muhabbetle. Bütün korkulardan emin kılan çağrıyla, umutla ve ihlasla…Yalın ayak yola revan olan muhiplerle bir daha bir daha ve sonsuza giden bir aşkla… Sevmeli güller gibi o mübarek Sevgili’yi…

İçtenliğin en latif harflerle dile getirildiği anlarda… Bir seher sancısıyla seslensek Mevla’ya… Bizi senden gafil bir hengamede bırakma! Dertleri def edensin sen… Gönülleri arındıran tevbeleri hatırlat o demlerde… Kucak dolusu günahlarımızı der dest et! Arındıkça o habis emellerden… Kalbi marazlardan pak eyleyen saf aşkla yıka esmalarınla ve Eyüp Nebi gibi şifayâb eyle!

Biz sevgi fedaileri olalım şu güller gibi… Sevdanla şakıyalım iç yakan sedalı şu bülbüller gibi! Azimle girelim şevkle koşalım Sultan’a giden yollarda… Matlubunuz işte geliyoruz aç kapılarını şimdi… Rahmet yağmurlarını yağdırdığında Mevla’m “Ey yerde gökte övülen Ahmed” sen de indir şefkat kanatlarını üstümüze…

Gel Yunus diliyle söyle aşkın onulmaz yaralarını sar gönül… Gel bir kara sevda ol sen gönlümde… Sevdikçe yeşillenen çınarım ol! Sırtımı dayadığım, gölgesine sığındığım kadim söğütüm ol! Andığımda bütün hatıratımı göğsüne sararak yüreğimi ısıtan Hızır’ım ol!… Cehdiyle yerlerin süruru göklerin gururu olan sedasın sen ey bülbül!.. Sevme oyununda galebe çalan güle sitem etme! İşretiyle yaktığı gönül mest olur, hayran olur, seyran olur… Bülbülün güle hasreti bitmez molur…

Derya gönüllerin sevmeleri de başka olur. Aşk aşk olur açıldığında güller… Kurumadan gözlerinden inen yaşlar sevmelere ferman olur… Aşka bir bakan yürek bir daha bakmaz olur… Kolay görünse de aşk ilk ağızdan sonrası müşkil olur…

Gül gibi dolanır her bir duygu kalp damarlarında ince ince. Rahmeti üfleyen soluklar beklenir esenlik getirsinler diye… Çaresi yoktur aşk oduna yanan aşığın vuslattan başka. Hızlanan kalbin “Hay” aşkıyla atışları canlanır o demde… Bir muhabbet selamı vardır bülbülün dilinde… Senden, benden, bizden yani gönülden gelen bir meltemle açılır yürek perdeleri… İlla aşktır temennileri illa aşktır!.. Bülbülün visal anını özleyişidir güle sitemi…

 

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 9 eseri bulunmaktadır.