DergiZan

Yazı ve Sanat Ülkesi

Papatyalar Solmadan / Ayşe Ciplioğlu Kaş

Sabah sabah evin içinde anlaşılmaz bir gerginlik vardı. Annesi yine başında onu sinirlendiren o imalı sözleri sarf etmekteydi. Bıkmadan usanmadan aynı teraneyi söylemekten zevk alması onu sinirlendiriyordu. “Ne var be? Ne istiyorsun? Uyumak istediğimi daha nasıl anlatabilirim sana? Kalk kalk demenle kalkamadığımı bal gibi biliyorsun değil mi? Sanki bilmez gibi geç saatte uyuduğumu? Allah Allah! ne diye zorluyorsun bu kadar Anne?” Zavallı kadının yine omuzları düşmüştü umarsızca. Karşısında onu çocuğu gibi azarlayan ergene diyecek cevabı yoktu. Yok olmadığından değildi suskunluğu. Onu uyandırmaktı asıl amacı. Onunla cebelleşmek değil. Çünkü iş başı yapması için bir an önce Orhan ustanın dükkanını açması gerekliydi oğlu Ferhat’ın. Annelik böyleydi işte. Susarken gözlerinin yandığını, boğazının büyük bir lokmayla kilitlendiğini, kalbinin deli gibi küt küt çarptığını iyice duyumsadı. Ama çare yoktu. Tahammülü zor olsa da oğlunu teselli edip kahvaltıya oturtması lazımdı.

– Ah evlat! Gel haydi kahvaltın hazır aşağıda.

– Sen git ben gelirim.

– Uyuma tekrar bak. Orhan usta bugünlerde takipte, demedi deme bak sonra!

– İyi iyi. Tehdide de başladın demek?

– Soğanlı yumurta yaptım pembe domateslerle haydi soğutma çabuk in koca oğlan!

– Pekkkiii…

Homurdana homurdana giydi terliklerini. Kıyafetlerini giyerken kolunun hareket etmekte zorlandığını hissetti. Aşağı indiğinde kahvaltı sofrasına sinirle oturdu. Kaşlarını çattıkça çatmıştı. Etrafını birini arar gibi kolaçan etti ve hışımla sordu:

– Periha kızın nerede? Niye o yok her baktığımda bu evde?

– Evde evde… Belkıs teyzen çağırdı az önce. Börek açmayı öğretiyor kaç gündür ona.

– Hala öğrenemedi mi kalın kafalı?

– Öyle deme kıza, zor tarifi, yapılması oğlum.

– Tabi tabi ben de yuttum.

Hızla vurdu yumruğunu masaya güm güm diye. Meliha hanımın aklı gitti bir anda. Sıçradığı esnada açılan ağzını kapayamadan dikti gözlerini oğluna ve:

– Bana bakar mısın sen? Bu kıza niye bu kadar düşmansın bilmek istiyorum hemen cevap ver!

– On sekiz yaşıma girdiğim günden beri gitmeyi hayal ettiğim o eve bir defa bile adım atmamışken, o budala kızın her gün zırt pırt girip çıkıyor. Dahası, onun evin oğluna yazdığını söyleyenler de varken ben susacak değilim Meliha hanımefendi.

– Evladım! Çok acı ve ayıp sözler ediyorsun dinle beni! Kardeşin…. kar…

– Sus anne Allah’ını seversen sus! Ne kardeşi yahu? O senin babamdan önceki kocandan kızın değil mi? Benim nerden kardeşimmiş ne biçim konuşuyorsun sen öyle?

– Ferhat sus oğlum duyar üzülür sonra. Siz kardeşsiniz yavrum. İkinizin de annesi benim. Aynı karından dünyaya geldiniz siz. Üzüyorsun beni bu sözlerinle haberin olsun. Ben sizi ayırmadım bu güne kadar asla!

Ferhat şişen damarlarını daha da kabartarak bağırdı: “Anne sen gider misin artık? Bıktım bu rol kesmelerinden yeter artık! Senin o vefasızın kızına bu kadar bağlı olmanı anlayamıyorum. Babamı bile zehirledin baksana. Adam sabah akşam Papatya’yı soruyor. Gören de kendi kızı sanacak vah vah size!”

Meliha hanım elindeki ekmek dilimine tereyağını özenle sürerken oğluna şefkatle baktı ve: “Yavrum ne var senin içinde, bu öfkeye sebep olacak bir sıkıntın mı var? Bence sen bu kızı bahane ediyorsun. Ne var evlat, anlat anlat artık bana da rahatla biraz!”

Ferhat gözlerini ondan kaçırarak cevapladı: “Papatya’nın şu anda bulunduğu evde olmak için canımı verirdim anne. Hani o evde benim çocuk yaşta tanıştığım bir deniz gözlü kız var ya…”

– Evet, Züleyha’dır o.

– Onun kız kardeşime ne gibi bir faydası olabilir ki?

– Kız kardeşine dikiş dikmeyi öğretiyor oğlum. Kızı okutamadık bari elinde bir mesleği olsun. Benim gibi kocasının eline bakmasın.

– Anne sen ne zaman beni düşünmeye başlayacaksın söyler misin? Varsa yoksa Papatyan var senin?

– Olur mu hiç? Asla ben sizi ayırmam ayıramam kuzum. Madem çok istiyorsun bir akşam birlikte gideriz ziyaretlerine. Beğendiğin kız ne de olsa komşu kızı. Senin bu konuyu bana daha önceden açmaman hata evlat!

Ferhat yaşaran gözlerini sevinçle sildi. Annesinin ona samimi davranışıyla teselli olmuştu. Öte yandan Papatya’nın o evde bu kadar uzun kalmasını kıskanıyordu.

– Hayır, anne ne işi var bu kadar zaman o evde? Burada dünya iş var senin omuzlarında. Gelse de yapsa ya! Benim ütülenecek bir sürü gömleğim var. Nerede bu kız? Keyif mi çatacak böyle hep? Ben her gün Orhan ustayla canımı dişime takacağım o neredeymiş? Hanım efendi oturmuş kahve içiyordur Allah bilir…

– Tabi uzun sürer oğlum. Dikişten arta kalan zaman da üniversite sınavına çalışıyorlar Züleyha’yla.

Meliha hanım son lafından sonra kulaklarına kadar kızarmıştı. Oğlunun büyüyen gözbebeklerinden fışkıran dehşeti fark etti o anda…

– Ne dedin sen ne dedin? Ders mi? Sınava mı çalışıyorlar? Anne bu kız yoldan mı çıkacak? Ne yapacakmış okuyup ta? Ben okumadım o mu okuyacak anne? Başımıza bela mı edeceksin kızını? Her gün süslenip püslenip üniversite dalgasıyla gezecek mi sokak sokak? Vallahi yakarım bu evi bak!

Meliha hanım üzgün bir ses tonuyla:

– Ah oğlum ne bunda böyle kızacak köpürecek yavrum? O senin kız kardeşin. Hevesi var bırak okusun. Evde oturup ta ne olacak sanki? Hem ben sana da okuman için çok fırsat sundum sen okumadın, istemedin diye baban seni mesleğe verdi. Bu kız da zaten Kız sanat lisesinin dikiş öğretmenliğini okuyacakmış. Kız liselerinde öğretmen oluyorlarmış bitince. Heves etti bırak okusun ne var sanki? Onun eli para tutsa kendisine de bize de faydası var zararı yok be oğlum.

– Ferhat sinirle yumruğunu ısırdı ve:

– Babam ne dedi bu işe peki? Nasıl kandırdınız onu söyle bakalım?

Meliha hanım tebessüm etti ve:

– Bu fikir babandan çıktı aslında. Geçen yıl dedenlerin köyde Selami amcanın kızının düğünü olmuştu da babanla gitmiştik hatırlarsan. Hacı Hasanların kızı evlendi ya hatırladın mı?.

– Eee, tamam hatırladım.

– Bir sene sonra kız boşandı geldi baba evine.

– Niye ki?

– Kıza rahat vermemiş oğlanın ailesi bir türlü. Oğlan da sahip çıkmamış kıza. Meğer başka bir kızı severmiş önceden. Ana babası da almamış o kızı. Oğlan da buna bakmayınca, kızı köle gibi çalıştırmış ana babası. Öyle olunca kız da dayanamamış. E tabi ana ocağında nar tanesi gül tanesi ana babanın bir tanesiydi. Gitti ayakaltı oldu evlat kolay mı?

– Dert çekmemiş desen şuna ana!

– Çekmeye çekmiş de kızı dövüp dövüp atıyorlarmış sokağa. Ne yapsın kızcağız. Önceleri konu komşuya gidiyormuş. Sonra dedikodu olur diye gelmiş baba evine. Bakmış ki arkasından ne gelen var ne de soran bir daha da gitmemiş.

– E bunları niye anlattın şimdi bana? Papatya ile ne alakası var ki?

– İşte baban da kahvede konuşmuş Selami efendiyle… O söylemiş babana bunları. Kızımın elinde bir diploma vardı da Allah’tan girdi bir işe kendini kurtardı. Bir atölyede dikiş dikiyormuş. Evde kimseye eyvallahı yok demiş babana.

– Anladım ana. Bakın iyi bakın Papatya’ya. Sanki oğlunuz da yokmuş gibi koruyun kollayın aman aman aman…

O esnada kapı çalındı, giren Papatya’ydı. Elinde güzel bir bohça vardı. Annesine ve abisine  merhaba dedikten sonra söze atıldı: “Anne bugün ağabeyim için bir gömlek diktik Züleyha’yla. O kadar şık ki bakın bir katalogdan aldık modelini. Canım ağabeyim inşallah damatlığını da ben dikeceğim böyle. Ha bu arada senin için de kalfalık kursu varmış Halk Eğitimde Züleyha söyledi. Kayıt evraklarını hazırlarız birlikte. Bir hafta müddeti var daha. Abicim, gömleğini bir giy istersen olmuş mu bir bakalım?

Ferhat şaşkın şaşkın bakakalmıştı Papatya’nın yüzüne.

– İyi ama sen benim bedeni mi nereden bildin? Ölçü falan almadan…

– Gömleklerinden birinin üstüne diktik abim.

Ferhat’ın utançtan kızaran kulakları cayır cayır yanıyordu. Mahcup bir edayla eğdi başını yere. Ne diyeceğini bilemiyordu.

Annesi Meliha Hanım, şefkatle okşadı oğlunun başını. Yumuşacık elleriyle kavradı ellerini sevgiyle ve onun eğik başını yukarı kaldırdı ve şöyle dedi:

– Oğlum kalk ve giy Papatya’mızın diktiği gömleğini. Bak gördün işte Papatya’lar solmamalı açmalı öyle değil mi?

 

Bu yazıyı paylaş:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu yazarın toplam 10 eseri bulunmaktadır.